gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Beyazın İçinde Yananlar

13 Aralık 2025, 11.36
A- A+
Sarıkamış… Beyazın bile donduğu, karın kendi üzerine yığılıp sustuğu bir coğrafya. Yıl 1915. Takvim Aralık ayını devirmiş, Ocak ayının kırılgan ellerine bırakmış zamanı. Kar, gökten değil, sanki gövdenin içinden yağıyordu artık.

Kars’ın doğusunu yalayıp geçen buzlu rüzgâr, yalnız kemiklere değil, dualara da dokunuyordu. Sessizlik, patlamamış mermilerin uğultusu kadar keskindi ve ayak izleri, daha yere düşer düşmez donarak siliniyordu.

Anadolu’nun dört yanından derlenmiş, memleket kokusu hâlâ yün ceketlerinin yakasında tüten o genç adamlar... Onlar, yalnız bir savaşın değil, zamana karşı bir suskunluğun da askerleriydi.

İçlerinden biri, Hüseyin… Amasya’dan yeni kopmuş, on yedisinde. Gözleri, yüzünü pek göstermeyen bir sabırla bakıyordu her şeye. Omzunda tüfeği, iç cebinde annesinin yazdığı, kurumuş gözyaşı lekeli bir kâğıt; “Üşürsen yıldızlara bak oğlum,” diyordu, “Onlar da dökülür soğuktan.”

Fakat yıldızlar değil, insanlar dökülüyordu burada. Bedenler daha kurşun değmemişken bile düşüyordu yere. Ve ölüm, bazen mermiden daha sessiz, daha sinsiydi.

İlk başta, ateş yakalarına yapıştı. Ancak bu sefer bilinen bir ateş değildi bu. Sobasız odalarda üşüyen vücudun değil, içeriden yanan bir başka yangının ateşiydi. Askerler birer birer titremeye başladı. Gece karanlıklarında değil, gündüz ayazında da burunlardan buhar değil, hayaller çıkıyordu artık.

Kimisinin gözleri parlıyordu ateşle, lâkin elleri soğuktu. Kimi, derin bir sayıklamanın ortasında boşluğa bakıyor, sesler duyuyor, olmayan şeyleri görüyordu. Sanki zihinler, kendi içinde bir fırtınaya tutulmuştu. Bazılarının derileri yıldız gibi dökülüyor, lekeler açıyordu alnında, gövdesinde. Bu lekeler sanki gökten düşen yıldızların kanla yazdığı bir türküydü.

Kılcal damarların diliyle konuşuyordu bu illet. Başta bir kırıklık, sonra baş ağrısı, ama ne baş! Sanki kafatası içinden bir çekiçle dövülüyordu. Ve sonra, ince bir çizgi gibi başlayan, basmakla solmayan ve gittikçe koyulaşan döküntüler, gövdede harita gibi yayılıyordu. Sırt, göğüs, koltuk altı… Her nokta, bedenin teslim bayrağıydı artık.

Hüseyin, bir sabah sırasını kaybetmişti sabun sırasında. “Yatağından kalkamadı,” dediler. Oysa onun yattığı bir yatak değil, kâh buzdan bir mezar, kâh kendi teriyle ıslanmış bir yorganın altındaki derin yalnızlıktı.

Çadır komutanı çehresini incelediğinde, gözlerinin içindeki parıltının çoktan yitmiş olduğunu anladı. Ateşi sayılmadı, çünkü termometre de teslim olmuştu bu soğuğa. Yine de o terliydi. Dışarısı eksi otuz beşken, onun alnı damla damla ıslanıyordu.

O gece… Yıldızlar bile gözünü kaçırdı. Beyazın ortasında yanmış bir beden gibi kıvrıldı Hüseyin. Yanındaki nöbet arkadaşı fark etti önce:

“Hüseyin, neden susuyorsun bu kadar?”

Hüseyin çoktan konuşmayı bırakmış, içindeki isyanı ter yoluyla göğe yollamıştı. Bir asker, cephede çarpışarak ölmemişti belki, ama başka bir cephenin kurbanı olmuştu: Vücuttan kana karışan küçük ısırıkların, bitlerle taşınan ve zihni esir alan görünmez bir emrin, bir orduyu tek tek eksilten iç savaşın...

Bu hastalık, kurşun taşımazdı, lâkin can alırdı. Siper kazmazdı, ancak mezar açardı. En çok, “üşüdüm” diyenlerin vücudunda değil, “iyiyim” diyenlerin gözlerinde başlardı.

Sarıkamış… Burada, kahramanlık yalnızca cepheyi savunmakla değil, düşmeden yürümekle ölçülüyordu. Türk askeri, buzla, karla, bitmeyen gecelerle savaşırken, üstünde ne yorgan ne battaniye, sadece gururla örttüğü bir vatan hayali taşıyordu. Oysa o hayalin gövdesinde, bir gün, hatırlanmayacak kadar derine düşen nice Hüseyinler, nice Mehmetler vardı.

Ve şimdi, bir taş yığının altında bile adı yazılmamış o genç, Sarıkamış’ın suskun beyazlığında hâlâ yanıyordu.

Ateşin soğukla sarıldığı bu dağlarda, bir hastalık değil sadece, bir milletin kalbi, bir ulusun sabrı, bir annenin duası da düşmüştü kara.



Zara - Sarıkamış Türküsü

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın