Bayramdan...
03 Nisan 2025, 14.12 A- A+
Demiş ya adam;
Hangi bayram elbisesini gördün ki üzerimde yamasız,
Deliksiz ayakkabının ensesine basa basa kaçmadığım,
Düşürmediğim zor bela topladığım şekerleri,
Hangi bayramımı gördün ki sıkı sıkıya sarıldığım sevdiğime, anneme.
Eksik duruyor bende bayramlar,
Yani hem çorap delik hem gönül. *
…
Senin sarışın çocuk bakışlarına sinmiş bayramlar gibi anlamı eksik bayramlar yerleşti artık benim de ömrüme… Ne bir reha, ne de bir sürûr var evlerden sokaklara taşan. Silindi gülüşleri zamanın ve her şeye tebelleş bir yokluk da aldırmıyor baharın gelişine. Bilmiyorsun, öyle bir hüzün ki, eylül kıskanıyor.
Bir hüzün ki şehrin üstüne çökmüş sis misali çöküyor… Sokaklar geçilmiyor, yollar aşılmaz! Ne çiçekleri görünüyor dalların ne de kıpırtısı toprağın. Bir hüzün ki tutmuş tüm satır başlarını. Eksildikçe eksilirken de bütün elif ba’lar, sesli harfleri tükenmiş kelimeler yığını gibi anlamsız bir kalabalığız artık; sen ben ve tüm hayaletlerimiz…
Tuhaf ama değil mi, hayatın bütün planlarına yenilen ben nasıl da unutmuşum tattığım bütün kötü sürprizleri. Aşk bir hafıza kaybıymış umut ateşini harlayan; fark edememişim.
Şimdi tazelenmiş hasretinle uyandığım bu bayram sabahında yerini yadırgayan umudu azat edip üzerimden barışmaya çabalıyorum aşkın tek başınalığıyla. Ve artık ne vakit özleyecek olsam seni; kabulümdür, bir çocuğun çizgilerinden düşeceksin hayalime.
Unuttuğumdan değil saçını sakalını. Gözlerinin yeşilini hatırlamadığımdan değil… Olmadığından değil fiyakalı bir fotoğrafın avuçlarımda.
Masumiyet!
Sadece masumiyet istiyor gözlerim sana bakarken çünkü artık. Sızacaksa eğer, o eğri büğrü çizgilerden sızsın içime istiyorum çocuksu gülüşün. Haylaz bakışın. Serseri duruşun. Bir özlem neden bu kadar sancılı olur, zaman neden iflah olmaz ayrı düşünce; onlarla unutmak istiyorum bir anlık da olsa. O küçük kızın gözlerinden ufacık ellerine dökülen silüetin gidersin istiyorum belleğimi bir deprem gibi sarsan hasretin nefti sızısını.
Olur mu? Giderir mi?
Ederi yüksek bir istek mi olur yoksa bu da diğer tüm isteklerim gibi?
Öyle ya; Kimbilir belki de en çok adımdan sebep pahalı isteklerim oldu benim hep Tanrıdan. Altın gibi kıymetli, değerli demekken ismim Fars lisanında; hayat lisanında da değerli olmak istedim. Farkında olmadan girdiğim bu savaşta, ilk ağıtla değersizleşip son nefese kadar da aynı değersizliğin içinde debeleneceğimi bilmeden üstelik…
Anlıyorum ki isim kadermiş ve büyükler de boşuna dememişler çocuklarınıza taşıyamayacakları adlar koymayın diye… Taşıyamadım ben de adımın kaderini, bırak taşımayı bulamamışım bile.
Şimdi üzerime manası sinmemiş ismimle anlamsız ve kimliksizim yine...
‘’Uzamasa keşke artık benim de dünya sürgünüm…’’
30 Mart Pazar...
*HD
YORUMLAR
İsminizle ayrı düşmenize katılmıyorum; çünkü öyle olsaydı, hüznü anlatan o değerli kelimeler kaleminizden çıkabilir miydi?"
Elinize, yüreğinize sağlık...