gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

NAFAKA

06 Haziran 2026, 15.41
A- A+


Nafaka ile ilgili yeni yasal düzenlemeyi duydunuz mu?
"Boşandığı eşinden aldığı nafakayı çıtır sevgilileriyle yiyen eski eş" fantezisinden yeterince tatmin olunduysa hadi şimdi gerçeklere bakalım.

Kadın istihdamı %32
Evlenerek çalışma hayatından kopan kadın oranı ,
%7 yi de çocuk olunca bırakanlar dersek. Evlilik kadını çalışma hayatından koparıyor, der miyiz? Deriz!

"Karımı çalıştırmam" diyen veya bunu onaylamayan erkeklerin oranı %25'tir. 
Yaklaşık 3,8 milyon kadının çalışmamasının veya işi bırakmasının nedeni "eş rızası/ailevi baskı ve evliliktir.
İşyerinde taciz-mobinge maruz kaldığı için , eşit işe eşit ücret alamadığı için, "cam tavanlar" yüzünden kariyer yapamadığı için işi bırakanlar eril tahakkümün konusu olmakla beraber bu konumuzun dışında.

Çalışmayan kadın diye bir şey de yok aslında. Görünmeyen ev içi emeğinin karşılığını alamıyor. Bir gün gevşek gevşek "kadınlar eğitim alsalar bile zor geldiği için çalışmak istemiyorlar" diyen bir profa sormuştum. Ev işlerini profesyolnellere yaptırsak ne kadar tutar? diye. "Çok mebla tutar" demişti. Evde çalışan kadın uyuyana kadar koşturur evde. Yaşlı bakımı, çocuğun okulu-ödevi, alışveriş, misafir ağırlama... Tatilde bile hizmet ve bakımdan sorumludur. 
Ücret karşılığı çalışmayan kadının sosyal güvencesi eşine bağlıdır. Evli kaldıĝı süre için geçerlidir. Emekli olma gibi bir şansı yoktur. Kariyer zaten yok. 
Kadın bunları yaşarken, erkek calışma hayatındaki emeğinin karşılığını alır (burda bir soru işareti var ama bunun sorumlusu kadın deĝil) Belirli çalışma saatleri vardır, bitince evine gider ayaklarını uzatır. Kariyer yapabilir, sosyal güvencesi vardır, emekli olabilir. 
"Annelik kutsaldır" zırvalarıyla çocukları da anneye kilitledik. Çocukların velayeti %74,6 oranında anneye veriliyor. Ohh suyundan da... Oturup çocuğa mı baksın, aldığı maaşı bakıcıya mı versin?
Denklemi kurduk mu? Boşanınca ekonomik olarak kimin durumu kötüleşiyor? 

"Kadın yoksulluğu" diye bir olgu var. Hatta "yoksulluğun kadınlaşması" da girdi literatüre. Bir bakın derim.
Nafaka bu yoksulluğun giderilmesi amacıyla uygulanıyor. Üç kuşluk nafaka kaybolan onca yılın karşılığı eder mi? O da ayrı bir problem.
Ayrıca yasada cinsiyet ayrımı yoktur. Boşanınca erkek yoksullaşıyorsa ona da nafaka bağlanıyor. Az da olsa örnekleri var. 
Şimdi biz "kadınlar neden yoksullaşıyor? " meselesini çözmeden erkeğin ekonomik sorunlarının derdine düştük öyle mi?

Nafaka pratiklerine bakalım.
Erkeklerin %30’u boşanma sonrası nafaka verilmesine karşı çıkıyor. (Marsa yollayalım, kabul edenler?)
Ancak yoksulluk nafakası ve pratik uygulamalarda oran kat kat artıyor. 
Nafakayı düzenli ödeyenlerin oranı da %20'lerde. Yani büyük bir oranda ödenmiyor zaten. 
"Süresiz nafaka" diye bir şey de yok. Yoksulluk sora erince nafaka ortadan kalıyor. 

Cinsiyetler arası roller eşitlenmeden ("karımı çalıştırmam" diyen erkekleri Marsa yollayabiliriz belki bilemedim) 
Kadınlara istihdam olanakları yaratmadan,
Kadınlara eşit işe eşit ücret politikasını pratikte uygulamadan.( Maalesef  özellikle özel sektörde uygulanmıyor)
İşyerindeki taciz mobing için uzun vadelli çözüm olarak eğitimleri, kısa vadeli çözüm olarak caydırıcı yasal düzenlemeleri uygulamaya koymadan,
Kapsamlı doğum izni projelerini hayata geçirmeden,
Ücretsiz kreş hizmetlerini yaygınlaştırmadan nafaka süresini kısaltmak, kadını ekonomik anlamda bağımlı yapar, istismara ve şiddet içeren evliliklere mahkum eder. Bir şekilde boşanabilenler için kadın yoksulluğunu derinleştirmekten başka bir işe yaramaz.

Tabi bu düzenlemelerin arkasında toplumsal eğilimler var. Uzun zamandır gözlemliyorum, sosyal mefyada ciddi anlamda propagandası yapılıyordu. Meyvesini verdi sonunda. Ben zaten bizim gibi toplumlarda kadınların evlenmesini bir çeşit sömürü olarak görüyorum. Erkekler evlensin ama kadınlar evlenmesin bence. Hadi evlendin bir de çocuk da yaptın diyelim. Boşanırken ver çocuğu babaya, üç kuruş nafakayı da at yüzüne. Biraz da babalık kutsansın.O berbat romanlarla, dizilerle, gündüz kuşağı programlarıyla falan  kutsal anne propagandası dayatılıyor, erilin konfor alanını genişletiliyor. Çocuğu için her şeye ve hatta şiddete katlanan anneler falan. Siz kendinizden vazgeçerken, baba haftada bir görmeye gelir, kahraman olur. Rolleri tersine çevirmenin vakti geldi de geçiyor bile.
Herkese iyi boşanmalar.:)




 İki blogum panoda üst üste gelmesin diye iki gün bekledim. Hadi yorum yok blog da yazılmıyor yahu, daraldım yeminle. Neyse ne, gamyun blog gene tatile çıkmış belli ki.:)



YORUMLAR

11 Haziran 2026, 13.30
Kendini belli bir sınırın içine hapseden ve o minvalde düşünmeye sevk eden bir yazı. Yazıda eleştirdiği ama verdiği yanlı örneklerle buram buram feministlik kokuyor. 

Ben hiç evlenmedim dolayısıyla hiç boşanmadım ve çocuğum yok. Ne kadar doğru bilmem anca evlenmemiş bir erkek tarafsızlığıyla bakabiliyorum. Nafaka masrafı olan çocuğa ve çalışma/ gelişme erki elinden alınmış kadına verilmesi gereken bir para diye düşünüyorum.

23 yaşındaki 26 yaşındaki 29 hatta genç yaşlanmasıyla ilgi kasan 35 yaşındaki y kuşağı çıtır kardeşlerimiz nafakayı hak etmiyor yani. 
40 lı 50 li yaşlara gelip çalışma/ gelişme hüviyeti elinden alınmış ve o saatten sonra belli gelir birikimine sahip olma imkanı kısıtlı kişilere nafaka verilmeli.

Bunlara bir düzenleme gelmesi gerekiyordu. Son 30 yılda değişen çalışma ve kültür düzeyiyle birlikte 1960 ların kanunuyla yönetilemezdik. Çünkü değişen kültürle birlikte artık erken yaşta boşanma çok fazla. Genç yaşta boşanıp çocuksuz birine karşı tarafın maddi sorumluluğunu yüklemek zaten abesti. 

Darısı 35-40 ına gelip babadan yetim maaşı uygulaması alınmasının son bulmasına. Eş kocası ölür iştirakçi emekli maaşı alırken hoop babadan kalan yetim maaşını jokerini kullanmak ister ya da kendi emekli olduğunda veyahut eşinden ayrıldığında... Ha ülkede binlerce şey varken neden bu aklına geldi düşünenler olacaktır. Sadece yeri geldi


11 Haziran 2026, 14.12
Allah kahretmesin deşifre oldum! O kadar da gizlemeye çalıştım yazıdaki feminist ideolojiyi, poff!
Bu zeka pırıltıları saçan yorum  karşısında nutkum tutuldu, söyleyecek bir şey bulamıyorum.:caponbalıgısmile:
Ama şuna cevap vermeden geçemicem. "Ülkedede bunca sorun varken neden bu aklına geldi?" Bunu bana soruyorsun heralde. Zengin koca bulup ayrılınca  aldığım nafakayı çıtır sevgililerimle yemek için kendime meşru bir zemin yaratıyorum. Gizli ideolojik propagandamı gün yüzüne çıkaran biri bunu zaten çözmüştür ama herkeste bu yetenek yok onları da  ben aydınlatayım.:)
11 Haziran 2026, 15.11
Mars'a gönderme konusunda eline mum dikmeye geldim :)

Ben çok gençken, boşanmış kadınların nafaka taleplerini (sesli söylemesem de) biraz küçültücü ve
yersiz bulurdum. Elbette erkek tarafından değil, kadının öz saygısını zedelediğini düşündüğüm tarftan bir açısıydı.  Şİmdi bulunduğum yerden, bakış sçışı derim, o ayrı.
Ben kimmişim ki, bir başka kadının öz saygısını, hiç sınanmadığım yerden, onun adına savunmaya
kalkmışım. Ama işte ''cahilmişim''  bunun tek açıklaması bu. 

Yazında, nafaka iptalinin, kadının sosyal ve ekonomik yaşamına etkilerini, gayet güzel ve anlaşılır 
biçimde belirtmişsin. Bazı ifadelerin gerçekliği çok can yakıcı:
'Yoksulluğun kadınlaşması' olgusunun literatüre geçmesi de salt eril bir düzenin sonucudur maalesef. 
 Bizler adına karar alan, karar bozan, uygulamaya geçiren, o Mars'lı beylerin iredelerinin sonucu. 

Tıpkı Mars'ın ince ve zehirli atmosferleri gibi, oralı olmayana yaşam hakkı sunmaya dirençli bir irade. Kadını, toplumda silik, can korkusuyla serçe gibi ürkek ve derin yoksullukla mücadele eder hale 
getiren, rejim destekli muktedirler.  
bir gecede İstanbul Sözleşmesini kaldırdığı gibi, bir gecede de nafaka yasasını da iptal ederler.
Güçleri vardır ama adaletleri yoktur. 
Ve elbette bu düzenin karşısında durunca da, birileri mutlaka feminist yaftasını yapıştırır.  
''ezilen dayanışması'' gibi kavramları keşke idrak edebilseler. Keşke, meselenin cinsiyet savaşları 
olmadığını, kadının toplumsal hayattaki rollerini iyileştirmeden, yüklerini hafifletmeden alınan bir karar olduğuna itirazımızı anlasalar. Eril dil diyince de bozulurlar. 

Gezi zamanında çok güzel bir duvar yazısı görmüştüm ''o kadar haklıyız ki, haklılıktan çıldıracağız''

Nafaka iptali kararı, 3 itiraz 12 evet oyu ile alınmış. Bu 15 AYM üyesinin hepsinin de erkek oluşu 
(bakın sadece nafaka özelinde de değil, genel olarak) sizi çıldırtmıyorsa, işte böyle, kadının yeri 
 ''öküz'' den sonra gelmeye devam eder. Zararlı öküzlerden arınmak umuduyla.

Son olarak, bazı erkekler isterlerse Mars' a, Kars'a falan  gidebilirler. Bizim yerimiz, yurdumuz burası. Ve bu dünyada insanca yaşamak istiyoruz. 
Virginia Woolf'tan alıntıyla ''Bir kadın olarak ülke istemiyorum. Bir kadın olarak benim ülkem dünyadır''
hepsi bu. 
Bu güzel yazın için çok teşekkürler bilgegunes. Bana yıllar sonra blog yorumu yaptırdın. 









11 Haziran 2026, 15.57
Öncelikle çok merak ediyorum acaba annelerimiz, anneannelerimiz, babaannelerimiz vs. şimdiki birçok kadındaki kariyer ve maddi olanaklara sahip olsalar idi, dedelerimizi, babalarımızı bi ömür her türlü zorluğa rağmen çekerlermiydi yoksa işin kolayına kaçıp boşanırlarmıydı...

Ayrıca olayın bir de farklı yönüne bakalım... Birçok kadın da geleceğini garanti altına almak için belki de hiç uyuşmadığı, sevmediği, beğenmediği, bir ömür geçirmeyi asla düşünmediği fakat mal varlığının çokluğuna tav olduğu bir erkek ile evleniyor, üstüne bir de çocuk yapıp, daha sonra boşanıyor ve alacağını düşündüğü nafaka ile bir ömür mutlu, mesut evladımla yaşarım diyor... Bu örnek oldukça azınlıkta gerçe ama, sonuçta bir de bu tarafı var... Kısaca bence bu tazminat olayı araştırılıp, gerçekten verilmesi gereken kadına verilmeli... Ve öyle kıt kanaat geçinecek kadar da değil, gayet huzurlu, rahat ve kimseye muhtaç kalmayacak kadar verilmeli... 
11 Haziran 2026, 16.35
Hity,  Aynı yollardan sorgulamalardan geçmişiz. Gençken ben de benzer düşünüyordum, çünkü bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğum dönemlerdi.
İstanbul Sözleşmesi'nden sonra 6284'ün peşine düştüler. Anti propagandadan adım atamıyoruz.

"Ve elbette bu düzenin karşısında durunca da, birileri mutlaka feminist yaftasını yapıştırır."

Benim için onurdur. Feminizmin amacı cinsiyet savaşı değil zaten cinsiyetler arası eşitlik talebiyle patriyarkanın ezdiği kimlikleri (kafın, lgbt+, ve hatta hetero erkek kimliğini bile) özgürleştirmek amacı güdüyor. Artık erkekler de feminist olduklarını ilan edebilecek kadar cesurlar. Bizde yok tabi de Batı'da daha yaygın. Bir de içinde olunca eleştiremiyorum diyenler var. İçinde olmadığın bir oluşumu sağlıklı bir şekilde nasıl eleştirebileceksin ki? Bir de sırf eleştirmek için dahil olanlar var. Onlar da ayrı muamma.
 Son araştırmalara göre genç kadınların yüzde ellisi feminist olmayan erkek partner istemediğini söylüyor. Ya seve seve ya seve seve kabul edecekler, kabul etmeyenler  de doğal seçilimle... Yani koşullar olgunlaştığında şüphesiz yollayacağız bu herifleri hakettiği yerlere. 

 İmkanın varsa bence daha çok yazmalısın, belki blog falan, ben kadrolu okurun ve yorumcun olurum:)
 Bu muhteşem yorum için ben teşekkür ederim. Aklına fikrine sağlık!
11 Haziran 2026, 17.18
Murti, Oranları verdim. Bir tanesi sistemin gazabına uğramış. 
Aslında şöyleydi: "Evlenerek çalışma hayatından kopan kadın oranı yüzde 11" 
O söylediğin Kuzey Avrupa için geçerli, çalışma hayatına katılan kadın oranı yüzde 70'lerde. Bizde değişen çok şey yok.
Kadın erkeğin mal varlığına tav oluyor diyelim ok. Erkek bunun farkında değil mi sanıyorsun? Ex Machine blogumda anlattım. Bu bir sözleşme, kadın gençliğini güzelliğini koyar ortaya erkek parasını. İki tarafta da aşk emek vs yoktur. Pardon da 60 yaşındaki bir adamla 30 yaşındaki kadın birbirinin dengi midir? Zengin bir erkek bu durumdan kolaylıkla uzak durabilir. Okutulmayan, okusa bile kariyer yapması taciz, mobing ve  cam tavanlarla engellenen bir kadının zengin olabilmesinin iki yolu vardır biri miras diğeri evlilik yoluyla. Yani bazıları mecbur kalıyor.O da yükselip Ceo olup birilerini taşeronla asgari ücretle çaliştırıp kariyer statü falan yapsın ister istemez mi hiç. Zaten Koçlar, Sabancılar da calışarak yaptılar serveti, gayrimüslimlerin mallarına çöken yasaların  işçi düşmanı politikaların hic faydasını görmediler(!) Bir çeşit adalet sağlama bu da. Taze et peşinde koşan, parasıyla onları satın almaya çalışan  erkek mağdur ve kurban  ilan edilirken, kadınlar aynı şeyi yapınca mizojin yaftalar yapıştırılıyor. Pardon da bir erkek neden tanıştığı kadına "evim arabam var" der? Başka kayda değer bir özelliğim yok gel beni söğüşle, diyor işte. Tekrar sòylüyorum bunlar sözleşmedir, erkek mağdur falan değildir. Azınlık demişsin ve ben de blogda belirttim zaten, bizim konumuz bu azınlık değil. 
Erkekler mağdur olmak istemiyorlarsa çalışıp hayatını kazanan kadınlarla evlensinler yahut kadını çalışma hayatında desteklesinler, ev işlerini ve çocuk bakımını bölüşsünler. Böylece boşanınca iki taraf da yoksullaşmaz yoksulluk nafakasına da gerek kalmaz. Hem kadını çalıştırmayıp geleceğini karartsınlar hem de bik bik bik! Yok öyle bir dünya!
11 Haziran 2026, 18.24
Daha ben şurada yorum yazarken, satır sonu ayarlayamiyorum :) sizin yazdıklarınızda satır uzunluğu
normal ve geniş görünürken, bende yorum kutusunda satırlar çok çabuk bitiyor ve kelimeler herhangi bir kesme işareti olmadan(ki buna da gerek olmamalı) otomatik olarak ortadan bölünüp alt satıra geçiyor.
Cümle düzenini koruyabilmek için metni sürekli olarak bölüp aşağı inmek zorunda kaldım. Uzaktan bakan, ''şiir mi yazmış, ne''.. der. 
Bir yerlerde yanlış bir şey yapıyorum muhtemelen. 

 Feminizm konusunda gelince,  hep çok yakın durdum. Fakat temel sorunun otokrasi hayaletinin üzerine giydirilmiş, sözde demokratik yönetim elbisesi olduğunu düşündüm hep. Bir çok mesele gibi kadın sorununun kalıcı ve gerçek bir çözüme ihtiyacı var, bu da ancak tabandan gelen sınıfsal bir mücadeleile mümkündür. Her şeyden önce, mevcut bozuk düzeni değiştirmek, kadın-erkek birlikte
o bilince erişmek gerekiyor. Sağlıklı düşünen bir toplum için öncelik budur; yani emektir, aştır, 
hürriyettir, adalettir.  Aksi halde, kadın sömürüsü de katmerlenerek artacaktır.
İşte benim de bu yüzden, sosyalizm gibi, böyle çılgın, naif hayallerim var:)

Dayanışma ile. Sevgiler.









11 Haziran 2026, 22.39
Hityy Hiç bilmiyorum ben bayadır telden yazıyorum. İyi ki telden, PC olsa destan yazardım zaten bilen bilir:)
Sınıfsal diyorsun da o komünist örgütlerde neden kadınlar ikinci plana atılıyordu bir zamanlar? Marksist Feminizm neden ortaya çıktı? Bak mesela son yapılan bir araştırmaya göre manosferin alt kültüru olan internet incell gruplarında kendini solcu olarak tanımlayan erkek oranı sağcılardan daha fazla çıkmış.Gençken  Solcu erkek arkadaşların kadın düşmanı davranışlarına anlam veremiyordum bir türlü, tuhaf geliyordu bana, yıllar sonra anladım cinsiyet eşitsizliği zihniyet katmanında ve tüm ideolojilerden fışkıran bir zehir. Ha şu var tabi Avrupa'da sol cenah feminizm ve toplumsal cinsiyet eşitliği kuramlarının da tesiriyle kendini yeniliyor. Klasik sol 'her şey sınıfsaldır' derken bugün solcular eşitsizliklerin çok katmanlı yapılar olduğunu kabul ediyor. Kaldı ki sınıfsal tabakalaşma da  bugünün toplumlarını kavramada yetersiz kalıyor. Daha önceki bloglarımda bahsettiğim yaşam biçimleri, sosyal sermaye, kültürel sermaye gibi  kavramları da eklememiz gerekiyor. Misal ne kadar zengin olursa olsun kırsal kültüre ait çocuk,  üniversite mezunu ebeveyni olan fakir bir çocuktan daha dezavantajlı duruma düşüyor okulda.
 Etnik eşitsizlikleri, cinsiyet ile ilgili eşitsizlikleri, ekolojik eşitsizlikleri, dezavantajlı grupları vs gözardı eden sol perspektifler yıkılmaya mahkumdur. Bak kapitalizm ne çabuk uyarlıyor kendini. Koç boşuna özür dilemedi
Çılgın falan da değil sosyalizm hayalin. İnsan onuruna yakışan biçimde yaşamayı istemek istemek niye çılgınlık oluyormuş? Esas çılgınlık coşkuyla egemeni ihya etmektir. Hepimiz gerektiğinde boyun eğiyoruz fakat bu kazandılar anlamına gelmiyor. Dayanışma yaşatır. Sevgiler benden. 

12 Haziran 2026, 12.22
Kendini belli bir kalıba, sınıfa ve görüşe sokan insanları hiç samimi bulmadım. Ayrıca sadece gündemi gören ve o minvalde hareket eden insanların dış dünyada yaşanılanları pek umursadığını sanmıyorum. Belirli bir kesimden övgü dolu sözler duyup sosyal tatmini yaşamak arzusundalar. Blog sahibinin son dönem blog geçmişine bakıncada yazıldığı dönemki gündem başlıklarını gördüm.

Blogları bıraktığımda narsistliğin vardı, şimdi üzerine haklı görünmek için her telden çalan şeklen ideolojiyide eklemişsin.  

"Bu zeka pırıltıları saçan yorum karşısında " Normalde yanıta yanıt verme taraftarı olmazdım ama "bu" diyerek birilerinden aferin almak ve onlara galip görünmek için narsistliğini konuşturup böyle demişsin. Hiçbir farklı fikir belirtmemişsin laubali laubali konuşup komiklik yaptığını belirtmek içinde cümleyi :) ile bitirmişsin. Umarım hak ettiğin övgüleri alırsın.

İlk aferin benden gelsin. Aferin




12 Haziran 2026, 13.37
Duk45   Yaaaa ama çok tatlışsın seenn.  
Ben de böyleyim işte, sosyal tatmin yaşamak arzusuyla dolup taşan övgü meraklısı bir narsist. Komiklik yapmadan duramıyorum, yanımda kimse yoksa bitkilerime sarıyorum "niye gülmüyonuz lan!" diye.  
Sen de  hiç değişmemişsin eskiden olduğu  gibi, çok beyfendi ve  çok naziksin, hep takdir etmişimdir bu özelliğini. İltifatlarına layık olmaya çalışacağım, tişikkirlir. Komiklik emojimi de ekleyeyim ":)"

Asnda şöyle biriyim:
https://youtu.be/weDWPu6ksVk?si=L10IE3sac1xgRZND
 Bazı durumlarda içimdeki sarkastik canavarı tutamıyorum. 
13 Haziran 2026, 09.15
               Yazınız için teşekkürler zevkle okudum , bir fazla zevkle de yorumları okudum . Çok derinde anlamlandırılamamış bir durum bence bu . O kadar fazla alt kategorisi var ki , olan   tarafları olmayan tarafları , varlıklar , yokluklar ve en çok ta bir tarafın hayatından sürekli bir şeylerin azaltılması . 

              Aslında bi oturup bakılsa biri diğerine benzer oran % 5 lik dilimi geçmeyecek . 

               Bir dönem evli kalmış çocuk sahibi olmamış çiftlerin boşanma durumu evlilik süresi mihvalinde nafakaya bağlanmalı bence , çocuğun olduğu bir evliliğin sonlanmasında ise çocukların erişkin  olma süresince bağlanmalı sonrasında elbette çocuklarına bakmaya devam etmeli... 

           Hiç bir şart ve koşulda nafaka vermeyen bireylerde var . ( Mars iyi bir fikir değil , ben kireç ten yanayım ! )

            Mesleğinden uzaklaşma durumunda kalmış eşin yeniden aynı seviyelere gelebilmesi elbette beklenemez ama destek olunması gerekir. 

            2 kızım var kutsal olan bir şey var ise onları büyütüp güzel yerlerde görmek , güzel işler başardığında içimde oluşan , içime sığmayan o duygu . 

            O kadar haklıyım ki  , haklılıktan çıldıracağım ... ( Duk45 - size katılıyorum.  )

           Şimdi dileğim şu ki , ADALET ile yaşamayı , yaşatmayı ve elbette yönetilmeyi başarmak zorundayız.  Adil olarak bakılmalı , merhamet ile değil .  Çünkü merhamet  suistimal edilebilinir ama adalet asla ....





13 Haziran 2026, 17.34
Sâyemah,  Bir de bana marjinal derler. Kireç dökmek mi? Ben okeyim! Değişemeyen bu dinozorlar ordusuna karşı her türlü imha yollu çözüme açığım.

" Bir dönem evli kalmış çocuk sahibi olmamış çiftlerin boşanma durumu evlilik süresi mihvalinde nafakaya bağlanmalı bence , çocuğun olduğu bir evliliğin sonlanmasında ise çocukların erişkin olma süresince bağlanmalı sonrasında elbette çocuklarına bakmaya devam etmeli..."

Biliyor musunuz, o kadar safsata var ki bu konuda hangi birini düzelteceğimi şaşırıyorum. Bu kadar safsata eşitsizliğin ayrıcalıklı tarafından gelir zaten. "Bir gün evli kalıp boşanan kadınlar" diye başlıyorlar. Boşanmaların sadece % 2.8 gibi küçük bir kısmı 1 yıldan az bir sürede gerçekleşiyor. Bosanmaların %70'i 5 yıl ve üstü, yarıya yakını 11 yıl ve üstü yıllarda gerçekleşiyor. Yüzde 74 velayet anneye veriliyor ve babalar çocuk nafakasını dahi ödemedikleri için anne ekonomik olarak zor duruma düşüyor. Şiddet görmemek için yahut çocuk üzülmesin diye yasal takip başlatmıyor başlatılmıyor. Cünkü devlet bırak nafaka hakkını şiddetten bile koruyamıyor kadınıHala daha erkeği koruyan yasa çıkarma peşinde kanun koyucular. 
Evlli kaldığı süre icin nafaka fikrine katılmıyorum. Yoksulluk bitene kadar ödenmeli. Beş yıl evli kalmıştır ama 1 yıl sonra sosyal güvencesi olan asgari ücret üstü bir iş bulmuştur, yoksulluk nafakası kesilir. Böyleydi zaten. Yapısal adaletsizlikler kadını yoksulluğa mahkum ediyor. Esas üzerinde çalışılması gereken sorun bu.
İyi yaşamak ve yaşatmak için bu çabalar, kızlarınız ve sonraki nesiller için...
O zevk bana ait,  yorum için çok teşekkürler.



14 Haziran 2026, 02.18
Bu gün bir  yerde gözüme ilişti, diyordu ki : 
Evlilik   en fakir erkeği bile hizmetçi sahibi yapar"
Hiç böyle düşünmemiştim ama çok doğru .Bu da demek oluyor ki daimi  hizmetçilik işinde ,sigortalılık nasıl Kanuni zorunluksa ,boşanma durumun da  tazminatının ödenmesi ve maaşa bağlanması zorunludur. Ancak günümüzde  kadın veya erkek kurnaz, iblis ruhlu insanların türlü katakullilerle haksız  gelirler elde ettiği de bir gerçek .Kimi eski kocasından aldığı nafakaları yeni moda olan imam nikahlı  eşlerle birlikte gününü gün ederken  kimi kadın  da kocasından  beş kuruş alamadan  sıkıntı çekerek çocuğunu okutuyor.Bunu en yakınımda yaşadım.Her boşanma ayrı konu.Tek yargı yapmak doğru değil.
14 Haziran 2026, 11.43
Lalee17 Çok güzel başlayan bir yorum fakat sonu yine bildik klişelerle bitiyor. Yukarda Murti'ye söyledim, bunlar sapma davranışı ve topluma mal edilemez.  Hatta şu laubali yorumdaki tek sağlam iddia yetim maaşının suistimal edilmesidir ki nafaka avcılığı devede kulak kalır bunun  yanında. Tanıdığım pek çok kişi var, bu maaşı alabilmek için kendini  sigortasız gösteren, eşinden boşanan, yahut imam nikahı kıydıran. Bir kişi bile tanımıyorum aldığı nafakayı sevgilisiyle yiyen çünkü kadınlar yoksul olsa bile doğru dürüst nafaka a-la-mı-yor-lar! 
Erkekler nafaka ödememek için  napıyor biliyor musunuz? İş yerinden çıkışı aldı gösterip elden alıyor maaşı. Ok, bunu mu konuşalım yani? Aslında şunu konuşmamız lazım, kadının çalışmasını türlü nedenlerle engelleyen,  bazen de kıdem tazminatına göz dikip kariyerini bitirten erkekleri konuşalım. Çevremde boşandığı eşinin çektirdiği kredileri ödemeye çalışan bir sürü kadın var yahu. Hala gelip nafaka avcılığından bahsediliyor. Afedersiniz de mal mı bu kadın? O kadar kötü biri 3-5 bin lira için mi uğraşıyor? Face'te bir dayı tavlasa kat kat fazlasını elde eder. Gerçi o iş de erkeklerin tekelinde artık.  Aa bakın unutuyordum son trend evlenip takılarla kaçma, yahut sonrasında boşanma. Davetliler dolandırılıyor.:)
Gözünüzü seveyim şu blogu Müge Anlı stayl acı pornosuna çevirmeyelim. Bunlar bizi esas problemden uzaklaştırıyor.
Kadınların alacağı/alamadığı üç kuruş nafaka için mi açtım ben bu blogu? Bilakis kadının aleyhine olan yapısal eşitsizliklere ve çelişkiye dikkat çekmek için mi? 

Bu arada Gamyun'da ilk kez bir yoruma muhteşem dedim. Niye biliyor musunuz? Özeleştiri içerdiği için. Eleştiri severim ama  özeleştirisini yapabilen bunu da çekinmeden paylaşabilen insanlara hayranlık duyarım. Bazı resmi pozisyonlar mecbur bırakır insanı özeleştirimsilere. Onlar umrumda değil. Bilakis kimseyi ilgilendirmiyormuş gibi kişisel görünen bu sorgulamalar aslında zihniyet dönüşümünün temelidir. Kolay da değildir, "benim de cinsiyetçi ifadelerim vardı eskiden" diyebilmek, kendimden biliyorum. Bu yüzden benim için bu çok kıymetli ve  takdiri hak ediyorlar. Feminizmin  tabanda karşılığını bulması çok yeni bir kere, Çoğumuz ataerkil bir zihniyetin içine doğduk. Geçmişteki hatalı düşünceler ne kadar utanç verse de feminist kod paketiyle doğmuşuz gibi davranmayı bırakmamız lazım. İnsan yıkım ve inşa süreçleriyle değişen bir canlıdır. 



14 Haziran 2026, 18.29
​"Sevgili bilgegunes,

​Yazınızı yayınladığınız ilk gün büyük bir ilgiyle okudum fakat tatil başlangıcının getirdiği o tatlı telaşlar nedeniyle düşüncelerimi kaleme almam bugünü buldu. Zaten siz hem blog yazınızda hem de gelen yorumlara verdiğiniz yanıtlarda, meseleyi tüm yönleriyle o kadar berrak ve eksiksiz özetlemişsiniz ki...

​Sosyolojik verilerin ötesinde, olaya kendi penceremden baktığımda köklerimden, ailemden ve bize aktarılan geleneklerden gurur duyduğumu belirtmek isterim. Umarım bu duruşum yanlış ya da fazla iddialı bir yorum olarak algılanmaz. Çünkü benim değerler dünyamda saygı, sevgiden çok daha köklü bir zemine oturur. Evde gördüğümüz davranışlar, yetiştirilme tarzımız ve aile içi modeller toplumdaki duruşumuzu şekillendirir; keşke hepimiz attığımız adımlara ve seçtiğimiz davranış modellerine bu sorumlulukla yaklaşabilsek. Bugün toplum olarak en büyük yanılgımız, sınırlarını ve sorumluluklarını bilmediğimiz bir 'özgürlük' illüzyonunun peşinden koşmak.

​Üniversite yıllarımda, okul dergisinde tam da bu konuyu ele alan bir köşe yazısı yazmış ve özgürlüğü şu metaforla anlatmıştım:
Gökyüzünde süzülen bir uçurtmanın özgürlüğü hepimizin hoşuna gider; fakat ona o özgürlüğü veren ve yönünü tayin eden şeyin, ipini tutan bir el olduğunu unutmamak gerekir. O ipi bıraktığınız an, uçurtma özgürleşmez; rüzgarda savrularak ya bir ağaç dalına ya da tellere takılıp yok olmaya mahkum kalır.

​Geçmişe dönüp baktığımda insan sormadan edemiyor: Eskiden evliliklerin bir şekilde yürümesi, kadınların ekonomik güvencesinin olmamasından kaynaklanan bir mecburiyet miydi, yoksa eşlerin birbirine duyduğu o derin ve sarsılmaz hürmetten miydi? Bugün geldiğimiz noktada bizi bu kadar doyumsuz ve hoyrat kılan şey; vicdan yoksunluğu mu, sevgisizlik mi, yoksa her şeye çok kolay ulaşıp hızla tüketmenin getirdiği bir şımarıklık mı? Bu da madalyonun kesinlikle tartışılması gereken diğer yüzü. Ben, tarafların cinsiyetinden bağımsız olarak, hem kadının hem de erkeğin uğradığı her türlü haksızlığın karşısında duranlardanım.

​Ancak madalyonun teknik ve yapısal gerçekliğine döndüğümüzde; yazınızda belirttiğiniz o %32'lik kadın istihdamı oranı ve ev içi emeğin görünmezliği, bahsettiğimiz o saygı ve vicdan köprüleri yıkıldığında kadını savunmasız bırakıyor. Toplumsal cinsiyet rolleri eşitlenmeden, kadına hak ettiği ekonomik alan açılmadan nafaka gibi koruyucu yasal düzenlemeleri esnetmek; o uçurtmanın ipini ellerimizle kesmek demektir. Hukuk ve yasalar, tam da o geleneksel saygının bittiği, vicdanların sustuğu gri alanlarda zayıf olanı korumak ve toplumsal adaleti sağlamak için vardır.

​Uçurtmanın ipini koparmadan, sınırların ve hakların bilincinde olduğumuz adil bir gökyüzü inşa edebilmek dileğiyle. Bu derinlikli ve zihin açıcı yazı için kaleminize, yüreğinize sağlık."

Nass.
14 Haziran 2026, 20.35
Nass.  Blogum çok da eksiksiz sayılmaz. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında yıllardır araştırıyorum fikir yürütüyorum. Eğitimden dine, siyasetten ekonomiye kadar hemen her kurumla bağlantılı olduğundan yazdıklarım çok da yeterli gelmiyor aslında. Mesele o kadar kapsamlı ki eksikliğin birazını da gelirse yorumlarla telafi ederim, minvalinde başladım yazmaya. Uzn yazınca da blogdan ziyade makaleye dönüyor.

​"Geçmişe dönüp baktığımda insan sormadan edemiyor: Eskiden evliliklerin bir şekilde yürümesi, kadınların ekonomik güvencesinin olmamasından kaynaklanan bir mecburiyet miydi, yoksa eşlerin birbirine duyduğu o derin ve sarsılmaz hürmetten miydi? Bugün geldiğimiz noktada bizi bu kadar doyumsuz ve hoyrat kılan şey; vicdan yoksunluğu mu, sevgisizlik mi, yoksa her şeye çok kolay ulaşıp hızla tüketmenin getirdiği bir şımarıklık mı? Bu da madalyonun kesinlikle tartışılması gereken diğer yüzü. Ben, tarafların cinsiyetinden bağımsız olarak, hem kadının hem de erkeğin uğradığı her türlü haksızlığın karşısında duranlardanım."

 Belki çevrenizde derin hürmet içeren evlilikler vardı ama kesinlikle bundan kaynaklı değil... İnsanın araçsallaştırılması eskiden de vardı. Afedersiniz de genelev, pavyon diye aslında hiç olmaması gereken 
mekanlar vardı bu ülkede bazılari hala da var. Erkeklerin büyük çoğunluğu poligami ilişkiye meyillidir ve bu onun "elinin kiridir(?)". Biyolojik mi asla değil, toplumsal bir kurgudur bu, yani kültürel olarak üretilir. Erkek için o kadar normaldir ki bu durum, günah keçisi ya adamı hoş edemeyen kadındır yahut öteki kadındır. Geçmişte gelenek erkeğe evin reisi, kadına itaat eden rolünü yüklüyordu. Kadın itaat ettiği sürece herhangi bir sorun çıkmıyordu. Toplumsal alan  gelenekten yeniliğe kaymaya başlayınca , ki bu da kentleşmeyle 1950'lerden itibaren başladı. Cumhuriyet devleti ve kurumlarını modernleştirdi. Toplum kırdan kente göç ile sosyal kontrolün azalmasıyla dönúştü(modernleşme). Kadının çalışma hayatına girmesiyle ailede söz sahibi oldu geleneksel rolü dönüştü. İtaat eden değil artık, eşitlenme talebiyle direnen bir özne. İstediği kadar feminist değilim desinler eşitsizliğe direniyorsan feministsin. Erkek aynı, değişime direniyor, değişemiyor. Zamanında ona verilen ayrıcalıklarından feragat edemiyor. Çok üstıne giderseniz dövüyor, sövüyor, öldürüyor. Bunu da en doğal hakkıymış gibi savunuyor.  Dünyanın hemen her ülkesinde yaşanıyor bu süreç. Kentleşmeyle başlayan bu dönüşüm milenyumdan itibaret pik yaptı. Tv falan da vardı ama internet sivil toplum örgütlerinin de görünür olabildiği bir mekan İnternet başka türlü yaşam olasılıklarını gösterdi insanlara. Modernliğin model alınmasıyla başlayan süreç, modernin de yerel olanla girdiği etkileşimle farklı kimliklere evrildi. Batı  modernliği dayatan dönüştüren rolünü sorguluyor artık. Bu gün toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi almış bir avrupalı başka kültürden kadınlara "neden çok çocuk doğuruyorlar" gibi bir şeyi söylemeye utanır mesela. Bir kadının bedeni hakkında konuşmak da patriyarkal egemenin söylemidir.
Kadınlar sırf kadın oldukları için haksızlığa uğruyorlar. Erkeklere yapılan haksızlıklar etnik, sınıf ve engelilik temellidir genellikle ki kadın olduğunda aynı kategoriler kesişimsel eşitsizlik olarak ortaya çıkıyor. Siyahi bir kadın hem kadın olduğu için hem siyahi olduğu için haksızlığa uğruyor. Bir de alt sınıfsa? Yani cinsiyetten bağımsız haksızlık, diye bir şey boşa düşüyor. En azından benim için bu böyle.

Tüketim toplumuna yönelik  eleştirine canı gönülden katılıyorum. İnsan, işimize yaradıği sürece kullanılabilecek makinelermiş gibi algılanıyor çoğu zaman. İnternetin en kòtü yanı bu maalesef, zibilyon tane olasılık var. İşe yarayan ve en iyileri sağa kaydır, en kötuleri sola... domates ya bu! Yahut kullan at. Yıllardır mücadele ediyorum buna karşı, bakalım ne zaman pes ederim.:)

Öyle ya da böyle hepimizin derdi adalet, umarım güzel dileğini inşa edebiliriz birlikte.Yeni kapılar açan bu nahif  yorum için çok teşekkür ederim. 
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın