gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

BİR VAR_MIŞ_IM BİR YOK_MUŞ_SUN…

09 Kasım 2025, 18.35
A- A+



Oysa biz, sen ben hepimiz yani, zamanın penceresi önünde duran ölülerdik. Sağalmayan her yaramızda saatler kısık sesleriyle geri dönülmez dakikalar kazırken ömrümüze gönül koyduğumuz her akşam da görünmez düşmanlar biriktirecek sabahlarımıza. Bir şişenin dibinde ayılırken suçlarımız masumiyetimiz unuttuğumuz hatıralar kadar olacak.

…..

Haziran Sıcağından Kasım Rüzgarlarına / İSTANBUL 2025


Kuş gagalarından dökülen notaların ezgisi doldururken gün batımlarını, eteklerimde koşar adım giden hikayelerin sakinliği var. Ve ben özlemişim kaldırımları döven adımlarını. 

Huysuzluğun gülümsüyor yine uzaklardan. Hoş geldin ve hoşçakal arasında gidip gelirken harflerine ay bulaşmış kelimelerim, çaresiz gülümsüyorum ben de sırrını avuçlarımda sakladığım sancılı bir tebessümle. İçimde kopan fırtınaların sağanakları birikiyor ayak diplerimde ve genzime dolanlarda da yine sefilliğin o aynı o kurşuni tadı var.

Hikayeler anlatıyorlar bana perçemlerine alev düşmüş çocukların diyarından. Ölüm var demek ve kesilmeden nefesim tutmak istiyorum rüzgarın terkisinde kalmış gülüşlerini.
Sense kıvranıyorsun perdelerin ardında. Zamanın ruhuna benziyor ruhunun gelgitleri. Hep bir ileri. Sonra hep bir geri…

Bak bir eylül daha devirdin sırtında taşıdığın yılların üstüne. Ama yine denk düşmedi içinin yalnızlığına içinin kalabalığı. Neyi biriktirdin gölgende kalan onca gülüşten sorması zor. Sınanması zor sustuklarından. 
Bense eziliyorum yine; ensemde geçmişimizin ayak izleri…


Adından yapılmış ninnilerle büyüttüm ben bu aşkı. Eksilmezken bir vakitler dudak kenarıma doğru akan nehirler, yokluğunun yerine koyardım gökyüzünün sağanaklarını. Şimdi kokuna bulanmış saçlarıma bir akşam yağsa da usulca; usulca dönüyorum o huzurdan; içimin kalabalık cenazelerin ıssızlığına benzeyen ıssızlığına.
Öyle bir ıssızlık ki…
Bilmiyorum neyle örtülür bu sızının üstü. Su yutmuş gözenekleri büyürken acının, neyle sınanır güneşin sağırlığı.
Oysa uykusuz rüyalar gördürecek kadar güçlüydü bizim kelimelerimiz… Şimdi kerahet vakti uyunmuş uykular kadar hayırsızsa aldığım nefes, söyle bu kimin mızıkçılığı?
Kimbilir belki de unuttun! kasıklarımdaki sancının dudak kıvrımlarına nasıl yakıştığını.
O zaman sevgilim, yüreğimin tam ortasına dilinin lügatinden semtime uğramayan kelimelerle ördüğün duvarın üstünden uzatıp başını, teninin çığlığına dokunmuş ellerime bak!
Zordur görmek sana ama;

Gözlerim ellerimde; kanadı duvarlarına çiçekler çizmekten hepsi.





YORUMLAR

11 Kasım 2025, 02.32
.................................................................

Canım Adiom,
Yazıların hiç bitmeyen bi sızı, bitmeyen deprem, bitmeyen yangın gibi...

Kalemine düşenleri seviyorum.

Akıl her daim yaşatmıyor insanı, hissedebildiğin kadar yaşıyorsun ...
Ömrün uzun olsun , seviyorum seni.....

smile Resmi  smile Resmi smile Resmi smile Resmi smile Resmi
smile Resmi smile Resmi













12 Kasım 2025, 16.35


Aslına bakarsan hatunum, her fırtınanın içinde bir sükunet, her depremde bir korunaklı alan ve  her yangında bir ferahlık oluyor teslim olabildiğinde olan ve olacak olana.
Biz fanilerin akılla imtihanı da bu olsa gerek. Direnmek, itiraz etmek sorgulamak.
Olmazsa da mesele olsa da mesele.
Ama yine de vardır bir bildiği diyoruz yaratıcının öyle değil mi? :)

Çokça amin duana. Amin ki doya doya kalabileyim o sükunette, ferahlıkda, güvende. O kokunun huzurunda.

Seviyorum ben de seni. Hem de özleyerek. 
Gelsen de şehre Cezbe’yi de alıp bir deniz kenarında tahta bir masada müzeyyen dinlesek.


Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın