gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Kuğuların Atası

22 Kasım 2021, 16.50
A- A+

Tezkeresine 2 ay kala, aldığı mektuptaki o ifadeye ne anlam yükleyeceğini bilememişti. Bu nedir demişti. ‘’Kalbini tertemiz koruyorum, gel al’’. Kalbi zaten verecekti ama neden ille de şerh düşmüştü ‘mavi güneşi’. Ona yakıştırdığı birçok ismin içinden en çok sevdiği buydu. Mavi güneşi.
Onu o anda içinde gezindiği korku tünelinden çekip almam için bana sorduğu o soruya vereceğim cevapları hızla hazırlamam imkansızdı. Bu soru ne tam doğru, ne tam yanlış, ne de tam muğlaktı. Hepsinden birer uzuv almış bir varlıktı aslında.

Verilecek cevaplar için zaman kazanılması gerekiyordu. Zamana oynayacaktım, ama nasıl? Evham yapıyorsun, boş yere endişeleniyorsun gibi gibi hiç ihtiyacı olmayan zırvaları duymak istemeyeceğini bildiğim için çay içer misin demiştim. Demir bardakla getirdiğim çayı şubatın soğuğuna kalkan yapar gibi bardağı göğsüne dayadı. Bunun cevabını bilemiyorum deseydim tepkisi ne olurdu acaba.
Hasret dayanılmaz olduğunda böyle ifadeler mektuplarda yazılır gibilerinden bir şeyler söyledikten sonra bölük komutanından evvelsi gün azar işiten üst çavuşu konu yapıp güldürmeye çalışmıştım. Kısmen gülebilmişti. O da benim hatrım içindi hani tebessümü. Halbuki az önce o satırda kan içmişti. O vurdumduymaz neşesi ise kızılcık şerbetim olmuştu.
4-8 nöbetine gideceği akşamında 449’un yerinde karalanmayı bekleyen 550 nolu kutuya benim imza atmamı taa acemi birliğinden sözlemişti. ‘’Bekle, telefon açacağım, şafak doğan güneş dedikten sonra karalarsın’’ demişti. Baharın ilk günlerinde sırtım duvarda, yanımdaki ankesörlü telefonun tuşlarına vurdu.

Harikalar diyarına ait olmayan kederli bir ‘’efendim’’ nidası duyunca bana baktı. Mektuptaki ifadenin cevabını alırken başını göğe kaldırdı. Saklanabileceği binlerce gök katını bir çırpıda inşa ettiğini görebiliyordum. Ani bir kalp krizi geçirmek için neler vermezdi. Ama bu artık imkansızdı. Çünkü Mavi Güneşinin harında kalbi çoktan erimişti. Ölmesi imkan dışı kalmıştı. Dünyaya inen binlerce İsrafil’in kıyameti haberlemek için üfledikleri surlardan duyduğu seslere dayanamadığı için miydi acaba kulaklarını kapatışı. Sanırım öyleydi.
O an onun karşısında, kendimi binlerce çıkmaz sokağın avare muhtarı gibi hissetmiştim. Telefonu kapattıktan sonra bana bakan o gözlerinde, şehitlik mezarlıklarında özene bezene bakılıp büyütülen çiçekleri görmüştüm. Hayatının bittiğinden artık ikimiz de emindik.

Bitmiş bir hayatı unutmak için yaşaması gereken en tehlikeli maceraları, inşa ettiği karanlık göklere bakarak senaryoladığı açıktı. Kıl payı ölümlerden döneceği ölüm kalım döngülerinin listesini çatık kaşlarındaki kıllar kadar çoğalttı. Böyle cehennem altı bir acıya üzülmek için zaman ayırmamayı seçmesi…. Durmaması. Durursa batardı sanırım. İlerleyen yıllarda, normal bir ruhun iki gün durduktan sonra iflas edeceği birçok yalnızlık mekanları tanıdı, oralarda yıllarca kaldı. Bu yolculuklarda birebir görgü tanıkların ağzından birçok hikayeler işitti. Bu yolculukların arınma süreciyle sonuçlanacağını kim bilebilirdi ki. Hayatta her zaman daha dip acıları yaşayanların olduğunu yaşayarak gördü. Çünkü her zaman daha kötüsü vardır. Ondan en son yılbaşı kartını aldığımda omzunda bir kartal vardı. Uçsuz bucaksız steplerin ortasında, eskiyen tüm zamanlara rağmen kendisini onaran bir zeytin ağacı gibiydi. Cehennemlerin bile yakmaya değmez bir hayatı cennetlerin imrendiği bir hayata çevirmek. Kuğuların dahi imrenesi baktığı böylesi bir zarafeti ruhundan taşırıp nasıl dünyaya akıtması mı? Bunu gerçekten anlayamıyorum. Hiçbir fikrim yok.

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın