BİR GARİP ORHAN VELİ HİKAYESİ
26 Kasım 2025, 13.37 A- A+ Hayalperestim ben. Apartmanın hemen karşısındaki incir ağacının dallarına ağaç ev yapmayı düşünen, voltran ı acaba ahşap paletlerden oluşturabilir miyim diye kafa yorup projeler çizen, ahşap mandallar ile kale kurup 11 e 11 bilye İle maç yaptıran o çocuk hala büyümedi. Gelip geçiyor bir ömür, bir o kadar yavaş bir o kadar hızlı…
Doğum günümdü geçenlerde, artık kutlamakta istemiyorum aslında ama annem hala ısrarcı . Aile eşrafı toplandık, yedik içtik söylemesi ayıp, pasta kesildi falan derken bir konuşma geçti. En küçük ablam ‘’bir büyümedin sende’’ dedi bana. Güldüm, aslında birazda düşündüm ama yine de güldüm. Büyümüyor o hayalperest velet. Büyüse bende ölürüm büyük ihtimal ile…
İşin ilginç yanı şehre her yağmur yağdığında o haylaz hayalperest velet daha bir çıkıyor ortaya. Yağmur yağıyor bugün, ne yapsak diye hınzırca gözlerini parlıyor. Önceleri yağmur yağdığında okula gitmek istemezdi, şimdi de işe gitmek istemiyor. Önceleri yağmurlu havalarda okula gittiğinde kafasını cama yaslayıp hayal kurardı, şimdi işe geldiğinde yazılar yazıyor.
Yazmayı neden seviyorum emin olun ben bile bilmiyorum. Zamanında sitede oyun oynarken bir sohbette konu blog mevzuna gelince, karşımdaki zat en kibarından ‘’boş işler’’ diye tanımlamıştı.
Haklı olabilir ama boş işler zamanımdayım şu an…
Hadi size bir Orhan Veli hikayesi anlatayım.
Bu arada utanmazlığı ele alıp, Orhan Veli ile çok benzeyen yanlarımız var dermişim.
Demiş ya üstat;
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Bende de tam tersi, yağmurlu havalarda nüksediyor yazma hastalığım. O gerçekten çok iyi bir şairmiş, bende bir o kadar kötü bir yazar. Her şeyimiz ters olsa da garibanlıktan yakalıyoruz birbirimizi.
Uzatmayayım, bilir misiniz Orhan Velinin pardösü hikâyesini. Ceyhun Yılmaz anlatıyordu, ama doğru ama şehir efsanesi.
Orhan Veli şiirinde de söylediği gibi Evkaftaki memuriyetinden ayrılıyor. Dergi çıkartmak için.(Bak hayalperest yanımızda uyuşuyormuş aslında ama o daha cesur) Derginin adı ‘’Yaprak’’ . Mahmut Dikerdem her ne kadar maddi olarak yardım etse de parasızlıkla boğuşurken, her 15 günde bir dergiyi çıkartmaya çabalıyorlar. 28 baskı çıkıyor. Her şey ucu ucuna. Yine bir gün para bulmak için uğraşırken ressam bir arkadaşının ( ki bence Abidin Dino) yanına gidiyor. Sen bana bir resim hediye etmiştin, satsam ayıp olur mu diye soruyor ezile büzüle. Arkadaşı para teklif etse de kabul etmiyor, gurur yapıyor. Hem fakir hem de… Neyse ne işte. Hava yağmurlu. Üstünde beyaz bir gömleği var. Arkadaşı benim burada yedek bir pardösüm var bari onu vereyim diyor. Her ne kadar hayır dese de arkadaşının üstelemesinden dolayı alıyor, koluna asıyor yürüyor.
Bir arkadaşı birden fazla kere Orhan Velinin kolunda pardösü ile yağmurda yürürken görünce ‘’Orhan yağmur yağıyor neden pardösüyü giymiyorsun’’ diye soruyor. ‘’Kolları bana kısa geliyor, komik duruyor’’ diye cevap veriyor üstat. Peki, neden taşıyorsun diye sorunca da utana sıkıla ‘’başka birisi palto teklif etmesin diye taşıyorum’’diye cevap veriyor. Ve kız arkadaşına bir mektup yazıyor o gün
Bugün Galata köprüsünde yağmurda yürüyordum
Üstümde incecik beyaz bir gömlek vardı
Gelen geçen bana bakıyordu
Üşümekten çok
Utanıyordum
Çalışan yok, bunaldım konteynerde oturmaktan. Babam sağ olsaydı diye düşünüyorum, gözlerim doluyor sebepsiz. 46 yaşında bir adam ağlar mı?
Yağmur yağıyor ince ince, hava soğuk. Üşümekten çok utanıyorum bende sanırım…
Üzgünüm çocuk yağmur yağıyor ama parıldamasın gözlerin. Hava soğuk, çay acı, sigara boğazımı yakıyor nedense…
Kasım ayından nefret ediyorum.
Çok yağmur yağıyor...
Ve babam öldü 25 sene önce…
Yavaş yavaş ölüyoruz çocuk, yavaş yavaş ölüyoruz…


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir