gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Yarım Paket Sigara, Naylon bir Tesbih ve 264 Lira 25 Kuruş

23 Ocak 2019, 12.43
A- A+

Telefonum çalıyor. Arayan babam. Açtım.


- Efendim baba.


Ses yok.


Yineledim.


- Efendim baba, konuşsana.


Hala ses yok ve ben ciddi şekilde endişelenmeye başlamışken, telefonun diğer ucundaki tanımadık bir ses;


- Kardeşim Polis. Telefonda ''Oğlum Tarık'' diye kayıtlı olduğun için seni aradık. Baban bir kaza geçirdi ve şuan Bağcılar Devlet Hastahanesinde. Gelsen iyi olur.


- Abi sen ne diyorsun, ne kazası, ne hastahanesi, babam nasıl söyle söyle.Diye bağırdım.


- Kardeşim hastahanede işte, gelsen iyi olur.


Nefesim sıklaştı, hem nefesim sıklaştı hem de havasızlıktan boğuluyorum… Yutkundum, hırıltılı bir sesle sordum.


- Abi yaşıyor mu Allah’ını seversen söyle, yaşıyor mu?


- Yaşıyor koçum haydi geç kalma daha fazla. Dedi ve kapattı babamın telefonunu, karşıdaki yabancı ses.


Gündüzleri sabahtan akşama dek bir esnaf lokantasında çalışan ve akşam olduğunda da ek iş olarak gece yarısına dek bir ticari takside şoförlük yapan bir adamın oğlu olarak ben onun kaza haberini aldığımda, Soğanlıda, yani babamın belki de yaşam mücadelesi verdiği hastahaneye 5-10 km uzaklıkta, evimin dibindeki Arnavut Dursun’un kahvesinde King oynuyordum. Kağıtlar elimde kalakaldı. Tüm gücüm bir anda gitti. Ne yapacağımı bilemedim. Hiç birşey düşünemez oldum. Karşımda çocukluk arkadaşım, ne arkadaşı kardeşim İbrahim vardı. Telefon konuşmasından olan biteni anlamıştı. Hemen kalktı yanıma geldi ve beni kolumdan tutup, yığılıp kaldığım sandalyeden kaldırdı.


- Haydi. Dedi.


- Hangi hastahanedeymiş?


Hırıltılı ve boğuk sesimle yavaşça,


- Bağcılar Devletteymiş. Diyebildim.


Beni çekiştirerek kapıya doğru sürüklerken,


- Arnavut çabuk bir su koştur, arabanın anahtarlarını da. Diye bağırdı.


İbrahim, bizi çok seven ve tüm konuşmalara şahit olan Dursun’un, panik halinde, hüzünlü ve nemli gözlerle getirdiği yarım litrelik suyu ve canı gibi baktığı, asla kıyıp da kimselere emaneten bile olsa veremediği 84 model mavi Kartal'ının anahtarlarını kaptığı gibi, kendini benimle birlikte kapıya attı. Araba kahvehanenin kapısının hemen önünde idi. Beni ön koltuğa yerleştirdikten sonra hızla gidip direksiyona geçti. İbrahim’in; Dursun’un her zaman lastikleri bile ışıl ışıl parlayan ve sanki her an bir mahalle düğününe gelin arabası olması için çağırılacakmış gibi tertemiz tuttuğu Kartal'ının kontağını çevirmesi ile gazına yüklenmesi bir oldu. Tertemiz ve pırıl pırıl olan yaşlı araç, bizi bir an önce bir bilinmezliğin kucağına atmak üzere, yaşına inat sanki yeni bir araçmış gibi lastiklerini gıcırdata gıcırdata ileriye atıldı. 


Birkaç dakika sonra hastahanenin acil girişine ulaştık. Yolda İbrahim'in zorlaması ile suyu içmiş, biraz kendimi toparlamıştım. Araba acilin kapısına yanaşır yanaşmaz daha stop etmeden kapıyı açtım ve aşağı atladım. Acil önü ana baba günü gibi idi. Aksıran tıksıran ama hiçbiri acillik olmayan hastalar, gece yarısı yapacak daha iyi bir işleri olmadığı için hastahaneleri mesken tuttukları ayan beyan ortada olan kimsesiz yaşlılar arasından birkaçına omuz ata ata ilerledim. Söylenmeleri, belli belirsiz edilen küfürleri duymazlıktan geldim. Acil kapısından,


 - Baba, baba, babaaaa. Diye bağırarak içeri girdim. Acil müdahale odasının kapısında iki polis vardı. Koşturarak yanıma geldiler ve yaşlıca olanı beni göğsümden tutup bana,


- Oğlum sen Tarık mısın?. Diye sordu.


- Abi benim, bırakın beni, babam, babam, babam nerede? Diye bağırdım. Polisin gözleri dolu dolu idi.


- Oğlum sakin ol. Müdahale ediyorlar, orada olmanın babana bir yararı olmaz. Dedi.


Tüm şefkatine, nezaketine ve gözlerinde biriken yağmur bulutlarına rağmen, beni içeriye bırakmadığı için Polise karşı büyük bir öfke duydum ve yumruğumu sıkıp suratına patlatmak için kolumu havaya kaldırdım, yumruğumu tam indirecekken İbrahim yetişti kolumu havada yakaladı.


- Dur Tarık, Polis abi doğru söylüyor, içeri girip de ne yapacaksın? Diye bana sertçe bağırdı. İbrahim'in sesi ile birden kendime geldim. Döndüm. Çaresizce yüzüne baktım. Haklılardı. İçeri girip de ne yapacaktım. İbrahim'e sarıldım.


- İbo babamdan haber yok İbooo. Diye bağırdım ve artık kendimi daha fazla tutamayarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. İbrahim polislerden özür diledi. Onlarda ‘’Olur, kusurluk bir şey yok’’ minvalinde başlarını eğip bizi selamladılar ve tekrar müdahale odasının kapısına geçtiler.


İbrahim ile hastahane bahçesine geçtik. Daha fazla ayakta kalamadım. Bahçede bir duvar dibine çöküverdim.


- Allah’ım ne olur babam yaşasın, ne olur, ne olur. Diye salya sümük ağlaya ağlaya dua etmeye başladım. O an; babamı aynı benim gibi çok seven İbrahim, duama eşlik ediyor ''Amin, Amiiin'' diyordu. Ve o da hemen yanı başımda ağlıyordu. Fakat benim aksime böyle durumlarda birinin güçlü durması gerektiğini bilen bir adam gibi, sessizce.


Aradan 1 saat kadar geçti. Beni içeri çağırdılar. İbrahim’le birlikte çöküp kaldığımız duvar köşesinden kalkıp acile doğru yürümeye başladık. Umut, korku, dehşet… Duygu namına ne varsa hepsini aynı anda yaşayarak kapıdan içeri girdim. Müdahale odasının kapısında bu kez kırklı yaşların sonlarında kır saçlı bir doktor ile genç ve iri yarı dört güvenlik görevlisi vardı. Onları görünce tüm dünyam karardı. Umuda dair içimde yeşeren her şey bir anda yitip gitti.  Bana yaklaştılar. Kır saçlı doktor elini omuzuma koydu. Kaçınılmaz olan repliği duymak üzere olan ben, kahırdan ölmek üzere iken,


- Başın sağ olsun kardeşim, geldiğinde durumu çok ciddi idi. İç kanaması da vardı. Elimizden gelen her şeyi yaptık ama maalesef kurtarmaya muvaffak olamadık, metin ol. Dedi.


Bayılmışım. Gözlerimi müşahede odasında, bir yatakta, kolumda serum bağlı iken açtım. İbrahim yanımda idi. Ona bakıp usulca,


- Babam…? Diyebildim sadece. 


İbrahim; bu kez donuk ama hüzünlü bir sesle ve en az benim kadar yanan ve kanayan kalbinin acısını beceriksizce bastırmaya çalışarak ,


- Gasılhaneden çıkardık, morgda. Başımız sağolsun kardeşim. Allah taksiratını af eylesin. Şimdi metin olmak zamanı. Dedi. 

Yutkundum, gözyaşlarım sel oldu, kemirdiğim dudaklarımdan sızan kan dilime değdi. Sarhoş gibi idim, boş boş odanın duvarlarına bakınırken içeriye elinde kağıtlar ve naylon bir poşetle, çocuk yaşta denilebilecek kadar genç bir polis girdi. Yanıma kadar geldi. Başını önüne eğdi. Bana hiç bakmadan,


- Başınız sağ olsun abi, ne desek boş, Allah size ömür versin. Dedi.


İbrahim başını kaldıramayan, polisten çok lise talebesine benzeyen çocuğun yanağına dokundu.


- Dostlar sağ olsun koçum, bir şey mi vardı? Diye sordu.


Polis, yaşından ve görünüşünden hiç de umulmayacak bir olgunluk ile,


- Abi belki hiç uygun bir zaman değil, gerçi bunun hiçbir şekilde uygun bir zamanı da olmaz ama amcanın zati eşyaları, imza karşılığı teslim etmeliyim. Dedi. Ve imzalamam için elinde tuttuğu tutanakla, naylon poşeti bana uzattı.


Daha önce bir kez ve onu da annemden dinlemiştim. Tüm hayatı boyunca asla dürüstlükten, doğruluktan ve çalışkanlıktan ayrılmayan babam, memleketindeki yoksulluktan bıkıp İstanbul'a kaçtıktan sonra, Soğanlı Meydanı'nda kendisini farkeden ve hikayesini dinledikten sonra kendisine acıyan Faki Baba'nın esnaf lokantasına bulaşıkçı olarak işe başladığında 13 yaşında imiş ve cebinde sadece, koca İstanbul’da iş arayarak geçirdiği 7 korkutucu günden sonra arta kalan 8 lirası ve 15 kuruşu varmış.
Şimdi annemden dinlediğim, o basit ama acı hikayenin kahramanı olan cefakar adam,  adi bir sarhoşun aracına çarpması sonucu öldü. 51 yaşında idi. Polisin bana uzattığı naylon poşetin içinde ise; yarım paket sigara, naylon bir tesbih ve 264 lira 25 kuruş vardı.


Bunları gördüğümde tüm acımı içime gömdüm. 4 sınıfta olduğum üniversitenin üzerini bir kalemde sildim ve yemin ettim. 


Düzene uymamaya ve cebimde 264 lira 25 kuruş ile ölmemeye….

YORUMLAR

23 Ocak 2019, 21.29
Allah rahmet eylesin. Çaresizlik ve babasızlık çok zor. Kaleminiz  ve yüreğinize sağlık.
23 Ocak 2019, 22.06
başınız sağolsun tesadüfen okudum ve çok duygulandım
24 Ocak 2019, 01.38
Dünya yüzünde, bu biçim acı çeken başka bir tür yok. Nefes almaya devam ediyorsak, kaçış da yok; mahkumuz kedere. Dünyaya atılmış bir şey "insan", biçare...                               
24 Ocak 2019, 07.24
Arkadaşlar hepinize teşekkür ederim ama,

bu benim hikâyem değil, sadece bir kurgu...
24 Ocak 2019, 08.17
Annesini babasını kaybetmiş biri olarak acınızı çok iyi anlıyorum.
İnsan kendini yalnız hisseder.Bir dağ olarak gördüğü babasını kaybetmek smile Resmi ...
Hayat acısıyla tatlısıyla devam ediyor..
Ruhu şad olsun.Mekanı cennet olsun.Rabbim size ailenize sabır ve uzun ömür versin.
24 Ocak 2019, 08.25
Ney smile Resmi  Neyse sevindim kurgu olmasına.Tam dayaklısın ..
24 Ocak 2019, 11.31
Yazı çok güzel, kalemin çok kuvvetli belli ki, eline sağlık. Yazıyı okuyunca içine çekiyor insanı, o acıyı hissediyorsun, duygularını anlatanla birlikte üzülüyorsun. Ama sonradan gelen  "Arkadaşlar hepinize teşekkür ederim ama, bu benim hikâyem değil, sadece bir kurgu" ifadesinin, yazılma zamanının bile kurgu olduğunu hissettirdi bana. Bu yazı yazıldıktan sonra "başın sağolsun" mesajları geleceği çok belliyken, yazının sonunda kurgu diye belirtmeyip, sonradan yorum olarak iliştirmek, canımı sıktı okuyucu olarak, kandırılmış hissettim.

Umarım sonraki yazıların yine böyle çok güzel olur ama kandırılmayız.
24 Ocak 2019, 15.14
İlk olarak Mia;)

Şu kadarını belirteyim ki; bu hikayede geçenlerden daha acı şeyler yaşadığım da oldu. Ayrıca aynı hikayedeki gibi dürüst, çalışkan ve özverili olan babamı, hikayenin kahramanı olan Tarık'tan çok daha erken bir vakitte, henüz 15 yaşımda iken kaybettim. Babasızlık zor, bir erkek için bile...:(

Mia, dayak meselesine gelince, epeydir yemedim ve iyi bir değişiklik olurdu...:)



Ve Cafo07,

Dostum -dostum dediğim için umarım kızmamışsındır:)- yazılarını takip ettiğimi ve çok beğendiğimi buradan deklare ederim. Hikayelerini de kaleme alış tarzını da seviyorum. Bende, karşı karşıya oturup iki tek eşliğinde karşılıklı hikayelerin anlatıldığı bir muhabbet arzusu doğuruyorsun. Aptal olmayan her kadınla oturup iki tek atabilecek ve sohbet edebilecek bir adamım ben ama her adamla -akıllı yada aptal- oturup içmem. Çok iyi ifade edememiş olabilirim ama ne demek istediğimi anladığına eminim..;)

Ha bu arada, bence de 264 lira 25 kuruş fena para değil, küçük ölçekli bir geceyi kurtarabilir.;) Ama hikayedeki paranın büyük yekunu bence taksi sahibinindir...:(



gmsnn opum;

Yazıyı ve kaleme alış biçimimi sevmeniz dahası övmeniz ne yalan söyleyeyim hoşuma gitti, teşekkür ederim. Ama ne yazıyı yazarken ne de sonrasında asla bir ''kandırmaca'' içinde olmadım. Buraya birkaç yıl önce çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine sırf oyun oynamak için kayıt olmuştum. Yıllarca blogları hiç farketmemiş ve okumamıştım bile. Taki Sevgili Cezbe'nin bir bloğunu tesadüfen okuyana dek. Sonra onun da yönlendirmesi ve kendisine anlattığım bir hikayemi de ( İşte o gerçek bir hikaye idi .)  ) burada bir bloguna konu etmesine jest olsun diye bir önceki, yani ilk blogumu yazmıştım. Bu da ikincisi. Ama sizde bıraktığı ''kandırmaca'' etkisinden tamamen azade bir şekilde yazıldı. Blog içerisinde bunun bir kurgu olduğunun özellikle belirtilmesini ise şuan yorumları okuduktan sonra bile oldukça gereksiz bulduğumu da ifade etmek isterim.. 
Yine yazmam konusundaki dilekleriniz için de ayrıca teşekkür ederim..;)



Gelelim -Babette'ye:)

Asla bir polemik başlatmak niyetinde değilim ama söylemeden de edemeyeceğim, sen erkekleri bile kıskandıracak düzeyde bir zekaya sahipsin. ;) Senin yorumunu ben yazmalı idim aslında ama buna fırsat bile vermemişsin ki; teşekkürler:)
Ayrıca hikayeyi okuma ve algılama konusunda büyük bir yeterliliğin olduğunu da belirtmeliyim. Özellikle hikayede geçen araba konusunda. Orada gelin arabası gibi süslü ve temiz bir araba ile bir düğüne gider gibi bir felakete gidişi anlatmak istedim ama blogu iki kez yazıp da siteden düşünce sıkıldım ve blogu üçüncü kez eklemeye çalışınca yazının ham halindeki şeklini olduğu gibi koydum buraya. Doğal olarak da oradaki ironiyi çok da iyi betimleyemedim. Farketmedim sanma ama üşendim ve düzeltmek de istemedim sonra. Teşekkür ederim yorumuna ve okuyuculuğuna. Fijjttttt miydi:)




And Special Thanks goes to Cezbe;

Başıma ne işler açtın sen.
Uyarayım yazmak hoşuma gitmeye başladı...:)))




25 Ocak 2019, 02.14
Başına açtığım işlerin, her daim başında olmasını dilerim smile Resmi Allah vergisi olanı köreltip; bahşedilene ihanet etmemek gerek çünkü. smile Resmi 

25 Ocak 2019, 14.46
Kalemin çok güzel bence de... Herhangibir romandaki derinliği yakalayabilmişsin. Ama bana göre kurgu yönün zayıf. Açıkçası ben bu yazıyı okurken kurgu hissini uyandırdı bana. 

- Örnek vermem gerekirse, gündüz lokantada çalışıp, akşam taksiye ek iş olarak çıkan birinin kahveye takılarak öldürecek vakit bulabilmesi mantıksız geldi. -

Daha derinden etkileyecek nüanslar eklenebilirdi yazıya. Ayrıca yazının sonunda anlatılmak istenileni ise maalesef ben anlamadım. Yani hangi düzene karşı çıkılıyor çözemedim. 

Son olarak eklemek istediğim ise;

Sende bir cevher var ama bu cevheri biraz daha geliştirmen gerektiğini düşünüyorum. Özellikle kurgulara daha iyi çalışmalısın kanaatimce.
27 Ocak 2019, 14.13
Yorum için tşk Bumerang.


Ama lokantada çalışan, kazada ölen adam, kahvehanede king oynayan ise ölen adamın üni li oğlu.

Düzene karşı çıkış meselesi ise; gencin o anın acısı ile vermiş olduğu, doğruluğu tartışmaya açık bir karar. 
Çünkü gencin gözünde kurallara uygun yaşanmış koca bir ömür sonunda elde edilen koca bir hiç olmuş...



03 Şubat 2019, 23.53
''He'' -Babette, ''he''. Hemi de hepisine ''he''. 

''Kırk alim bir delil, bir alık 40 delil'' misali...

Haklısın boşvermek lazım. Aklı ve dimağı na_hak yere yormadan, boşvermek.

Verdik gitti. De hayde cuğara içek. Citttyyttt, tiyyytttt, hooooopppp palaaaaaa..:)
25 Şubat 2019, 01.28
-babette, ee yani şimdi evet haklısın. Epey bir çaba, epey bir deneme var tekeden süt elde etmek için.  Ama nihayet bunun imkansızlığı görülmüş olacak ki; değişik bir strateji denenmiş ve en sonunda başarıya ulaşılıp -tam yağlı olmasa da, yarım yağlı- bir miktar süt de elde edilmiş. Ama çok açık bir şekilde görülüyor ki,  tekeden elde edilmesi mümkün olmayan süt, komşunun keçisinden sağılmış..:)
Şimdiii gelelim çözümü hileli soruna...:DÇözüm, A,B,C,D,E seçeneklerinin alayını içeren F bence..:)A) Kıskandın. Aslında ''kıskandın'' demek sana haksızlık. Ben bunu ''beğendin'' olarak kabul ediyorum. Hatta çoşkunu göz önüne alacak olursak çok bile beğenmiş olabilirsin..:)B) Sihirli bir dokunuş olduğu muhakkak. Bunun aksi söz konusu ise ki; bence öyle, mevzu basit bir intihal. :)C) Kötü niyetlisin. Buna cevap bile vermem, bu zaten çok açık...:D :DD) Kesinlikle çocukluğuna inmek gerekiyor, hatta epey bir derine...;)E) Bkz. A. Çünkü, E şıkkı aşağı yukarı A şıkkı ile aynı minvalde.
Ben senin evvelki ''boşver'' ini dikkate alıp, kestirmeden halettim. Halledemeyen de görüldüğü üzere cezbe'leşip duruyor...:D :D :D 
İmdiii bi çek git Tilki, seni çok pis sevmeye başladım...:D
25 Şubat 2019, 09.47
Sizi gidi saman altından su yürütücüler, kaçak güreşçiler siziiiiiii !!!! Pissiniz ki siz smile Resmi Bi Cezbe'leşirim sana BLue bak kızdırma beni, sonra bir daha Blue olabilemezsin .p Böyle mavin mora çalar filan, öyle boz bulanık bi şey olursun smile Resmi


Ben doğrudan insanım ne yapayım ya, olay mahallinde, direkt hedefe bang bang yapıyorum. Bir de idiotluk seviyesi önemli, herkese aklı oranında hitap edeceksin. Öyle ima filan kavrayamayacak biriyse karşındaki, sen zekice yüzüne tükürsen de; o, "yarabbi şükür" diyor, ki denmiş görüldüğü üzre .pp Ohh ne ala Bay Blue siz 'hırsızlık' demeyin, 'intihal' deyin buralarda; oralarda gidin  "YAZANIN eline sağlık" deyin, çekilin kenara .d Bir de teşekkür etsinler size sonra, aman ne güzel! Biz de kalalım tehditlerle 'bunun bedelini ödersin!!!' lerle filan. Bakın korkumdan cevap bile yazamıyorum, dut yemiş bülbüle döndümsmile Resmi Gerçi tehdit cümlesi değilmiş bu, bilirkişi öyle söyledi. Bilgi yumağı mübarek. Kendimi çok eksik hissediyorum çoook smile Resmi 


Bebettem Bebettom bunlar da benden .p

Ğ-) a- Kestirmeden yapılan, muhatabı tarafından anlaşılamayan yorumlara alt yazı geçmek ve muhatabı tarafından ışıl ışıl, su gibi anlaşılır olmasını sağlamak için -amme hizmeti-

Ğ-) b- Saman kaçakçılarını, su güreşçilerini .pp ifşa etmek için.


* Sevgili, cici yönetim; Tiagmo'nun yasağını kaldırın artık ne olur, yazıktır ona. Yorum yapamamaktan bi hal oldu. Vallahi ciddiyim, rica ediyorum :)


26 Şubat 2019, 14.31
Hooop, noluyor burda? İhbar aldık, bi takım müstehzi yorumlar yapıldığına dair, olaya el koymaya geldim. Eğer bunu gizli gizli yapmaya devam ederseniz, bedeli ağır olur, sitede oynadığınız tüm oyunları kaybedersiniz (en azından tehdidimin bi yaptırım gücü var ona göre smile Resmi)

Şimdi gelelim Blue_Parrot bey'e. "Malum" yorumda, hınzırca sırıtarak yazdığın "yazanın" kısmından anlaşılıyor ki; "ben ne kokar, ne bulaşır taklidi yapayım da, olay bana sıçramasın, tereyağından kıl çeker gibi işimi halledeyim" demişsin, iyi de etmişsin. Yoksa; seni harcarlar matmezel, harcarlar smile Resmi

-Babette ama bence nicki kesinlikle -Babettoo olmalı çünkü öylesi ağzıma daha iyi oturuyor söylerken. 
Hüüüpp jiiit, filan fıstık derken, olayı ne bu seslerin, anlamıyordum ama bu son yorum ile anladım ki, aslında sen, sitenin mikseriymişsin. Ve hüüp jiitt, efekti de, çalıştında çıkarttığı sesin, Gamyun'daki tezahürüymüş smile Resmi smile Resmi

Cezbe, her zamanki gibi, dilinin kemiği yok. Kemik dedim de aklıma geldi, youtube videolarında izleye izleye gaza geldim. Gittim kocaman bi kuzu kol aldım. Bilirsin kemikli kemikli olur na bu kadar böyle. Onu bi güzel kekikle tuzla ovaladım, içine sarımsak zerk ettim, terayağ boca ettim. Sarıp sarmadalım, şimdi 4 saat fırında pişirip, tandır yapıcam, mis olacak mis, sen de dene. Kanalıma abone olmayı ve beğen tuşuna basmayı unutmayın. smile Resmi smile Resmi
27 Şubat 2019, 07.48
Ovvvvvvvvv ne ayıp şeyler bunlar!!! Şimdi Şevgili Gmşnn, küçük parçalı etlerde -misal; dil- kemik tercih etmiyoruz, onların kemiksizi makbuldür. Büyük parçalarda kemikli olanlar tercih edilebilir dediğin gibi -ki kemik sağlığa çok faydalıdır, ona ilerleyen bölümlerde değineceğim-  Dil, insanın ağzının içinde güzelce dönmeli, hak edene hak ettiği tarafından, en kemiksizinden servis edilmeli. Hem kemikli dili olanlar, kabız kuğulara benzerler; "benim yerime biri dilini döndürsün" şeklinde ikinci-üçüncü şahıslardan yardım isteyebilirler, ki bunun bir yöntemi de ihbardır ve bu yola başvurabilirler. Tam sen, keyif keyifli 'na bu kadar böyle kuzu kolu'nu yaparken, keyfini bozabilirler. Bunun nedeni; tam olarak dillerinin hiçbir şeye dönmüyor oluşudur -kemikten ötürü-, bu yüzden seni kolundan çekiştiriyorlardır. Yine de konudaki 'ihbar', nihayet bir 'idrak' olduğunu düşündürdü bana, bir yandan da sevinmedim değil hani. Neticede, durgun bir dimağ harekete geçmiştir ki, aslolan faydadır smile Resmi


"Na bu kadar böyle kuzu kolu tandır" sevenler için önerilen günün tarifi: Kasaptan kemik alıp onları bir gece suda bekletiyorsun, sonra güzelce temizleyip düdüklüde 4-5 saat pişiriyorsun. Soğuduktan sonra, elde ettiğin suyu kağıt bardaklara doldurup buzluğa atarsan, uygun yemelerde ve çorbalarda birer birer kullanıp şapşarika bi et suyu lezzeti yakalayabilirsin, hem de çok sağlıklı.


Yok yok, hep benim yüzümden oldu Babettecim smile Resmi Dolaylama konusunda, Dalai Lama'nın hayatı hakkında bildiklerimden daha az şey biliyorum, çok yeteneksizim, ben açık ettim .p  Yalnız bu son tehdit çok ağır oldu. Ben oyunsever bir insanım, oyunlarda hep yenilirsem ne yaparım smile Resmi Oyun oynamaktan vazgeçip her gün blog yazarım sonra can sıkıntısından.  Sonra bazılarının canı benden daha çok sıkılır .pp  Bu yüzden süpsüper yöneticimizi dinlemek lazım, çark ediyorum ben, oynamıyorum sizinle, verin misketlerimi smile Resmi  Sistemciyim ben, güçlünün yanındayım .ddd


Gitmeden, "insan, eski tarihli bir bloga neden alakasız yorum yapar" soruna cevaben ek madde iliştireyim. 

H-) a- Gelen saçmasapan ihbarlardan yanan kafasını; hem "dostlar alışverişte görsün iki lafın belini kırayım", hem "bir geyik de ben döndüreyim" tadında düzeltmek istediği için.

H-) b- "Na bu kadar böyle kuzu kolu nasıl terbiyelenir ve tandır nasıl yapılır"ın tarifini veresi geldiği ama konuyla alakalı yorum atacak uygun bir blog bulamadığı için. (Gerçi vardı, koç'lu, mööö'lü yazılar ama....p)

27 Şubat 2019, 11.25
Sheriff de gelmiş. Demek işler ciddileşiyor :)) 


Herşeyin sorumlusu "matmazeller" :)) 


Ben sütü içmişim, tadını beğenmiştim, "sahibini" de takdir de etmişim. Ee daha ne.. :)))) 



Şimdi; gülüyor, kızıyor, doğal olarak ortalığı karıştırıyor, üstüne bir de açıktan soru soruyorlar. :)))

Kimler??? 

Tabi ki "matmazeller" :D :D

Ne soruyorlar?? 

Süt kimin? :) 



E şimdi de ben soruyorum, 

Suç kimin? :D





Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın