Dr. Kolombo'nun Maceraları - Soba Faciası
09 Mayıs 2026, 12.08 A- A+
Sıcak bir yaz günüydü. Hava, insanın nefesini ağırlaştıran bir yoğunlukla çökmüştü. Dr. Kolombo o sabah sağlık ocağının demir kapısından farkında olmadan sol ayağıyla içeri girdi. Böyle şeylere dikkat ederdi aslında. Ama o gün etmedi. Üzerinde durmadı. Doğrudan odasına geçti.
Oda, yazın ortasında unutulmuş bir kış gibiydi. Bir muayene masası, iki sandalye, küçük bir masa, sade bir koltuk ve köşede duran kömür sobası… Sanki kaldırılmamış değil de özellikle bırakılmış gibiydi.
İlk hastası yaşlı bir kadındı. Elindeki reçeteyi uzattı. “Evladım, bunları yazıver karneye.”
Kolombo karnenin arasındaki parayı gördü. Artık bu görüntüye yabancı değildi. Şaşırmadı, irkilmedi sadece kısa bir an durdu. Sonra reçeteyi karneye geçirdi.
Kadın çıkarken parayı sümenin arasına çoktan koymuştu. Kapı kapandı.
O gün gelen her hasta, bir şeyler bıraktı geride. Şikâyetlerini, alışkanlıklarını ve küçük kırışık banknotlarını... Sümen takımının arasında sessiz bir birikim oluştu. Paranın bir kısmı sobanın içine tıkıştırıldı.
Kolombo öğle vakti bu parayla çalışanlara yemek ısmarladı. Hep birlikte yediler. Gülüşler, tabak sesleri, gündelik konuşmalar… Sanki her şey olağandı.
Kravatı o günkü yemekleri de kaydetti.
Öğleden sonra gelenler, odanın havasını değiştirdi. Sağlık Müdürlüğünden dört kişi… İçeri girdiler, oturdular, çay söylendi. Kolombo onları dikkatle dinledi. Sohbet ilerledikçe, kelimeler hafifledi. Gülüşler arttı. Sigaralar yakıldı.
Sobanın yanına oturan iki kişi, külü alışkanlıkla sobaya dökmeye başladı. İzmaritler, tam sönmeden karanlığa bırakıldı.
Oda ağırlaştı. Duman, ince bir tabaka gibi yükseldi. Kolombo bunu gördü ama bir şey demedi. Belki de bazı şeyleri durdurmak için geç kalındığında, insan susmayı seçiyordu.
Misafirler kalktı. Vedalaştılar. Kapı kapandı. Kolombo birkaç saniye bekledi. Ayak sesleri uzaklaştı. Sessizlik geri geldi.
Bir anda bağırdı: “İsmail Efendi, su getir!”
Panik, geç kalmış bir fark ediş gibiydi. Sümen takımının arasındakileri düşündü. Sobayı düşündü. Kendini düşündü.
Çay bardaklarının dibinde kalanları sobaya döktü. Ama ateş çoktan kendi yolunu bulmuştu.
İsmail Efendi suyla içeri girdi. Su, kızgın saca değdiğinde keskin bir buhar yükseldi. Gözleri yakan, boğazı yakan bir koku…
Kapağı açtıklarında geriye kalanlar, bir günün birikimi, bir öğle yemeğinin karşılığı ve yanmış paraların siyah izleri.
Kolombo baktı.
Uzun süre baktı.
Sonra gözleri kravatına kaydı. Lekeler hâlâ oradaydı. Ama artık sadece yemek lekesi gibi durmuyorlardı.
İsmail Efendi’ye döndü. Yüzünde öfke yoktu. Pişmanlık da yoktu. Daha çok, içinden bir şeyin sessizce yer değiştirdiğini fark eden birinin yorgunluğu vardı.
Cebinden sigarasını çıkardı. Yakmadı.
Sobadan yükselen son dumanı izlerken konuştu:
“Bundan sonra bu odada sigara içmek yasak, İsmail Efendi,” dedi. “Bazı yangınlar var… geç fark ediliyor. Söndürülse bile izi kalıyor.”
Pardösüsünü aldı. Omuzlarına yerleştirdi.
Dışarı çıktı.
Yeşil Vosvos’u yine ters yöne bakıyordu.
Bu kez direksiyona oturduğunda, kısa bir an durdu.
Sanki ilk kez, gideceği yönü gerçekten düşünüyordu...
Can Bonomo - Hikayem Bitmedi


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir