Saatin Tik Takları mı, Kalbin Atışı mı?
07 Nisan 2026, 15.15 A- A+
Hiç düşündünüz mü; bazen koca bir gün geçmek bilmez, bazen de en mutlu olduğunuz o beş dakika sanki bir saniye gibi uçup gider. Meğer eski zamanlarda insanlar zamanı ikiye ayırırmış. İsimleri biraz değişik ama hisleri hepimize çok tanıdık: Kronos ve Kairos.
Kronos, bizim o kolumuzdaki saattir. Rakamlardır, randevulardır, "Eyvah geç kaldım!" telaşıdır. Sabah kurduğumuz alarmın sesidir. Bizi yaşlandıran, saçlarımıza aklar düşüren, takvim yapraklarını acımasızca koparan o hırslı zamandır. Hep bir koşturmaca, hep bir yetişme çabası...
Kairos ise... İşte o, saatin kaç olduğunun hiç önemi kalmadığı o büyülü "an"dır. Hani bir dostunla içtiğin o bir bardak çayda, saatin nasıl geçtiğini anlamazsın ya... Ya da sevdiğin birinin gözlerinin içine baktığın o bir saniyede dünya durur ya... İşte o huzurlu boşluk Kairos'tur. O bir rakam değil, bir duygudur.
Aslında büyümenin en acı tarafı ne biliyor musunuz? Biz büyüdükçe o saatlerin, rakamların esiri olduk. Beş yaşındaki o küçük çocuğu hatırlayın; onun için zaman, sadece oyun bitene kadardı. Saatin kaç olduğunun bir önemi yoktu, sadece "o an"ın tadı vardı.
Geçenlerde bahsettiğim o "zamanın silinmesi" hali de belki budur. Zihin o yorgun saatleri, rakamları yani Kronos'u siliyor; geriye sadece o saf sevginin, o en eski hatıranın, yani Kairos'un huzurlu "an"ı kalıyor.
Ben artık o telaşlı saatlerden yorulunca, kendi içimdeki o sessiz ana sığınıyorum. Saate bakmadan, sadece kalbimin sesini dinleyerek... Çünkü ömür dediğimiz şey, yaşadığımız yılların sayısı değil; ruhumuzun gülümsediği o eşsiz anların toplamıymış.
Sahi, siz en son ne zaman saatin kaç olduğunu unutup sadece "o an"ın içinde kayboldunuz?
Kalbimden bir not:
"Bırak saatler bildiği gibi dönsün; biz saatin kaç olduğunu unuttuğumuz o bir bardak çaylık huzura sığınalım."


YORUMLAR