İÇ'İMDEN GEÇTİ
28 Nisan 2026, 15.06 A- A+
Amansız hastalıklar , epeyli yorgunluklar...
Herkes kendi derdi ile meşgulken dünyada , dünya da kendi derdiyle meşgul haliyle...
Insanın hayalleri hayatı bir günde değişebiliyor bir tahlil sonucu ile bir film görüntüsüyle..
Bu felaket tellallığı ile beyaz doktor önlüğü ironisi üzerine ansiklopedi bile yazabilirim...
Beyaz bir önlük giyiyorsun ve bir insanın bütün hayallerini elinden alan tespitlerini steril bir umursamazlıkla karşısındakinin yüzüne üflerken görünmez ve dokunulmaz oluyorsun. Doktorlar eskiden daha inceydi lafı dolandırırlar teşhisi daha şirin hale getirmeye çalışırlardı artık yok öyle şeyler
Kutsal meslek dedikleri bu o zaman...
Üzerine geçirdiğin mesleki beyaz üniforma seni bütün küfürlerden münezzeh hale getirdiğine göre.
Insan ömründe 2 gün 24 saat sürmüyor birinci 24 saat sürmeyen gün doğum günü ikinci 24 saat sürmeyen gün , ölüm günü.
Bu ikincisi pek gözde bir gün olmadığından kutlanmıyor.
Hikayat...
Bizim evimizin bahçesinde eski usul bir tulumba var , genelde elimizi yüzümüzü bahçede yıkıyoruz eğer hava çok kar kış değilse. Annem kahvaltıyı armut ve Şeftali ağacının altında bulunan masanın üzerine kurar, Anneannemden kalma Semaveri tutuşturduktan sonra hane halkını kahvaltıya çağırır. Bizim Peri hanımın yumurtaları onun gıdaklama seslerinin eşliğinde kümesinden çıkarıldıktan sonra kahvaltı ritüeli başlar.
Böyle güzel sabahlardan bir tanesiydi telefon çaldı. Babam telefonunu açtı ve gözleri doldu akabinde bir sürü can yakıcı sorular sormaya başladı hangi hastanedesiniz durum nedir ne yapacağız ne düşünüyorsunuz gibi hayatın olağan akışını değiştiren bir sürü soruyu peş peşe sorduktan sonra telefonu kapattı. Bu serçeler sanıyorum Tanrı'nın mucizelerinden bir tanesi dünya karardıktan sonra bile onların cıvıltıları baharı diri tutmaya yetiyor.
Babamı seyretmeye başladım.
Ne tuhaf insan kendi çaresizliği ile bir şekilde başa çıkabiliyor ama bir babanın çaresizliğiyle başa çıkamamak seyredip farkında olup çözüm bulamamak dünyanın en korkunç deneyimi.
Arayan halamın oğluydu Halamı hastaneye kaldırdıklarını söylemişti Babam da duruma hemen adapte olmuştu.
Yetişkin olmak böyle bir şey diye düşünmüştüm.
Başa gelen herhangi bir kötü bir şeyi tecrübe haline dönüştürmek için yetişkin olmak gerekiyordu.
Apar topar hastaneye gittik bembeyaz duvarlar baskın ilaç kokusu etrafta ağır aksak dolaşan hastalar, yakınları ve koşturup duran hasta bakıcılar...
Günler geçmeye başladı mr lar filmler ilaçlar halamın canı çok yanıyordu ve kesilmeyen iniltiler içerisinde halam artık yavaş yavaş halama benzememeye başlamıştı.
Bir şeyi hiç unutmuyorum doktor elinde bir filmle gülümseyerek geldiğinde toparlıyoruz yavaş yavaş iyi oluyor demişti.
O an aklımda yankılanan yaşlı insanların İnsanların birbirine bil vesile söyledikleri "amaaan canım insanın içi iyi olsun" cümlesiydi.
Öyle ya doktor elinde halamın içini tutuyor ve iyi oluyor yavaş yavaş toparlıyoruz diyordu.
Ilaç kokan hastane koridorlarında babamın elinden tutup yürürken kendimce çok mantıklı sorular sormuştum.
- baba?
- Efendim oğlum
-Neden renkli yapmıyorlar hastaneleri?
- Nasıl yani?
- Yani her şey tek renk şu duvarlarda çocuk resimleri olsa mesela gökkuşağı renkleriyle boyasalar hastane duvarlarını daha güzel olmaz mı?
Çocuk aklı işte. Hep kendince haklı.
Sonraları öğrendim acının rengini değiştiremedikten sonra acının yankılandığı yerlerin renklerini değiştirmek hiçbir şeyi değiştirmiyor
Uzatmayacağım o hikaye güzel bitmedi.
Bizim kahvaltı sofralarımız hala aynı ama eski tadı yok.
Bu hikaye şu temenni ile bitmeli sanırım.
" Amaaaaann canım, insanın içi iyi olsun"...


YORUMLAR