Koca Mustafa
25 Şubat 2026, 21.34 A- A+
Mustafa Amca, namı diğer Koca Mustafa, seksen yaşındaydı. Üç erkek çocuk babasıydı. Ömrü çalışmakla, sustuklarını içine atmakla geçmişti. Eşini, hayat arkadaşını kaybedeli tam on yıl olmuştu. Koskoca on sene. Başlarda günleri saymıştı. Sonra aylar birbirine karışmıştı. Şimdi ise zaman, takvimden değil, sabahlardan anlaşılıyordu. On yıl… Bir insanı kaybetmek için uzundu, onsuz yaşamayı öğrenmek için çok kısa bir süre.
İki oğlu evliydi. Hayatlarını kurmuşlar, kendi evlerine, kendi telaşlarına karışmışlardı. Bir tek Serhat kalmıştı. Evlenmeyen. Otuz beş yaşında, hâlâ bekârdı. Mustafa Amca bunu pek dile getirmezdi. Sorulunca geçiştirirdi. Kader derdi, nasip derdi.
Serhat beş yıl önce ayrılmıştı babasının yanından. Kendi evine çıkmak istemişti. Mustafa Amca başlarda karşı çıktı. Gönlü razı olmadı ama engel de olamadı. Oğlum burada beraber yaşarız demişti. Ne gerek var masrafa. Paran cebinde kalsın. Bekârsın daha. Gözünün önüne bak. Testin doluyorken doldurmaya bak, harcamaya değil. Serhat dinlemişti ama kalmamıştı.
Baba demişti, kız arkadaşlarım oluyor. Yanıma gelmek istiyorlar. Bu şekilde olmuyor. Senin yanında rahat edemem. Seni de huzursuz ederim. Sonra eklemişti. Ben her zaman yanına gelir giderim. Yalnız kalmazsın. Merak etme.
Ama o sözler zamanla inceldi. Önce ayda bir oldu gelmeler. Sonra daha seyrek. Şimdi ise bazen üç ayda bir uğrayıp çıkıyordu. Arada telefon açıyordu Serhat. Baba, iyi misin diyordu. İşlerim yoğun. Şehir dışına gidip geliyorum. Zaman olmuyor. Uğrayamıyorum yanına, kusura bakma. Mustafa Amca anlayışla karşılıyordu. Sesini çıkarmıyordu. Çünkü oğuldu. Çünkü çalışıyordu.
Ama gerçek başkaydı. Serhat şehir dışına çıkmıyordu. Başka bir hayatı vardı. Kimseyle paylaşmadığı. Ne babasıyla ne kardeşleriyle. Ve Mustafa Amca bunu bilmese de bunu hissediyordu.
Bir gün Mustafa Amca, üç oğlu da yanındayken içinden geçeni söyledi. Uzun zamandır ilk kez. Yalnızım dedi. Ev sessiz. Günler uzun. Beni bir huzur evine yerleştirin. En azından yalnız olmam. Arkadaşlarım olur, tavla oynarım, sohbet ederim. Her şeyi hazırlarlar orada, her şey varmış. Uygun bir yer bulun oğlum, beni yerleştirin.
Söz biter bitmez büyük oğlan Ahmet sesini yükseltti. Yaa, ne diyorsun sen baba dedi. Ne huzur evi? Öyle saçmalık mı olur? Milleti arkamızdan bize güldürecek misin? Bir babalarına sahip çıkamadılar dedirtecek misin? Hem oralar bedava mı sanıyorsun? Dünya para. Ne güzel, gül gibi evin var. Karışanın yok, görüşenin yok.
Mustafa Amca sustu. Sadece dinledi.
Bu sırada Hasan lafa girdi. Baba dedi, bu söylenecek laf mı şimdi? Sonra abisine döndü. Abi dedi, yengemle konuşalım. Bir hafta sende, bir hafta bende kalsın babam. Hem ona da iyi gelir, çocuklarla vakit geçirir.
Bu sözleri duyunca Mustafa Amca’nın gözleri bir anlığına parladı. Uzun zamandır ilk kez. Ama hemen geri çekildi. Yok dedi. Rahatsızlık vermeyeyim ben size. Ahmet hemen karşılık verdi. Olur mu baba dedi. Ne rahatsızlığı? Başımızın üstünde yerin var. Akşam konuşuruz, hallederiz.
Sonra kalktılar. Ayrıldılar. Mustafa Amca evde tek başına kaldı. Oturduğu yerde kıpırdanamadı. Çünkü söylenenler içine sinmemişti. Ne huzur evi meselesi ne çocukların çözüm diye sunduğu şey. Bir şeyler konuşulmuştu ama hiçbir şey hallolmamıştı. Mustafa Amca bunu biliyordu.
Akşam Ahmet ve Hasan eşleriyle konuştular. İkisinden de aşağı yukarı aynı cevaplar geldi. Ya babandır dediler. Başımızın üstünde yeri var. Ama biz rahat edemeyiz. Huzurumuz kaçar Mustafa. Hem çocuklar ona rahat vermez. Bir tas çorba değilmiş sanki. Biz zaten yapıp götürüyoruz. Evinde yatsın. Rahat rahat. Yanında uzanamayız. Yatağa yatamayız. Ayak ayak üstüne atamayız. İsmi şimdi bu dediğiniz.
Ve konu kapandı. Kimse yüksek sesle bir şey söylemedi. Kimse itiraz etmedi. Ama karar verilmişti. O akşam Mustafa Amca’nın hayatında bir şey daha eksildi. Adı konulmamış, üzerinde konuşulmamış, sessiz bir eksilme.
Ertesi sabah Ahmet ve Hasan babalarının yanına gittiler. Durumu izah ettiler. Baba dediler, bu işe kesin bir çözüm bulacağız. Ama aklından huzur evi falan çıkar. Öyle şeyler düşünme. Mustafa Amca anlamıştı. Evdeki konuşmanın iyi geçmediğini fark etmişti. Üstelemedi. Olur oğlum dedi. Siz dert etmeyin. Ben iyiyim şimdilik, böyle idare ediyorum zaten. Sonra ekledi. Eline sağlık gelinlerimin. Çorbamı da yemeğimi de getiriyorlar. Konu kapansın ister gibi konuştu. Daha fazla uzatmadı. Tamam oğlum dedi. Hadi siz üzülmeyin. Gidin, işinizden geri kalmayın.
Kapı kapandıktan sonra ev yine sessizleşti. Ama bu seferki sessizlik alışılmış bir sessizlik değildi. Bu, karar verilmiş bir sessizlikti.
Ertesi sabah oldu. Mustafa Amca uyandı. Zor bela tutunarak kalktı yatağından. Elini yüzünü yıkadı. Kaşlarını taradı. Aynaya baktı ama uzun sürmedi. Mutfağa geçti. Kahvesini koydu. Titreyen elleriyle yapıyordu artık bu işleri. Bir kısmı taştı, bir kısmı mutfak tezgâhına döküldü kahvenin. Silmedi. Üzerinde durmadı.
Kupayı alıp her zamanki yerine geçti. Camın önündeki sandalyeye oturdu. Önce kuşları izledi. Sonra yoldan geçenleri. Kim nereye gidiyor, kim acele ediyor. Öylece boş gözlerle bakıyordu. Gazetesini aldı eline. Sayfalarını çevirdi. Okumadı. Zaten uzun zamandır okumuyordu. Gazete onun için haber değildi, sadece resimlerine bakıyordu. Katladı, kenara koydu.
Tam o sırada gözü karşıdaki banka takıldı. Bir çocuk oturuyordu orada. Yanında bir köpek vardı. Çocuk elindeki ekmekten bir ısırık aldı. Sonra küçük bir parça koparıp köpeğe verdi. Hiç düşünmeden. Hiç duraksamadan.
Mustafa Amca’nın yüzü yumuşadı. Gülümsedi. Aynısını yapmıştı çünkü. Yıllar önce. Ne zaman, nerede olduğunu tam çıkaramadı. Ama his tanıdıktı. Paylaşmak. Keyfini çıkar ufaklık diye geçirdi içinden. Önünde çok zaman var. Benim yaşıma gelene kadar daha çok uzun. Bir gün sen de belki bir camın önünde oturur, bir şeye bakar ve gülümsersin. Neye gülümsediğini tam hatırlamadan. O anıyı hatırlattığı için, o gülümsemeyi geri getirdiği için çocuğa içinden teşekkür etti. Kahvesinden bir yudum aldı. Soğuktu. Ama artık sıcakla soğuğun farkı pek kalmamıştı.
Kahvesini sehpanın üzerine bıraktı. Masadaki sigara paketine uzandı. Bir tane çıkardı. Yaktı. İlk nefesi derin çekti. Ciğerleri doldu, sonra yavaşça boşaldı. Dumanı camdan dışarı verdi. Eskiden nereye üflediğini umursamazdı. Şimdi camdan üflerdi. Sanki içeridekiler dışarı çıksın ister gibi.
Ah be çocuk dedi içinden. Gençliğime götürdün beni. Ne çok arayanım varmış zamanında diye düşündü. Ne çok soranım. Telefon çaldığında bakmadan açtığı günler geldi aklına. Kim olduğu önemli değildi. Birinin arıyor olması yeterdi. Bir nefes daha çekti. Bu sefer daha yavaş. Sigarasının külü uzamıştı. Bir süre baktı. Silkelemedi. Kül düştü. Ses çıkarmadan.
Mustafa Amca gözlerini camdan ayırmadı. Çocuk hâlâ oradaydı. Köpek ekmeği yiyordu. Hayat, Mustafa Amca’nın düşündüklerinden habersiz, olduğu gibi akıyordu.
Hey koca Mustafa… Hey… Bir zamanlar bakışlarınla titretirdin her yeri. İnsanlar sustuğunda bile seni hissederdi. Şimdi bak… Gözlerinin feri sönmüş. Bir gözün hâlâ hayata bakıyor belki ama diğeri çoktan toprağa dönmüş. Kaderde yalnız kalmak da varmış demek. Kalabalıkların içinden geçip kimseye dokunamadan durmak da.
Varlık içinde yokluk dedikleri şey bu olsa gerek diye geçirdi içinden. Her şeyin var olduğu ama hiçbir şeyin sana ait olmadığı hâl.
Koca Mustafa, hayat senden çok şey aldı. Ama en sessiz aldığı şey, bir zamanlar herkesin sığındığı adamı kimsenin yanına sığmaz hale getirmek oldu. Bunu kimseye söylemedi. Söylenecek bir şey de kalmamıştı zaten. Sadece camdan dışarı baktı. Duman yavaş yavaş dağıldı. Ve zaman, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti.
Mustafa Amca’ya ne mi oldu? Anlatayım.
Bir yıl sürmedi. Küçük oğlu Serhat evlendi. Nergiz adında, dünyalar güzeli bir kız aldı. Dünyalar güzeli diyorsam, yüzünden önce yüreği öyleydi. Daha ilk günlerden Serhat’a kızdı Nergiz. Babanı bu şekilde mi bıraktın dedi. Bu yalnızlığa nasıl razı oldun?
Derhal babamızı alıp bize getiriyoruz dedi. Bundan sonraki hayatı bizim yanımızda olacak. Hiç beklemedi. Serhat’a dönüp git dedi. Eşyalarını topla. Babanın.
Sonra kendi geldi. Kapıyı çaldı. Mustafa Amca açtığında gülümsedi. Hadi babacığım dedi. Artık bizimle yaşayacaksın. Yalnızlık sadece Allah’a mahsustur. Biz neredeysek bundan sonra sen de oradasın.
Mustafa Amca itiraz etmeye çalıştı. Alışkanlıktan. Mahcubiyetten. Ama Nergiz durmadı. Bu itirazlar burada geçersiz babacığım dedi. Gidiyoruz. Ve noktayı koydu.
Mustafa Amca, Nergiz’in iki yüzünden tuttu. Ellerini titreyerek kaldırdı. Alnına bir öpücük kondurdu. Seni yetiştiren anne babaya helal olsun yavrum dedi. Allah ne muradın varsa versin. Sesi titredi. Gözleri doldu. Yıllardır tuttuğu gözyaşlarını tutamadı bu kez. Gelininin omzuna yaslandı. Doya doya sarıldı.
O an Mustafa Amca şunu anladı. Bazen insanın hayatını, kendi evladı değil, evladının yüreği kurtarır.
Keşke Mustafa Amca’ya olduğu gibi hepimizin elinde sihirli bir kalem olsa. Keşke her gecikmiş fark edişi, her susulmuş ihtiyacı, her yalnızlığı sonradan da olsa güzel yazabilsek. Ama hayat kalem tutmuyor bazen. Ve bazı sonlar ancak birilerinin yüreği yetişirse değişiyor.
Mustafa Amca’nınki değişti. Herkesinki değişmiyor. Belki de bu yüzden okuyup susuyoruz.


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir