gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

AKILLI AMPUL

31 Mayıs 2026, 11.36
A- A+
Kıştı. Ama öyle sıradan bir kış değil. Bir tür içe doğru büyüyen, içe doğru kararan bir kış. Gri gökyüzü, okulun bahçesine çöken donuklukla aynı renk giyinmişti sanki. Üçüncü sınıftalardı. On beş tatil yaklaşmış, sınıf öğretmeni, süslü çantasından çıkardığı kitap listesini sessizce masanın üstüne bırakmıştı. Ücretliydi kitaplar. Ve o gün çocuğun defterinde bir yaprak çevrildi.

Okuldan eve yürürken cebinde ne para vardı ne de o parayı verecek bir ihtimal. Ama yine de akşam olmuşken, ocağın dibinde oturan dedesine usulca yaklaşmış ve “Öğretmen kitap getirecekmiş, para istiyor,” demişti.

Dedesinin yüzünde ince ama sert bir çizgi belirmiş, sonra o çizgi sese dönüşmüştü:
“Biz sana okul başında aldık kitaplarını. Ne kitabıymış yine bu!”

O sesin içinde kırık bir duvar gibi durmuştu çocuk. Ama durmak, dokuz yaşındaki bir kalbin bile bilmediği bir şeydi. Bu defa babaannesine yöneldi. Sonuç aynıydı. Evde, sözcükler sertleşince duvarlar biraz daha sessizleşti. Ev susar ama çocuğun içindeki cümle susmazdı.

O gece, yatağa uzandığında gözlerini tavana değil, bir boşluğa dikti. Sanki tavanla arasında görünmeyen bir tül gerilmişti. O tülün ardında bir kitap duruyordu. Adı “Akıllı Ampul” idi. O kitabın içine girebilseydi belki de dünyanın bütün ışıkları yeniden yanacaktı.

Direniş orada başladı. Henüz telaffuz edemediği bir kararın, gövdesine yavaş yavaş sindiği bir andı bu.

Ertesi gün okuldan çıkınca evlerinin uzağındaki anneannesine gitti. Anneannesi, kızını evlendirip uzak memlekete göndermiş, babasızlığın üstüne bir de annesizlik eklemişti. Tıpkı çocuğa hediye edilmiş olan meşin futbol topunu elinden alıp yerine naylon bir top vererek, bakkalında sattığı gibi. Kızıyordu ona. Ama mecburdu o kitabı almalıydı.

Kadıncağız, bakkalın arkasında, camdan dışarıyı seyrediyordu. Torununu görünce içinden bir şey sarsıldı. Çocuk, öfke ile mecburiyet arasında yarım kalmış bir halde durumu anlattı. Kitap parasını istedi. Anneanne sustu önce. Sonra o suskunluğun içinden yavaş yavaş sözcükler çıktı:
“Niye vermemişler biricik torunlarına kitap parasını...”

Dünürlere dair bir hesap açılmıştı artık. Çekmeceden bir kısım para çıkardı, yanına da iki Tipitip sakız koydu. “Ben yarısını verdim, onlar da kalanını versin,” deyip gönderdi torununu.

Yolda yürürken karların arasından çıkan taşları ezdi ayağıyla. Kafasının içi, dışarıdaki rüzgâr kadar uğultuluydu.

Eve geldiğinde, anneannesinin verdiği parayı gösterdi. Babaannesi bu defa söylendi:
“Git ona söyle o zaman!”

Söyleyecekti, elbette söyleyecekti. Ama artık başka bir dilden… Gecenin içinde, gözyaşlarıyla ve titreye titreye planladı her şeyi. Ertesi gün, samanlıkta sakladığı sapanı çıkardı. Ve evin önüne geçip camı nişan aldı. Sesi, korkudan değil, kararlılıktan dokunmuş bir yay gibiydi:
“Ya verirsiniz parayı ya da kitap parasından çok cam parası ödersiniz!”

Bir sessizlik daha oldu. Sonra bir ses çatladı evin içinden:
“Tamam, oğlum, gel... Vereceğiz parayı.”

İnanmadı. Artık söze değil, teslimata güveniyordu. Komşuları Veysel abiyi bekledi. Para onun eliyle teslim edildi. Eve girip dedesinin kendi imalatı bastonuyla biraz hasret giderdikten sonra uyuyana dek gözyaşlarıyla ıslandı yastığı. Biraz uyku, biraz gözyaşı… Hepsi karıştı birbirine o gece. Ama içinde bir şey, çoktan parlamaya başlamıştı.

Ertesi gün okulda öğretmenine parayı verdi. Kitabı aldı. Kitabın içinde ışık bulan, yol bulan, yol gösteren bir ampulün küçük küçük hikâyeleri vardı. Tatil boyunca defalarca okudu. Her okumada, kendi içinde bir düğüm daha çözüldü. Belki de bu yüzden sevdi bu kitabı. Çünkü kendini okudu.

İkinci dönem başladığında, öğretmeni yazdığı kitap özetini sınıfa okumuştu. Ardından bir gün öğretmeni, babaannesini okula çağırdı. Çocuk, koridordan geçerken duydu o cümleyi:
“Zehir gibi akıllı…”

Övüyor muydu, yoksa şikâyet mi ediyordu, tam anlayamamıştı. “Zehir gibi”... Akıl, bazen yakıcı da olabiliyordu demek.

O günlerde kim olduğunu bilmiyordu ama yıllar sonra anladı. Hayatını değiştiren o kitaba ulaşmak için verdiği çabayla şekillenmişti o “zehir gibi”lik.

Direnişin kıvılcımı, isyanın tohumu o gün atılmıştı. Bir çocuğun ampul kadar parlayan kalbinde…

Belki de her çocuk, içindeki ışığı yakmak için biraz direniş, biraz isyan ve biraz da kitap parası ister.



YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın