gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Birlikte Başlayan, Yalnız Biten Bir Hikâye

07 Şubat 2026, 16.31
A- A+

Her şey mutlu bir beraberlikle başladı. Tanışmalar, kahkahalar, uzun sofralar… Gece yarılarına kadar süren restoran yemekleri, plansız sinema çıkışları, yarın ne yapalım diye bitmeyen sohbetler. Hayat hafifti, gelecek umut doluydu.

Sonra bu mutlu birliktelikten dünyalar güzeli bir çocuk geldi. İlk aylar tarifsiz bir heyecan vardı ama bir o kadar da yorgunluk… Uykusuz geceler, bitmeyen ağlamalar, sürekli ertelenen ihtiyaçlar. Ve fark edilmeden ilk kırılma yaşandı. Çünkü uykusuz kalan çoğu zaman anneydi. Baba sabah işe gidecekti. Şu çocuğu sustur artık, uyuyamıyorum, nasıl çalışacağım ben sabah? İlk sert cümle böyle düştü ortaya. Bir bağırış değildi belki ama bir işaret fişeğiydi.

Zaman geçti. Bir yıl oldu. Alışkanlıklar yerini yorgunluğa, heyecanlar rutine bıraktı. Artık istedikleri zaman çıkamıyorlardı. Her plan çocuğun uyku saatine, yemek saatine göre yapılmak zorundaydı. Kendilerine kalan zaman giderek azaldı.

Derken ikinci çocuk geldi. Sil baştan… Bir kez daha uykusuz geceler, bir kez daha yorgunluk. Bu kez aralarındaki mesafe daha hızlı açıldı. Hayat artık çocuklar üzerinden dönüyordu. Kadın anneydi. Erkek babaydı ama aynı zamanda özgürlüğü elinden alınmış bir adam gibi hissediyordu.

Tartışmalar büyüdü, mesafe arttı ve erkek mutluluğu evin dışında aramaya başladı. Önce bir akşam, sonra bir gece daha… Bir derken iki, iki derken alışkanlık.

Kadın bunu fark etti. Sorular başladı, cevaplar sertleşti. Ben böyleyim. Kabul etmiyorsan çeker giderim. Sen de rahat edersin, ben de.

Kadın iki çocukla bir kararın eşiğindeydi. Ya susacak, sineye çekecekti ya da her şeye rağmen bir son diyecekti. İki çocukla bunun ne kadar zor olduğunu biliyordu ama şunu da biliyordu: Sürekli kavganın içinde büyümek, ayrılıktan daha masum değildi.

Tamam, ayrılalım.

Bu kelime söylendiği an her şey değişti.

Erkek hızlı davrandı. Ev buldu, eşyalarını aldı. Özgür olacağını sandı. Boşanma süreci böyle başladı.

Aylar geçti. Erkek hayatını yaşıyordu. O bar senin, bu bar benim… Sabahlara kadar eğlence. Ta ki bir gün bir şey duyana kadar. Eski eşi bir adamla tanışmıştı.

O gece arabasına bindi. Bir benzinliğin parkında saatlerce oturdu. Gelen gideni boş gözlerle izledi. Düşündü ama ne düşündüğünü kendisi bile bilmiyordu. Nasıl yapar bunu bana, dedi kendi kendine.

Oysa kadın bir şey yapmamıştı. Sadece yeniden sevilmek istemişti. Yeniden insan gibi yaşamak…

Ama erkeğin zihninde tablo farklıydı. O özgür olacaktı ama ayrıldığı kadın sadece çocuklarla ilgilenecekti. Kimseye bakamazdı. Çünkü hala onundu.

Felaket tam burada başladı.

Bir gün, gözü kararmış bu adam kıskançlığın ve kaybettiği kontrolün etkisiyle yapılmaması gerekeni yaptı. Bir sokak köşesinde eski eşini bekledi. Ve olanlar oldu.

Bir hayat sokak ortasında son buldu.

Ne için? Yeniden yaşamak istediği için.

İki çocuk annesiz kaldı. Bir baba hapse girdi. Ve biz buna bir kez daha " Kadın cinayeti " dedik.

Ama kadın cinayetleri bir anlık öfke değildir. Öğretilmiş bir sahiplik duygusunun sonucudur. Bu ülkede bir kadının hayatını kaybetmesi çoğu zaman bir anda oldu diye anlatılır. Oysa bu hikâyelerde hiçbir şey bir anda olmaz. Yıllarca beslenen kontrol duygusu, normalleştirilen kıskançlık, benim diye kurulan cümleler, ayrılığı kabullenemeyen bir zihniyet vardır.

Ve ne yazık ki bu ülkede kadın cinayetleri artık istisna değil, ürkütücü bir şekilde tekrar eden bir gerçekliktir.

Bundan rahatsızız. Hem de çok.

Çünkü her öldürülen kadınla birlikte sadece bir hayat değil; geride kalan çocukların, ailelerin, toplumun vicdanı da yaralanıyor. Sessiz kaldıkça çoğalan, görmezden geldikçe büyüyen bu şiddetin karşısında durmak zorundayız.

Çünkü bu mesele sadece kadınların değil, insan kalabilme meselesidir.

Bugün ben asla yapmam diyen herkes, yarın kontrol edemediği bir kaybın sınavından geçebilir. Kadın cinayetleri canavarların işi değildir; sınır koymayı, kaybetmeyi ve ayrılığı öğrenememiş, normal görünen erkeklerin karanlık sonucudur.

YORUMLAR

08 Şubat 2026, 00.29
Nasıl susacak bu ola duran tarifsiz yokoluşlarrrrrrrrr ...Yüreğim acıyor tüm bu yazdıklarınız çepe çevre dörtbir yakamızda ....Bir  babanın Kız evladı olunca pamuklara sarar onu ,kız çocuğunun ilk aşkıdır babası...... Bu sevgi unutulmasın ,yaşamak her canlının hakkı .... Ellerinize sağlık.....
08 Şubat 2026, 18.56
Patişşe, Bu satırları yazarken tam da bu hissin kaybolmamasını istedim. Yüreğinize dokunabildiyse ne mutlu. Dileğim, sevginin ve yaşam hakkının hiç unutulmaması. Teşekkür ederim.
08 Şubat 2026, 19.32
Bu konuların çoğumuzun bildiği ama gerçekle yüzleşmekten kaçtığı, okurken rahatsız olduğu başlıklar olduğunun farkındayım. Zaten mesele tam da bu rahatsızlık.
Çünkü sen, ben ya da bir baskası bunları dile getirmez, susmayı seçersek, bu yaşananların önüne geçemediğimiz gibi sadece izleyen tarafta kalırız. Sessizlik, çözüm değil, süreklilik yaratır.
İstediğim şey çok basit ama bir o kadar da zor, Ateş sadece düştüğü yeri yakmasın. Yakın uzak, etrafında kim varsa sıçrasın, insanlar bu acıyı en azından hissetsin. Hissetmeden değişmek mümkün değil.
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın