Anın Tadını Unuttuk: Sosyal Medya İçin Yaşamak
10 Eylül 2025, 10.45 A- A+
Gezilere çıkıyoruz, tarihi mekanlar geziyoruz, doğanın güzelliklerini keşfe gidiyoruz… Ama gerçekten yaşıyor muyuz o anı? Yoksa sadece telefon ekranımızdan baktığımız kadarıyla mı tanıyoruz dünyayı?
Son yıllarda şunu sık sık gözlemliyorum: İnsanlar tarihi bir mekana adım attığında ilk yaptığı şey, etrafı hissetmek değil, telefonun kamerasını açmak oluyor. O büyülü taş dokular, yüzyılların izlerini taşıyan duvarlar, bir anlığına sadece bir “story fonu” haline geliyor. Oysa her taşın, her eserin, her doğal güzelliğin içinde anlatılmamış onlarca hikâye var. Biz bu hikâyeleri dinlemek yerine, fotoğrafın kaç beğeni alacağını düşünüyoruz.
Aynı şey bir yemek masasında da yaşanıyor. Çiftler, arkadaş grupları ya da aileler güzel bir akşam için bir araya geliyor. O ambiyansın tadını çıkarmak yerine, önce masanın fotoğrafı çekiliyor. Çatal bıçaklar düzeltiliyor, ışık ayarlanıyor, filtre seçiliyor… Yemek soğusa da önemli değil çünkü asıl mesele o kareye kaç kalp, kaç yorum geleceği.
Doğal güzellikler de aynı akıbeti yaşıyor. Bir göl kenarına gidiyorsunuz, sessizliği dinlemek, rüzgârın yapraklara dokunuşunu hissetmek varken insanlar tek tek poz veriyor. Aynı manzara, yüzlerce fotoğraf ve paylaşımla adeta tüketiliyor. Oysa doğa bize gösteriş için değil, huzur için var.
Sonuç olarak sosyal medya, anı yaşamamız için bir araç olmaktan çıkıp, anı gösterişe dönüştüren bir amaç haline geldi. Oysa bazen telefonu kenara bırakıp sadece bakmak, hissetmek ve yaşamak gerek. Çünkü fotoğraf silinir, beğeniler unutulur ama o anın içimizde bıraktığı duygu sonsuza kadar bizimle kalır.


YORUMLAR