gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Fariha...

31 Ağustos 2021, 05.31
A- A+

Zahra, geride bıraktığı evine son bir kez baktı, buradan hayatta kalabilme umudundan başka götürebileceği hiçbir şey yoktu artık. Kabil'den ayrılıp daha sakin bir bölgeye, başka bir şehre gidiyorlardı. Eşi Rashid, boy boy 3 çocuğu arabanın arkasına tıkıştırmakla uğraşıyordu. 18' indeki kardeşi Najib de ona yardım ediyordu. Çocuklar gülüşüyor, etraflarında yaşanan trajediyle zıt bir neşe oluşturuyorlardı. Kucağındaki bebeği sol koluyla kavradı, kapıyı çekip kilitledi Zahra, sanki kilitlemesi elzemmiş gibi...


Doluştukları külüstür otomobilleri, üstüne binen yüke isyan edercesine homurdanıyor, çalışmakla beraber, yürümemekte ısrar ediyordu. Nihayet yola koyulduklarında, Rashid ve kardeşi, olan bitenle ilgili hararetli bir sohbete daldılar. Bu iki adamı da seviyordu Zahra. İyi bir adamdı kocası, ailesinden yadigar kalan Najib'i  beraber büyütmüşlerdi. Zahra'nın 2 abisi de gerilla olmuş; biri ölmüş diğerinden de hiç haber alamamışlardı. Anne ve babası, roket saldırı sonrası, çalıştıkları tarlada paramparça olmuşlardı. Sadece Zahra değildi elbette bu durumda olan;  birçok ailenin sadece geride kalanları vardı bu ülkede. Yitip giden aileler, aidiyet duygusunu da yok etmişti ülke insanında. Bu ülkede; erkekler ölmek için, kadınlar da doğurmak için var oluyorlardı. Kadınlara kimse 'doğurma' demiyordu, başka her şey için sorgulanmalarına rağmen doğurmak serbestti. Ve erkekler de silahla doğuyorlardı, başka çareleri olmadığından. Dışarıdan sadece kadına zulüm gibi görünen; aslında kadını, erkeği, çoluğu-çocuğu herkesi sarmalıyordu. Zalimler tarafından, simsiyah bir kanla yazılıyordu bu ülkenin kaderi.


Daldığı düşüncelerden, kucağındaki bebeğin ağlamasıyla sıyrıldı Zahra. Onca gürültüde uyuyabilmesi mucizeydi zaten. Rashid ve Najib,  yüksek sesle konuşmaya devam ediyor; 3 oğlan ortalığı birbirine katıp bağırışıyorlardı. Onlara herhangi bir uyarıda bulunmanın nafile olacağını bildiğinden, Fariha'nın kulaklarını kapatmaya çalışarak sallamaya başladı. Fariha, tek kız çocuğuydu Zahra'nın. "Mutlu" demekti Fariha. Ona, mutluluk namına ne vereceğini bilemeyen bir annenin, çırpınışı gibiydi bu isim seçimi. İlk gebe kalışında, oğlan olsun diye dua ettiğini düşündü. İkincisinde de öyle... Sonraki doğumlarında, dilindeki duayı donduracak kadar ölü erkek gördüğünden, dua etmekten de vazgeçmişti Zahra.


Arabanın içi tam bir curcunaya dönüşmüştü. Fariha bir türlü susmuyor, sürekli ağlıyordu. Çocukları azarlamak için bağırdığında, kendi sesini bile duyamadı, kulakları uğulduyordu. Burkasının penceresinden, toz duman yola bakmaya başladı. Araba, kasislerin birinden çıkıp bu defa bir çukura düşüyor, içerideki coşkun sesle ahenkli bir hareket düzeni oluşturuyordu. Birden tüm bu gürültüyü ve devinimi bastıran, o ölümcül ses duyuldu. Sonra, kesif bir sessizlik;  her şey sustu, her şey durdu.

-------

Kan ülkesinin Başkanı, çalan telefonla uyandı. "İçerisinde canlı bomba taşıyan bir araca yönelik istihbarat üzerine, hedefin  imha edildiğini, fakat araç içindekilerin aynı aile üyesi siviller olduğunun ortaya çıktığını" söyledi mentagonlu yetkililer. Başkan, "fuck you" dedi berikine. Yediğini yutan mentagon görevlisi, "nasıl bir beyanat verelim Başkan'ım" diye sordu. Başkan "sorry deyin" dedi. Telefonu adamın yüzüne kapatıp az önce uyumakta olduğu kan gölünün ortasına tekrar uzandı, uyumaya devam etti.


Dünya mı? Tabii, dünya da öyle; sessizce uyumaya devam ettiler dünya ülkeleri. Ülkelerin insanları da uyudular sonra. Kimin umrundaydı ki Zahra, Fariha, Najib!!!  Hem sahi; orası neresiydi ki, hangi kıtadaydı bu ülke? Onlar için düşünen bir yönetim seçmişlerdi, en iyisini onlar bilirdi. Bir yanlışlık olmuştu işte, ne yapacaklardı yani! Herkes kestirmeye devam etti.

YORUMLAR

31 Ağustos 2021, 14.53
Canım canım canım... Buradan da merhaba.



Seni kutluyorum, farklı noktalardan bakmanı,  inandığını savunmanı, iyiyi kötüyü ayırt etme becerini, gayretini seviyorum....

Yanımdakiler şuan bana çok kızıyor, teli bırakmam lazım....  Sonra uzun uzun anlatalım . Kalemine sağlık bebeğimmm... 


01 Eylül 2021, 04.07
bu duyara can dayanmaZ

01 Eylül 2021, 14.34
Eleştirmek için çok yırtındım da bulamadım birşey:) Yorumlarım nedeniyle ''yılan'' a benzetildim de:) zehrimi salayım dedim de maalesef bulamadım zehrimi salacağım bir yer.

Şaka bir  yana;



Okurken , olayları izliyormuşum duygusuna kaptıran yazıları seviyorum. Bu ondan da öte olmuş. Sadece izlemekle kalmayıp aynı anda birçok sorgulama yapmama neden oldu.

Şunu da eklemeden edemeyeceğim. Halklar layık oldukları şekilde yönetilirmiş.....

Sorgulattığın için teşekkürler...
02 Eylül 2021, 07.07
Myrina_ öyle, olanlara can dayanmıyor. Sivil insanların üzerine roket atılıp canlarının alınmasına duyarsız kalabilen bünyeler, Homo Sapiens öncesi evrede kalmış olan canlılardır sanırım, ki ben halihazırda aramızda yaşamakta olduklarına inanıyorum.


Babettem, Sonsuzum, Agresif; aslında hiçbir şey yazasım yok arkadaşlar, canım sıkılıyor yazarken bu konuları, başlayınca da uzuyor, söyleyecek çok şey var, hepsi de berbat.


Baktım ki; bilirkişiler, bilmezkişiler, azbilir kişiler, herkes, bir masanın etrafına oturmuş, sıra sıra sandalyelere dizilmiş, ellerinde çayları-kahveleri, bir ülkenin olası geleceğine dair projeksiyonlar yapıyor, kendi ülkelerinin nasıl bir pozisyon alacağıyla ilgili fikir üretiyorlar. Hatta ben bile yaptım Agresif'in yazısının altında. O sıra daha Zahra ölmemişti, henüz kimse ölmemişti. Onlar öldükten sonra da istifler hiç bozulmadı, haber iki gün konuşuldu geçti, herkes kaldığı yerden devam etti. Ben de Zahra'ya empati yapayım dedim Sonsuzum. Senin dediğin gibi; Atatürk'ün ve Cumhuriyetin aydınlanması olmasaydı üstümüzde, olaydaki Zahra isminin Zehra olması da kuvvetle muhtemeldi. Ağızlarından salyalar akıyor Türkiye'yi de o zeminlere çekmek için, ondan başımız bir türlü beladan kurtulmuyor malum. Sorguladığım insan elbette. Tanrının insanı eksik yaratmış olduğunu düşünüyorum ama sonuç olarak bir aklımız, bir kalbimiz var. Kimse, içindeki iyilik ve kötülüğü dengeliyemediği için yaratıcıyı suçlamamalı. Kimse, ahlak yoksunu olduğu için de yaratıcıyı suçlamamalı. Ahlak, ülkeler için de gerekli.


Agresif söyleyene değil, söyletene bakacaksın, demişler. Kendine haksızlık etme:) Halkların layık oldukları şekilde yönetildikleri, bir noktaya kadar doğru ama tamamen katılmıyorum. Sonuç olarak stabil kalıp değişmeyen, değiştirelemeyen bir erk, toplumu zaman içersinde değişime uğratır. Ve dediğin noktaya gelir; yöneten ve yönetilen benzeşir. Demokrasi için konuşacak olursak, bence en büyük handikaplarından biri demokrasinin bu konu. Örneğin sen, birey olarak, hak ettiğin şekilde yönetildiğine inanıyor musun? Halkın, söz sahibi olmadığı rejimlerde, "halk" kavramından söz etmek yersiz olur. Özgür olmayan, halk olamayan  bir insan kalabalığının; kendi seçimi olmayan kötü bir yönetim için, bu yönetimi hak ettiğini söylemek biraz acımasızlık. Bu noktada katılmıyorum bu söze.

Görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkürler arkadaşlar smile Resmi



15 Eylül 2021, 09.20
Çok yerinde tespit Unadventurous. Yazdıklarının üzerine düşündüm de; ben, bu tip olayların hemen akabinde, olayla ilgili sağlam yazı yazamıyorum. Dediğin gibi; yazıdan ziyade resim veya şipşak fotoğraf gibi oluyor. Hemen yazıp bitiriyorum, olay yerinden ayrılıyorum. Yazının okunma süresiyle, benim yazma sürem neredeyse aynıdır. Ayrılıyorum, çünkü kalmaya yüreğim yetmiyor, edebiyat yapmaya duyduğum acı elvermiyor. Çok doğru söyledin, bu bir yazı değil. Benimle ilgili kısmı böyle; seninle ilgili olan da sana ait. smile Resmi

16 Eylül 2021, 03.55
Teşekkür ederim. Sen de eksik olma smile Resmi
26 Eylül 2021, 03.32
Burkasız bir kadının, burkanın altında yaşanan acıları bu denli yalın görebilmesi, beyninin prangasız, yüreğinin pervasız olduğunun yegane göstergesi olsa gerek. Ferihaların hürmetine, huzura ermesi ümidiyle, kana bulanmış toprakların..
26 Eylül 2021, 23.05
Teşekkür ederim. Umarım Apathy smile Resmi
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın