gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Bayramlık Seslerin Ardından

22 Mart 2026, 14.06
A- A+
Kasaba o sabah, sanki uykudan değil de eski bir hatıradan uyanmış gibiydi. Minareden yükselen sabah ezanı, dağların yamaçlarına çarpıp soluyor, sonra sessizlik, ince bir duman gibi kasabanın üstüne çöküyordu. Güneşin doğuşuyla birlikte dut ağacının gölgesi avluya düşüyor, birkaç serçe havayı kanatlarıyla bölüyordu. O evde bir çocuk hazırlanıyordu bayrama. Ne tam gülmeyi bilen ne de ağlamayı unutabilen bir çocuk.

Arife günü, sabahın ilk serinliğinde dedesiyle mezarlığa gitmişti. Mermerin soğuk yüzüne elini sürüp, sanki uyuyan bir tenmiş gibi okşamıştı. Yanına mersin dallarıyla birkaç buğday tanesi bırakmış ve biraz da su dökmüştü. Toprağa can versin diye değil, anıların susuz kalmaması içindi belki de. Dönüş yolunda annesinden söz etmeye yeltendiğinde, dedesi bastonunun ucuyla toprağa vurmuş, o sesle birlikte kelimeler bir kez daha gömülmüştü toprağa.

Ev, dışarıdaki şenliğin aksine, sessizliğini bir yorgan gibi üzerine çekmişti. Babaannesi mutfakta, eski bir tencerede pekmezli tatlı kaynatıyordu. Kaynayan karışımın kokusu, geçmişe açılan bir kapı gibi evi dolduruyordu. Dede, takım elbisesini giydi, başına kasketini geçirdi ve ağır adımlarla “hayat” denen salona geçip sandalyesine oturdu. İkisi de aynı şeyi düşünüyordu belki: Tek oğullarının yokluğunu. Çocuksa o yokluğun adını bilmeden, yalnızca gölgesini hissediyordu.

Küçük sandıktan bayramlığını çıkardı. Pantolonun paçası biraz kısaydı, fark etmedi. Aynanın karşısına geçti, saçlarını tararken bir elin omzuna dokunmasını bekledi. Ama aynada yalnızca kendini gördü: Gülüşü yarım, gözleri kederli bir çocuk yüzü.

“Haydi, komşularla bayramlaş gel,” dedi babaannesi. Sesi sıcaktı ama içinde kırılmış bir telin sesi saklıydı. Çocuk ayakkabılarını giydi, avlu kapısını araladı. Sabahın serinliği yüzüne çarptı. Dışarıda, tozlu sokaklarda renkli torbalarıyla koşuşturan çocukların arasında bir an durdu. Onların kahkahası rüzgârla taşındı, onun sessizliğiyle çarpıştı.

Cebinde küçük bir kese vardı. İçinde birkaç kâğıt banknot ve madeni para… Nedense diğer çocuklara verilen paradan daha fazlası verilirdi ona. Çocuğun içi sıkılırdı buna. Ama o, paradan çok sesi, yüzü, hatırayı biriktirirdi. Kim bilir, belki bir gün o birikmiş seslerle geri getirebilirdi gidenleri.

Öğleye doğru güneş kasabanın üzerine yumuşak bir sıcaklık indirdi. Ev, pekmez kokusuyla doldu. Masaya dört tabak konmuştu ama biri yine boş kaldı. Dede bir an başını eğdi, iç çekti. O nefes, yıllardır içinden çıkamayan bir dağın sesiydi sanki. Çocuk o boş tabağa baktı, tatlıdan bir lokma aldı, usulca gülümsedi.

Yemekten sonra dedesi avucuna küçük bir kese bıraktı. “Bu senin bayramlığın,” dedi. Sesi hem gururlu hem kırık bir gökyüzü gibiydi. Çocuk keseyi sıktı, paraların serinliğini avucunda hissetti. O an, dedesinin gözleri bir anlığına ışıldadı. Belki bir gülüşün hatırası, belki bir vedanın kalıntısı…

Akşamüstü kasaba yeniden sessizleşti. Güneş dağların ardına süzülürken, çocuk kapının önünde oturdu. Sokaktan geçen çocuklar torbalarını sallıyor, kahkahalarını gökyüzüne savuruyorlardı. Oysa onun sessizliği, bayramın gürültüsünden bile daha kalabalıktı.

Babaannesi yanına geldi, elini çocuğun omzuna koydu. “Bak evladım,” dedi, “her bayram biraz eksik olur ama yine de güzeldir.” Çocuk başını salladı. Cebinden paraları çıkarıp dizlerinin üstüne dizdi. Bir an, neden komşuların diğer çocuklardan daha fazla para verdiklerini soracak gibi oldu, vazgeçti. Güneşin son ışığı, paraların üzerine vurdu. O an ışık, babasının gözleri gibi sıcak ve uzak bir renge büründü.

Bazı evlerde bayram, kahkahaların değil hatıraların birbirini kutlamasıydı. Bazı evlerde şeker yerine hüzün erirdi. Ve bazı çocuklar, bayramı büyüdüklerinde değil, hatırlamayı hiç bırakmadıklarında tam yaşarlardı.

Cebindeki paraları tekrar keseye koydu. Gökyüzüne baktı, ezanın sesi kasabanın üstüne yavaşça serildi. O ses, ne gökten iniyor ne de yerden yükseliyordu, sadece kalbin içinde, unutulmak bilmeyen bir hatıra olarak kalıyordu.

YORUMLAR

26 Mart 2026, 00.02
Bayramlar Bazıları için eksikliklerin nişanesi gibi hayaletlerin içimi sürdüğü buz gibi bir kasaba da dolaştım sayende çok güzel olmuş eline sağlık
26 Mart 2026, 13.06
25 senedir her bayram, üzerinde kimilerine göre sadece bir isim yazan afyon beyazı bir mermere hiçliğe bakar gibi boş gözlerle bakmak, anca 10-15 metre uzaktaki sebile doğru sigara içip yavaş yavaş yürürken aklında dönen kısıtlı anılar ile kimsenin görmediğine emin olduktan sonra sessizce ağlamak, yüzünü yıkayıp yanlarına geldiğinde mezarlıktan uzaklaşırken ailenle hiç bir şey olmamış gibi yalandan yere şakalar yapıp gülümsemeye çalışmak...
 Bayram çocuklar için güzel. şeker toplamasa da, harçlık almasa da, yeni giysileri olmasa da, babası annesi sağ olan çocuklar için güzel.
 Derim çokça, çocukken çok fazla bir şeyim yoktu benim. Annem 3 ablam biraz da babam vardı. O biraz ne kadar büyük bir şeymiş anca kaybedince anlıyor insan. Çocuk olmak ne kadar güzelmiş...
 Yazan ellerine sağlık.
26 Mart 2026, 17.50
Değerli Isientus ve _DistuRbed_ teşekkür ederim. 

Yorumlarınıza eşlik etmesi için bir şiirimi paylaşıyorum.

Varasım Geldi...

Uğrak yerim,
canhıraş özlediğim,
isyanım,
hüzünlü kiraz bahçem
zamansız gidenim,
tavan arası avunuşum,
onulmaz yaram
varasım geldi yanına…

Viran bağım,
hazan mevsimim,
boğazımda kalan ilk lokmam,
sofradaki eksiğim…
Sensizlik mıntıkalarında kol gezerken,
nasıl oldu bilemedim,
yolum yoluna düştü,
toprağına gözüm değdi,
kuru ot kokun çekti,
mermer taşına el sürüp sevesim geldi,
varasım geldi yanına…

Sesini duymak,
elinden tutmak,
güleç yüzüne dokunmak,
bakışına doymak istedim.
Buğdaysız ve davetsiz
varasım geldi yanına...


Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın