gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Şefkatten Yapılmış Evler

10 Temmuz 2026, 13.02
A- A+
​"İnsan en çok çocukken aldığı şefkatten yapılır. Ve nereye giderse gitsin, kalbinde hep o ilk iyileştirildiğimiz yerin kokusunu taşır..."
​ 
​Bazı kokular vardır; bir anda esiverir ve bizi yıllar öncesine, çocukluğumuzun o en korunaklı, en sıcak köşesine usulca bırakıverir. O günlerde bize çok sıradan gelen, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi inandığımız o küçük anların, aslında büyüdüğümüzde dönüp dönüp sığındığımız en kıymetli limanlarımız olduğunu ancak aradan koca bir ömür geçince anlıyoruz.

​O çocuksu huzurun sırrını o zamanlar bilmezdik. Sadece, bazı insanların yanındayken dünyanın tüm kötülüklerinin o kapının dışında kaldığını, bize asla ulaşamayacağını hissederdik. Yıllar geçip de geriye baktığımızda anlıyoruz ki; zihnimize kazınan şeyler gidilen yerler ya da alınan eşyalar değilmiş. Bize kendimizi nasıl hissettirdikleriymiş. Çünkü insan, hayatı boyunca o ilk öğrendiği sevginin, o ilk şefkatli dokunuşun izini arıyor kalbinde.

​​Ben bu gerçeği otuzlu yaşlarımın o durgun, kendi içine dönük sularında fark ettim. Artık kendime çok daha sakin, çok daha sessiz sorular soruyorum. Birinin beni sadece sevip sevmediğine değil; onun dünyasında fırtınasız bir liman olup olmadığıma, hayatında sarsılmaz, güvenli bir yer kaplayıp kaplamadığına bakıyorum. Sözcüklere dökülmeyen o ince meraka, ben daha anlatmadan içimdeki fırtınayı sezen o naif özene değer veriyorum.
 
​Sanırım bu arayışımın cevabı, çocukluğumun tam kalbinde saklı. Çünkü ben sevgiyi büyük, süslü cümlelerle değil; şefkatli sessizliklerin içinde öğrendim.

​Ben üzüldüğümde o taş konağın yüksek tavanlı odalarının havası bir anda değişiverirdi. Kimse uzun uzun nasihatler vermezdi belki ama ben, o görkemli taş duvarların ardına sığınan o sarıp sarmalayan güvenli sessizliği hissederdim.

​Babaannemin, hırkasının o tanıdık kokusuyla usulca yanıma sokulması dünyayı dışarıda bırakmaya yeterdi. Amcamın beni güldürmek için gözlerinde beliren o muzip ışıltı, yengemin sevdiğim bir şeyi sessizce önüme koyup saçımı okşaması... Herkes kendi dilsiz, naif yöntemiyle kulağıma aynı şeyi fısıldardı aslında: "Sen buradasın, bizimlesin ve senin iyi olman her şeyden önemli."

​İşte ben sevgiyi, o sessiz ilginin ta kendisi sandım ve öyle öğrendim. Belki de bu yüzden bugün hâlâ küçük ayrıntılara bu kadar kalbimi bırakıyorum. Birinin "Eve vardığında haber ver" demesindeki o tanıdık sıcaklığa, "Nasılsın?" diye sorarken gözlerine yerleşen o gerçek ve içten endişeye, bir yerlerden geçerken aklından geçmiş olmaya... İnsan en çok hatırlandığı o ince detaylarda "var olduğunu" ve değerli olduğunu hissediyor çünkü.

​Bir çiçek kuruyor, bir fotoğrafın rengi soluyor, bir mesajın üzerinden yıllar geçiyor ama o anın içindeki duygu hep ilk günkü gibi taze kalıyor. Hafıza unutsa da, ruh kendisine ne hissettirildiğini asla unutmuyor.

​Zaman akıp gidiyor... Büyüyoruz, dünya değişiyor, insanlar bazen çok sertleşiyor. Ama bir çocuğun kalbindeki o güvende hissetme, kapsanma ihtiyacı hiç değişmiyor. Çocuklar, hayatı birer ayna gibi yaşıyorlar; onlara ne sunarsak, dünyaya ve geleceğe de onu yansıtıyorlar.

​Bugün sokakta hırsla bağıran, trafikte öfkesine yenik düşen, savunmasız bir cana acımasızca el kaldıran ya da kendi evinde sevgiyi sevdiklerinden esirgeyen o yetişkinlere bir de şu gözle bakmayı deneyelim: Onlar çoğu zaman sadece bedenleri büyümüş ama ruhundaki yarası hiç sarılmamış, iyileşememiş çocuklar.

​Küçükken maruz kaldığı o haksız gücü ve sevgisizliği bir hayatta kalma kalkanı yapan insan, büyüdüğünde etrafındakileri korkutarak kendini güçlü sanıyor. Oysa o sert ve yıkıcı maskelerin ardında; kendini hiç bulamamış, bir köşede büzülüp kalmış ve "Canım çok acıyor, ne olur beni görün" diye sessizce çırpınan yaralı bir çocuğun çaresizliği gizli.

​İşte tam da bu yüzden, omuzlarımızda çok kıymetli bir sorumluluk var. Hayatın o yorucu koşturmacası içinde unutsak da, temas ettiğimiz her çocuğun kalbine silinmez güven izleri bırakma şansımız var. Bir çocuğa sadece bakmakla onu gerçekten "görmek" arasındaki o incecik çizgi, onun gelecekte sığınacağı evi inşa ediyor.

​Bizler büyüyoruz, yepyeni hayatlara dokunuyoruz. Ama kalbimiz, o ilk öğrendiği dili hiç unutmuyor. İnsan sevgiyi ilk nerede hissettiyse, pusulası yıllar sonra bile hep orayı gösteriyor.

​Çünkü bazı evler soğuk tuğlalardan değil, bize iyi gelen, ruhumuzu ısıtan insanlardan yapılır. Ve bizim bugün, yarının dünyasını kuracak o çocuklara aşılmaz duvarlar değil, güvenle sığınabilecekleri, şefkatle örülmüş "kalpten evler" borcumuz var.

​"Çünkü taş kuleler, yüksek duvarlar elbet eskir... Ama insanın ruhuna sarılan o ilk şefkat, zamanın silemediği tek çocukluk resmidir."

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın