gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

O Bir Tuğla, Belki de Çoktandır Duvarın Kendisine Dönüşmüştür

24 Mayıs 2021, 02.16
A- A+



Bu duvardan bir tuğla çekersem duvar çöker. Dünyanın neresinde olursa olsun, epey biii yüksekçede yetkiliği olanların karıştıkları feci vakalarda bu klasik her zaman imdada yetişir.
Aslında batı klasiğidir.
Yenidünyamıza bayatlayarak gelen bu ‘pratiği’, Hun akınları sonrasında ithal ettik. Atilla. Devamında Osmanlı’nın batıya başlattığı akınlarla devlette kültürel bir olgu haline dönüştü. İçeriğinde gram bir koflaşma olmadan günümüze dek geldi. Dünyanın hemen her ülkesinde işlerliği az veya çok olarak devam ettirildiği herkesçe malûm. Sanki bi bizim mi bekamız var. Her ülkenin kendince bir beka sorunu var :)
Kol kırılır yen içinde kalır deyişinin diplomatik evrimi tuğla ve duvar olarak gerçekleşti.
Çekilmeleri geciktirilen her çürücül tuğla, bi yanındaki yukarısındaki aşağısındaki diğer tuğlalara çürücül organizmalarını bulaştırıyor.
Böylelikle o duvar zaman içinde, içinden çekilmesi gereken o ilk tuğladaki mizacın yörüngesinde bir uydu oluyor.
Dişimi çektirmek zorunda kaldığımda, çürüme diğer dişlere de yayılır, çekmek zorundayız demişti. Hayır ya onu sakın çekme, yoksa duvar çöker diye bir espri yapmıştım :) O sıra dünya gündeminde yoğun bir tartışma başlamıştı. Şok bir gelişme olmuştu. Wikileaks günlükleri ortaya saçıldığında, hemen her ülkedeki idarecilerin ağzında tuğla duvar tekerlemesi dönüyordu.
Suç ve Ceza ile ‘beka’nın tahterevalliye karşılıklı oturtulma pornografisinin sadece çıplaklar kampında görünecek bu asimetrik çıplaklığını kadim normal diye yutturup toplumlara satan ezoterik erklerin ataları, engizisyon mahkemelerinden de çok öte tarihlerde kendilerini notladılar.
Tahterevallinin iki uçtaki oturaklarına konuşlandırılan bu iki kavramın ağırlık birimlerinde oynama yapanların başlarına neler geldiğini şimdi burada teek tek listeleyecek değilim.
‘mutlak dengesellik’.

Bu pabucumun mutlak dengeselliği tabusuna dünyanın her ülkesinde karşı çıkmanın en bilindik yaftalanma bedelleri arasında başı çekenler arasında: vatan hainliği, din düşmanlığı, tefrikacı ve ‘içimizdeki İrlandalı’ gibi, avam katmanlara kolaylıkla satılan yakıtlar geliyor.
Bütün amaç, her ne olursa olsun o duvarın orada durma zorunluluğu. Sanırsın ki G.O.T’da gece bekçilerinin binlerce yıldır savunduğu suru koruyoruz.
Peki, korumaya çalıştığımız duvarlar her zaman kimlerin üzerine yıkılıyor….

O duvarları korumamızı bize tavsiye edenlerin duvarla beraber aşağıya düştüklerini, bizimle beraber duvarın altında kaldıklarını göreniniz olduysa ya şimdi konuşsun ya da ölene kadar sessiz kalsın :)
Hep şu denir dii mi: değişim insanın kendisiyle başlar. Büyük saçmalık. Gezegenimizdeki her bir insana ve diğer formlara organizma/uzuv olarak yapışacak olan +++faydacıl bir değişimin eş zamanlı nüfuz edilmesini sağlayacak bir yol haritası oluşturulmalı. Demesi kolay, gerçekleştirilmesi çok zor. Ölümlerden ölüm beğen vari bir buluş süreci. Değişimin kesinlikle bireyler tarafından keşfedilmesini, alttan alttan, bireylerin kendi özellerinde hapsolması gerektiğini tavsiye eden öğütleyiciler tarafından murdar edilen bir huzur yastığı olarak; değişimin sahibi tarafından katledilmesi önerilir aslında. Keşfet ve sakla tatminkârlığı :) Komik bir ketumiyet. (cidden, şu anda çok gülüyorum)

Bizler için gelecekte tarihlendirilecek olan o pastadan günümüzün her insanına eşit paylarla kesilecek korku dilimlerinin hepsine her insanın söndürmesi için mum koymayı nasıl başaracağız. Herkesin kabul edeceği ortak bir korku ismini üretmek, altın oranda gelişecek akılların hakkı olan bir ödüldür. Ödüllere, ormandaki kurda yem olma isterisinin masal olması için yanıp tutuşan kırmızı başlıklı kızın gezinti güzergâhında rastlamak mümkün değil ki ama? Bu bahsettiğim ödülün kendisine ait bir ormanı zaten var ki? İş, başarılı bir kariyer, mutlu bir evlilik, sağlıklı çocuklar, rahat bir emeklilik, bir yazlık bir kışlık, sahilde bir yat, tepede bir helikopter veya sadece asgari ücretli bir yaşam, evet, %90 zekâ ve akıl ile rehberler eşliğinde muhatarası az olan patikalardan geçerek güle oynaya elde edilen bu edinimler ödül olmaktan çok uzak görünmüyorlar mı şimdi bu satırın sonunda hâlâ da? O ormana, şu anki genel geçer matrisimizde harcamadığımız %90 aklımızla girmek gerekiyor. Aklı kaybetme pahasına o ormandaki riskleri göze almadıkça, o ödülü yüzde elli kazanma veya kazanamama sonuçlarını hiç bilemeyeceğiz. Ama elimizde şu an olan %0’ımızdan eminiz.

Duvardaki o çürük tuğlayı ve berisinde yöresinde çürüttüğü tuğlaları çekmek, altın oranla işleyecek bir rasyonun ilk uygulayıcıları olmak demektir. Çünkü duvardan çekilecek o tuğla-lar, duvarın komple yıkılacak veya yıkılmayacak olmasına dair oradaki ve an’daki o insana bir fikir verir. Tam bir yıkılma gerçekleşmesi öncesinde altında kalmaktan kaçmak için zaman tanır.

Ama yeni duvarlar inşa etmeyi, yıkılacak duvarın altında kalarak ölünmek uygulamasından daha üşengeç bulanlar o tuğlayı çekemezler. Çünkü onlara sorsan, günün birinde zaten ölmeyecekler mi? Sebep sonuç dengesini, aslında yaratılış kodlarına hiç ait olmayan bir tapınak olarak inşa ederler, sebepleri fasa fiso olarak görürler, önlem almaya üşendikleri her sorunun onlara açacağı yıkımları bir imtihan olarak görürler. Tanrı‘da, varlıkları böyle bir işletiş sistemi yok ki ama? Aklı kullanmamanın getireceği her ölümcül sonucu, kulluğun güneş sistemindeki takva gezegeni olarak görmek, neo-hedonizm değildir de nedir? Toplumlara çivili mantık halısında emekleme yürüme öğretildiğinde başka ne olmalarını umuyoruz ki. Gözümü kapatıp, dünya haritasında parmağımı rast gele bir ülkeye koyduğumda o ülkenin kendisine özgü ürettiği delilerden oluşan bir milletini görmem tesadüf değil.

Çürük tuğlalarını çekmeyi akıl edebilmiş ve gerektiğinde yeni duvarlar inşa edebilmiş olan refahı yüksek kimi ülkelerin milletleri de aynı zamanda delidirler. Çünkü rasyoyu hapsediyorlar, yayılmasını engelliyorlar. Bu durumu, insanın kendi aklını kıskanması olarak adlandırıyorum. Böyle bir acizlik olabilir mi? :) Beyni ve anatomisi ile baştan ayağa sağlıklı olan bir insanın, yolda tekerlekli sandalyede giderken gördüğü bedenen engelli bir insana sağlıklı bacağını göstermesi kabul edilebilir mi? Aklı da bir uzuv olarak kabulden yola çıkarsak, sosyokültürel ve ekonomik duvarlarındaki tuğlaları nasıl çekeceklerini çözen başka milletlerin insanları o akıllarını, sağlıklı bir ayak misali diğer biçare milletlere göstermiş olmuyorlar mı? İnsanın kendi aklını sadece sürüdeki dairesiyle kısıtlı tutması inanılmaz. Aklı, kıskanmaktan öte istenildiğinde komşuya ödünç olarak verilecek bir çapa gibi gören Adraha ailesine o yaklaşımı bize tekrar geri vermesi için ricada bulunmalıyız. [Adraha ailesi bir bloğumda bahsi geçen bir aile] Tüm küremizi ilgilendiren, artık mitos olarak bile kendisinden bahsedilmesinden bilinç dışında nefret edilen bu keşfe istendiğinde ters mühendisliğin mecaz sahasındaki yöntemleriyle veya zıtlar prensibinin yönergeleriyle ulaşmak mümkün.

Gezegenimiz, birkaç kişinin veya 35 milyonluk bir ülke milletinin izolasyon tercihinde bulunmalarına müsaade edecek bir büyüklükte değil ki? Keşfedip kendilerine sakladıkları rasyonelliklerini dünyadan adeta kıskanıyorlar. Bildiğin kafayı sıyırmışlar. Düşünebiliyor musun, faydanın yayılmasını akla aykırı gören bu deliler, aslında kötü olmaktan çok uzak daha berbat bir tutumda yaşamayı ayrıcalık zannediyorlar. Kötülüğün gerçekliğini bile isteye yaşayan titanlar değiller, aynı senin benim gibi evine işine gidip gelen, çocuk büyüten, gülen eğlenen duygulanan, yeri geldiğinde ağlayan sinirlenen bu insanlar, faydanın yayılması gerektiğinden yoksun olduklarını fark edemiyorlar. Küçük bir kürede yaşıyoruz. Herkes olan biteni görüyor. Büyük okyanusta kanat çırpan bir kelebeği, binlerce km uzaklıkta meydana gelecek bir kasırganın öznesi yapma rasyosunda olan insanların, kaos teorisini o kelebekle sınırlı tutmaları inkâr edilemez bir yıkıcılıktır. İnsanı, manen ve maddeci kanat çırpınışlarından oluşacak kaosların dışında tutmayı: öğle 12 güneşinin gölgesinde her insanı iyilik meleği görerek eş fizikli yerde görünen pollyanna'nın en duru izdüşümü olarak anlıyorum. İnsanlar iyilik meleği değillerdir. Kötülük meleği de değillerdir. İkisinden de yapay adrenalinler hortumlayarlar hepsi bu. Bunun adı öyle çok bi delilik de değil aslında. Cehalet. Tüm gezegeni yönetme, idare etme, kontrolde tutma iradesiyle donanımlı olarak önümüzde bulduğumuz insanlığın potansiyelini ve potansiyellerinin çarpan etkilerini sadece masum bir kelebeğe mi atfedeceğiz? Böyle alçakça bir kaçış olabilir mi?

Binlerce yıl önce söylenen sözlerin havada partiküller halinde asılı olarak beklediklerini artık bildiğimiz bu çağ dünyamızda, kendilerini kaos içindeki ülkelerden sterilize ederek yaşatan milletlerin hatıratları mı silinecek. Bu mümkün mü….
Duvar yapıcıların kronolojik sıralandırmalarını döndüren çarkların dişlileri dünyanın her ülkesinde aynı sağlamlıkla işler. Tuğla pişirmekten aciz olan milletler, yeni duvarları yapamayacaklarını birbirlerine öğütleyen kitleler haline dönüştüklerinden utanmadıkları gibi; o surun üzerinde kendilerinden zannettikleri duvar ustalarından tuğla çekmeyi bir türlü neden öğrenemediklerine de kafa yormazlar. Bunun tek bir adı var. Karşılıklı tembellik.
Deliler hastanesinde, dışarıdan geçenlerden sigara isteyen deliler var ya hani, her an yıkılacak duvarlarına oy zamanı sandıkları kurup aşağıdakilerden oy dağıtan duvar ustalarından, her seçim zamanı oldu olacak birer paket de sigara isteyelim de konuyu tatlıya bağlayıp yazıyı burada bitirelim.

YORUMLAR

27 Mayıs 2021, 00.37
1 rer paket sigara ise sonu tamamdır o zaman :)

27 Mayıs 2021, 22.34
:)) Bu versiyondaki bir 'bardağın dolu tarafı farkındalığı' nız, sonsuzluğa namzet bir sona erememişlikle cezalandırılışım olmuş :))
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın