gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

TANRI KRALIN ÇOCUKLARI

04 Ağustos 2026, 15.36
A- A+

Sorgu odasına yaklaşırken Mümtaz Amir'in bağıran sesi daha bir artıyordu:

— Kim lan bu herif!

Yanındaki adam Mümtaz Amir'e yetişmeye çalışırken nefes nefeseydi:

— Üzerinde kimliği falan yoktu abi.
— Telefon, başka bir şey! Oğlum kim bu adam? İsmi yok mu bu adamın?
— Araştırıyoruz abi.
— Neyi araştırıyorsunuz lan! Ölen Ahmet abim benim üst devrem!
— Abi...
— Bir saat oğlum! Bir saatiniz var, sadece bir saat! Bir saate bu herifin sülalesinin kaydı masamda olacak!
— ...
— Bir saat!

Yanındaki genç polisin konuşmaya çalışmasını umursamadı bile. Sorgu odasına girerken hızlıca sol elinin yüzük parmağındaki, üzerinde kartal pençesi oymalı büyük taşlı yüzüğü çıkartıp sağ eline taktı.

Sorgu masasında oturan genç adamı dikkatlice süzdü. Adam durmadan tekerleme gibi bir şeyler söylüyordu. Mümtaz Amir sinirden kıpkırmızı bir haldeydi. Genç adam ile gözleri kesişti. Amir'in gözlerinde nefret, genç adamın gözlerinde ise aniden beliren, sanki aradığını bulmuş birinin mutluluğu vardı.

Genç adam daha da dikkatlice Amir'e baktı. Önce gülümsedi, bir yay gibi olan dudakları daha bir gerildi. Birden yüz ifadesi değişti. Mümtaz Amir'e tiksinerek baktı. Sonra kahkahayla gülmeye başladı. Tekrar durdu. Hiçbir şey olmamış gibi yine, ama bu sefer yüksek sesle söylenmeye devam etti:

— Tanrı Kral böyle istedi, Tanrı Kral böyle istedi.
— ...

Aniden gözlerini Amir'in gözlerine sabitledi; suratında korkutucu bir gülümseme vardı. Sakin bir ses tonuyla konuştu:

— Tanrı Kral böyle istedi, çocukları yapacak Mümtaz!

Karanlık uzun koridordan dahi duyulan tokat sesiyle genç adamın konuşması kesildi. Devrilen sandalyenin hemen dibinde yerde yatan adamın yanağında Mümtaz Amir'in kocaman elinin izi vardı. Karakol, Mümtaz Amir'in tok sesiyle yankılanıyordu:

— S...... senin Tanrı Kralını! Kimsin lan sen p...!

Yerde yatan genç adamın boğazına elleri kenetlendi:
— Ahmet'i nereden tanıyorsun!? Beni nereden tanıyorsun!?

***

Akıl hastanesinin ön bahçesinde ikiz kardeşler yan yana yürüyordu. İkisinin de bakışları donuktu. Olabildiğince dikkatle etraflarını gözlemliyorlardı. Başka hiç kimseyle konuşmuyor, hatta kendi aralarında bile konuşmuyor ama birbirlerinden de ayrılmıyorlardı. Sadece merdivenlerden inerken ve çıkarken basamakları beraber sayıyorlardı:

— Bir, iki, üç, dört...

Dönüp birbirlerine bakıyor ve gözleriyle doğru saydıklarını teyit ediyorlardı. İki kardeş aynı odada kalıyordu. Gece ilaçlarını alıp yatmadan önce nispeten çelimsiz olanı diğerine baktı:

— Bu gece de gelir mi dersin?

Diğeri sakince cevapladı:

— Bilmem.

Saat gece biri geçmişti. Akıl hastanesinin odasındaki ışıklar kapatıldı. Kapının altından koridordaki ışıkların aydınlığı anca seçiliyordu. Birden kapılarının önündeki ışığa bir gölge düştü. Kapı yavaşça açıldı. Karanlıkta yüzü seçilemeyen, bir doksanın üzerinde boyu olan, hafifçe kambur, zayıf bir adam odadan içeri girdi. Korkutucu bir ses tonuyla konuştu:

— Bahçede kaç kişi vardı?
— Biz hariç on iki.
— Kaçı kadın, kaçı erkek?
— Dokuzu erkek, üçü kadın.
— Kadınların ayakkabıları ne renkti?

İki kardeş sorulan bu mantıksız sorulara teker teker cevap veriyordu.

Adam duraksadı. Çocukların göremediği suratında korkunç bir gülümsemeyle sordu:

— Bugün bahçede farklı olan ne vardı?

İki kardeş karanlıkta da olsa birbirlerinin yüzüne doğru baktı. Sessizlik oldu. Birden nispeten çelimsiz olanı cevap verdi:

— Kedi... Gri renk, çirkin, buruşuk bir kedi.

Adam kapıdan dışarı çıkarken derinden gelen sesi duyuldu:

— O senin Hamdi.

Adam koridorun sonundaki balkona çıktı. Telefonla birini aradı. Kısık sesle konuşuyordu:

— Sanrıları devam ediyor efendim. Hâlâ kardeşinin öldüğünü kabul edemiyor. O yanındaymış gibi davranmaya devam ediyor.

Karşıdaki bir şeyler söyledi:

— Evet efendim, çok zeki ve çok iyi bir gözlemci. Hazırlıyorum, Tanrı Kralın bir oğlu daha olacak...

***

Mümtaz Amir odasındaki döner koltukta oturmuş sinirle ağrıyan sağ elini ovuşturuyordu. Kapı çalındı. İçeriye anca otuzlu yaşlarında gençten bir polis girdi. Mümtaz ağrıyan elini unutmuştu. Sinirle, bir o kadar da merakla içeri giren adama baktı:

— Ne buldunuz İhsan?
— Abi adamın adını daha bulamadık.
— Nasıl yani?
— Abi evini bulduk, taşınalı bir iki hafta anca olmuş. Ev kimin araştırıyoruz, birkaç senedir boşmuş.
— Evde kimlik, bir şey yok mu oğlum?
— Yok abi, doğru düzgün eşya bile yok.
— Bilgisayar, telefon? İletişim için herhangi bir şey?
— Yok abi.
— Ne var İhsan? Allah'ını seversen ne var! Hiçbir bok yok mu?

İhsan muzipçe gülümseyecek gibi oldu, komiserden korkusuna:

— Kedi maması, kedi kumu var. Kedi bile yok...

Komiserin yüzündeki sinirli ifadeyi gören İhsan kafasını yere eğdi. Kısık sesle konuşmaya devam etti:

— Araştırıyoruz abi... En kısa sürede...
 



dip not: yazının imlası ile alakalı düzeltmeler için ehl-i kalb hocama teşekkürler,sağ olsun kırmadı beni. 

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın