Düşünce Gücü...
23 Nisan 2026, 11.32 A- A+Küçüklüklerinde çocuklarımın kalbine bir tohum, zihinlerine bir sır bırakmıştım: "Eğer bin kitap okursanız, düşünce gücünüzle nesneleri hareket ettirebilirsiniz."
Bu, sadece onları okumaya ikna etmek için söylenmiş bir söz değil gerçeğin ta kendisiydi. Çünkü bin kitabın ağırlığını ruhunda taşıyan biri için dünya, artık yerinden oynatılamayacak kadar ağır bir yer olmaktan çıkardı. Henüz o bininci kitabın son sayfasına el sürmediler, maddenin o son direncini kırmadılar belki ama o yolda yürürken geride bıraktıkları izler, zihinlerinin şimdiden nasıl birer kaldıraç haline geldiğini gösteriyor.
Yıllar sonra, oğlumun ilkokul sıralarında kullandığı bir defterini bulup bilgisayara aktarmıştım. Kızımın ortaokul yıllarında, henüz hayatın o ağır sınavları ruhunu kuşatmamışken, vicdanını bir pusula gibi kullanarak yazdığı satırları okuduğumda ise nesnelerin değil, duyguların nasıl yer değiştirdiğine şahit oldum.
Biri kedilerin ve farelerin dünyasında adaleti ve hayatta kalmayı düşlerken, diğeri bir bayram sabahının neşesini toplumsal bir sancıyla harmanlayacak kadar derinleşmişti. Biri doğanın kalbinde bir su damlası olup akarken, diğeri çalınan çocuklukların yasını tutuyordu.
Onların rızasıyla, bu saf ve işlenmemiş duyguları paylaşıyorum. Belki bir gün bin kitabı tamamlarlar ve bir bakışlarıyla dağları yerinden oynatırlar. Ancak benim için, bu satırların kâğıda düştüğü o an, mucize zaten gerçekleşmişti.
İşte iki çocukluktan, iki farklı bakıştan geriye kalan, dünyayı anlamıyla yerinden oynatan o ilk kıvılcımlar...
(Oğlumdan)
Büyük Kedi Emperyalist İmparatorluğu ve Gazi Fare
Bir gün fareler ve kediler varmış. Aynı zamanda insanlar da varmış. İnsanlar farelerin evlerine ve deliklerine kapanlar koyup üstüne peynir koyarlarmış. Kediler de insanları desteklermiş. Fareleri yedikleri için fareler evlerinin önlerine savunma binaları inşa etmişler. Bir gün “Fare” isimli fare kapanlara denk gelmiş ama kaskı onu kurtarmış. Kediler farelere saldırılar düzenlemişler. Bir gün kedilerin casusları farelerin sularını zehirleyerek bütün fareleri öldürmüş. “Fare” adlı fare hariç…
Fare kedilerle barışmış ve mutlu mutlu bakmışlar. “Fare” isimli fare türünü yeniden ayaklandırabilmek için eş bulup doğurmaya başlamış. İnsanlardan da kedilerden korunmak için inşa ettikleri savunma binaları sayesinde zarar görmemişler.
Corona
Çin'den Anadolu'ya
Yaktın bizi Corona
Sür eline "Colonya"
Maske oldu koruma
Allah vermiş pırasa
Neden yersin yarasa?
İşte oldu Corona
Çok kötü oldu sonra
Türkiye'ye geldi
Her yer temizlendi
Hastalar kelepçelendi
Git buradan Corona
Deniz
Deniz dediğin bir sudur
Her zaman usludur
Ellersen kudurur
Bakmazsan kurur.
Mutlu mutlu bakar
Ellersen taşar
Kendisi çok sakar
Suları arkasına takar.
Denize çöp atmayalım
Kötü kötü bakmayalım
Arkada kalmayalım
Denizi taşırmayalım.
Sonbahar
Geldi sonbahar,
Yere indi yapraklar.
Bir rüzgar esti,
İnen yapraklar beni kesti.
Bir hışırtı geldi.
Anladım ki rüzgar esti.
Bu çok hoş bir sesti.
Sonbahar beni sevdi.
Arkadaşlık
Arkadaşlarımı överim.
Arkadaşlarımı bazen döverim.
Ama onları çok severim.
Çok severim arkadaşlarımı.
Arkadaşlarıma danışırım.
Kalabalığa karışırım.
Arkadaşlarımı hatırlarım.
Arkadaşlarımı özlerim.
Su Damlası
Fırtınalı bir gündü. Doğa anne sinirlenip duruyordu. Yağmur da yağıyordu. Bulutlardan düştüm. Düştüğüm yer denizdi. Balıkları gördüm. Onlarla tanıştım, oyun oynadım. Balıkların yemek vakti geldi. Balıklar benimle yemeklerini paylaştılar. Gece oldu. Bir balık yatağını benimle paylaştı.
Sabah olunca güneş doğdu. Hava çok sıcaktı. Denizdeki balıklara hoşça kalın ben gidiyorum dedim.
Artık bulut olmaya hazırlandım. Buharlaşıp havaya yükseldim.
Altı
Altı kere altı otuz altı
Bizim ev altı katlı
Evimizin çatısı kaplı
Evimizin yiyecekleri tatlı
Kedi Olsaydım Neler Yapardım?
Ben bir sokak kedisiyim. Benim adım Tekir. Sokakta, parkta her yerde yaşarım. Kışın soğuk, yazın sıcak günler beni bekler. En zoru benim için sokakta yiyecek ve su bulmak. Bulamayınca camdan bakan süslü ev kedilerini kıskanıyorum doğrusu. Ama onlar benim gibi rahat değiller. İstedikleri yerde doyasıya özgürce gezemiyorlar. Keşke herkes kapısının önüne bir tas su, bir kap yemek koysa benim için. Ne çok sevinirdim bir bilseniz. Arkadaşlarımla yemeklerimi paylaşırdım. Onları da mutlu ederdim. Çöpleri de karıştırmaktan kurtulurdum.
Sokak kedisiyim diye bana kötü davranmayın. Çünkü ben de bir canlıyım ve yaşama hakkım var.
İyilik
Bir çocuk varmış. Onun burnu çok uzun olduğu için arkadaşları onunla dalga geçermiş. Burnu uzun çocuk üzülürmüş.
Bir gün çocuğun bir arkadaşı oynarken yere düşmüş. Sonra da cezasını çekmiş. Burnu uzun çocuk ise ona yardım etmiş.
Çocuğun arkadaşı cezasını çektiğini fark etmiş.
Perde
Perdeler açılsın,
içeriye ışık saçılsın.
İnsanlar mutlu olsun.
Ev güneş dolsun.
(Kızımdan)
BUGÜN 23 NİSAN
BUGÜN 23 NİSAN
Her sene bu günde içimi bir heyecan kaplıyor. Koşarcasına okula gidiyorum. Arkadaşlarıma sarılıyor, bayramlarını kutluyorum. Ellerimizde ay yıldızlı bayraklar gururla dalgalanıyor. Okulun önü ana baba günü gibi oluyor. Bando takımı yürüyüşe başlıyor. Evlerin önünden geçip herkesi uyandırıyor, coşkuyla bağırıyor davullar “Bugün 23 Nisan!” diye…
Biz çocuklara öğretildiği gibi davranıyorum anlayacağınız…
Bildiğimiz gibi Atatürk 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’yi açtı ve Türk halkının egemenliğini ilan etti. Bu tarihten dört yıl sonra 23 Nisan 1924’te bu günün bayram olarak kutlanmasına karar verdi.
Beş yıl sonra yani 23 Nisan 1929’da bu günü çocuklara armağan etti. 1979’da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşınan bu milli bayramımız her yıl, kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır. Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir. Bu sebeple bu özel bayram biz çocuklar için çok önemlidir.
Büyük Önder Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, milli bayramımız olan 23 Nisanları çocuklara armağan etmiştir.
Atatürk bu günü bizlere armağan etti. Ancak her çocuk aynı coşkuyla kutlamıyor bu günü. Onlar aklıma geldikçe heyecanım hüzne dönüşüyor. Dünyada ve Türkiye’deki onca çocuk aklıma geliyor. Benim yaşımda evlenen çocuk gelinler, çocuk işçiler, okula gidemeyen çocuklar…
Hem savaşların acısını en çok çekenler de çocuklar değil mi?
Neden? Herkes aynı coşkuyla kutlamıyorsa bu bir bayram mı?
Onlar için üzülüyorum. Çalınan bayramları için üzülüyorum. Öldürülen coşkuları için üzülüyorum. Çünkü bu yapılan cinayet ve hırsızlıktır.
Gururu, heyecanı, coşkuyu, hüznü ve öfkeyi aynı anda yaşadığım bu bayram(!) herkese kutlu ve mutlu olsun…


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir