Radyodaki Ses
14 Kasım 2025, 16.47 A- A+
Evin duvarlarına sabah ışığı ağır ağır tırmanırken, sessizliği yalnızca radyonun cızırtılı sesi bozardı. O ses duyulduğunda, sanki evin içinde nefes alan görünmez biri belirir, duvarlar bile onunla birlikte soluk alırdı.
Bazı sabahlarda, dedesi bahçeye gitmeden önce pencere kenarında duran radyoyu alır, büyük boy pillerini yerleştirir ve çalışıp çalışmadığını dikkatle kontrol ederdi. Çocuk da sessizce izler, ellerini yavaşça cebine sokar, merak ve heyecan karışımı bir bekleyişle hazır olurdu. Dedesi radyoyu alıp kapıya yöneldiğinde, çocuk kendi küçük elleriyle kapının kolunu tutar, yola çıkarken bir ritüel gibi radyoyu kucağına yerleştirirdi. Bu an, bahçeye gidişin sessiz hazırlığıydı. Her adım, kirazların gölgesine bırakılacak sesi bekleyen bir davet gibiydi.
Çocuğun dedesi bahçeye vardıklarında radyoyu ağacın altına, kirazların gölgesine bırakırdı. Ses bazen türkülere dönüşür, bazen uzak şehirlerden haber getirir, bazen de sessizliğin içinden bir kalp atışı gibi titrerdi. Radyonun varlığı, bahçedeki sisi dağıtır, dallarından sarkan kirazları güneşin ilk dokunuşuyla kan gibi parlatır, kuş sesleriyle birlikte havayı, olgunlaşan meyvelerin kokusuna karışan bir çocukluğa dönüştürürdü.
Kiraz bahçesine gidiş yolu, kasabanın dışına uzanan son yeşil umuttu. Dedesi mezarlığın yanından geçerken radyoyu hep kapattırırdı. Ama çocuk kapatmaz sadece sesini kısardı. Çünkü o küçük, yumuşak sesli radyodan, toprağın altına sızmış bir sesin kendisine döneceğine inanırdı. Sanki babası, toprağın altından değil de o radyodan ona seslenecekti. Her seferinde kulağını hoparlöre dayar, cızırtının içinden tanıdık bir nefes, bir mırıltı, bir “oğlum” arardı.
Zamanla, radyo da kendi yaşını hissettirmeye başladı. Sesler bazen beklenmedik şekilde kesiliyor, cızırtılar daha uzun sürüyor, türküler yarıda kalıyordu. Çocuk önce bunu fark etmedi; yalnızca merakla hoparlöre eğildi, “Belki babam daha uzaklara gitti bu yüzden radyonun sesi zor duyuluyor,” diye düşündü. Ama günler geçtikçe, sesler eskisi kadar sıcak ve canlı gelmemeye başladı. Artık radyonun nefesi, bahçedeki sessizliği eskisi kadar dolduramıyor, cızırtının içinden süzülen o tanıdık mırıltı daha da kayboluyordu.
Bir sabah, radyo tamamen sustu. Evdeki nefes kesildi. Sessizlik, çocuğun içini kaplayan bir gölge gibi ağırlaştı. Öyle ki bazen kendi kalp atışını bile duyamaz oldu, kulağına çarpan her nefes uzak bir uğultuya dönüştü.
Sonunda dedesi radyoyu tamirciye götürdü. O süre boyunca çocuk bahçeye daha seyrek gitti. Bir süre sonra kirazlar iyice olgunlaştı, bazıları dallarda çürüdü, bazıları kuşların gagasında kayboldu. Bahçe artık yalnızca rüzgârın ve sessizliğin gölgesinde sallanıyordu. Çocuk ise içindeki boşluğu, dalların arasındaki sessizlikle doldurmaya çalışıyordu.
Radyo sonunda tamir edilip geri geldiğinde, çocuk onu elleriyle okşadı, hoparlörüne yüzünü dayadı ve o tanıdık cızırtıyı bekledi. Ama bu kez ses yalnızca haber ve müzik getirdi. Hiç kimse ona seslenmiyordu. Toprak kadar suskun, rüzgâr kadar yabancıydı artık o ses.
Çocuk, o an babasının ona hiçbir zaman radyodan seslenmediğini anladı. Onu konuşturan şey sadece inanış, sadece özlemdi. Ama bu fark ediş bir kopuş değildi, bir kabullenişti. Çünkü bazı sesler bir kez sustu mu, geriye yalnızca anısı kalır. Tıpkı mezarlığın yanından geçerken içe dolan o açıklanamaz ürperti gibi.
O günden sonra çocuk, dedesinin yanında yürürken radyoyu yine taşır oldu. Ama artık mezarlığın yanına gelindiğinde o sessizliği bozmaya kalkmadı. Sadece başını hafifçe eğdi, radyoyu kapattı ve toprağın altındaki o sonsuz sessizliği dinledi.
Belki o anda, ilk kez gerçekten babasının sesini duydu. Hiçbir yerden gelmeyen, fakat her yere sinmiş o sessiz sesi. Tıpkı güneşin kiraz yapraklarının arasından süzüldüğü o sessiz sabah gibi, hiçbir yere ait olmadan her yerde var olan yokluğun sesini...
Dedemin, "Oğlum yükseltiver şu radyonun sesini..." dediği türkülerden biriyle birlikte...
Özay Gönlüm - Sobalarında Kuru da Meşe Yanıyor
https://www.youtube.com/watch?v=IpT4V-GbhEI
Özay Gönlüm - Sobalarında Kuru da Meşe Yanıyor
https://www.youtube.com/watch?v=IpT4V-GbhEI


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir