MEĞER
18 Kasım 2025, 03.54 A- A+
Bazı geceler, uyku seni öyle nazikçe alır ki, gerçeklikten kopuşu fark etmezsin bile. Gözlerini kapattığında, birdenbire bir bahçenin ortasındasın. Hava ılık, rüzgâr tenini okşuyor, çiçeklerin kokusu burnuna doluyor. Uzakta bir su sesi var; ince ince akıyor, sanki yıllardır seni bekliyormuş gibi.
Yürüyorsun. Ayakların çimlerin üstünde yumuşacık, sanki dünya seni kucaklıyor. Karşına biri çıkıyor; gözlerinin içine bakıyor, sen daha adını söylemeden seni tanıyor. Konuşmuyorsunuz bile, gerek yok. O gülüş, o elin avucundaki sıcaklık, o an tüm eksik parçaların tamamlanıyor. Zaman durmuş gibi. Kalp atışlarınız aynı ritimde, sanki tek bir kalp iki bedende atıyor.
Sonra bir ev. Küçük, eski, ama içi sıcacık. Pencere önlerinde saksılarda fesleğenler. Mutfakta çay demleniyor, buhar camı buğulandırıyor. Bir köşede koltuğa kıvrılmışsın, başın onun omzunda. Dışarıda yağmur yağıyor, damlalar camda yarışıyor. İçeride ise sessizlik; ama o sessizlik öyle dolu ki, kelimeler utanıyor yanında.
Günler geçiyor rüyada. Yıllar gibi. Birlikte dağlara tırmanıyorsunuz, deniz kenarında ayaklarınızı ıslatıyorsunuz. Çocuk sesleri duyuyorsun bazen, kahkahalar evi dolduruyor. Yaşlanıyorsunuz birlikte; saçlarınız ağarıyor, ama gözleriniz hâlâ ilk günkü gibi parlıyor. Ölüm bile güzel geliyor o rüyada, çünkü el ele giriyorsunuz sonsuzluğa.
Ve tam o anda, en mutlu olduğun yerde, en derinden sevildiğin anda… gözlerin açılıyor.
Yastık ıslak. Oda karanlık. Saat sabahın beşi. Yanında kimse yok. O koku yok. O sıcaklık yok. O kahkaha yok.
Bir rüyaymış meğer. Koskoca bir hayat, bir gecede sığmış.
Ama garip olan ne biliyor musun?
O rüya sana özgeç. Sana özel.
Kimsenin yaşayamayacağı kadar senlik. Kimsenin dokunamayacağı kadar derin. O ev, o ses, o bakış… hepsi senin ruhunun en kuytu köşesinden fırlamış. Gerçek hayatta belki hiç olmayacak, belki hiç kimseye o kadar ait olamayacaksın. Ama o rüya var ya, o rüya senin.
Kimse elinden alamaz.
Kimse anlamaz.
Kimse yaşayamaz.
Sadece senin.
Ve bazen, en karanlık sabahlarında, gözlerini tekrar yumup “biraz daha” diye yalvarırsın uykuya. Biraz daha o evde oturmak, biraz daha o ele dokunmak, biraz daha o hayatı yaşamak için.
Çünkü gerçek hayat ne kadar eksik olursa olsun, o rüya sana yetiyor.
Sana “bir gün” umudu veriyor.
Sana “belki” dedirtiyor.
Ve en önemlisi, sana “ben böyle sevilmeyi hak ediyorum” dedirtiyor.
İşte bu yüzden, o rüyaya her döndüğünde, kalbin biraz daha büyüyor.
Çünkü o rüya, senin en güzel halin.
Sana özge hayatın ta kendisi.


YORUMLAR