Beni Neden Sevmedin Anne?
26 Ağustos 2026, 18.31 A- A+Zeynep, daha önce okuduğu bir kitabın devamını merak ederek yeni kitabı eline aldı. Ezgi’nin hikâyesini zaten biliyordu. Annesiyle arasındaki kırgınlığı, yıllardır kapanmayan o yarayı da… Ama bu kez farklı bir şey oldu.
Sayfalar ilerledikçe Zeynep, Ezgi’nin hikâyesini okumaktan çok kendi hikâyesinin içinde dolaşmaya başladı. Bazı satırlarda çocukluğunu, bazı duygularda annesini, bazı sorularda ise yıllardır kendisinden sakladığı cevapları buldu. Kitabı okuyan Zeynep’ti. Ama sayfalar çevrildikçe sorgulanan kendi hayatı olmuştu.
Ve yıllardır içinde sessizce taşıdığı o soru, yeniden karşısına çıkmıştı: Beni neden sevmedin anne? Kitabın adı da buydu.
Zeynep’in hikâyesi ise daha doğmadan başlamıştı.
Annesi onu dünyaya getirmek istememişti. Fakat babası, daha doğmadan sevdiği bu çocuktan vazgeçmemişti. Zeynep dünyaya geldiğinde ona ismini de babası vermişti. Küçük kızına baktığında, hayatının içine açılan güzel bir pencere görürdü. Zeynep onun için yalnızca bir evlat değil, babasının süsüydü.
Belki de Zeynep’in çocukluğunda kendisini gerçekten ait hissettiği tek yer, babasının yanıydı. Fakat babasını da çok küçük yaşta kaybetti.
Onun ölümüyle Zeynep’in çocukluğundaki o güvenli yer de sessizce yok oldu. Artık sığınabileceği, kendisini sorgulamadan seven o küçük dünya yoktu. Zeynep büyürken, bir yandan babasının yokluğunu taşırken bir yandan da annesinin yanında kendisine neden yer açılmadığını anlamaya çalıştı.
Annesinin onu istemediğini ise sonradan öğrenmedi. Bunu çocukluğunun içinde, yıllar boyunca defalarca duydu. Bazen yüzüne karşı söylenen birkaç kelimenin içinde… Bazen annesinin başkalarına anlattığı bir hikâyenin ortasında… Bazen de evin içinde, onun duyduğunu fark etmeden kurulan cümlelerde.
Zeynep henüz bir çocuğun kendisi hakkında söylenen sözleri nereye koyacağını bilemediği yaşlardaydı. O yaşlarda duyduğu bazı sözlerin ağırlığını henüz anlayamıyordu. O sözler yıllar boyunca içinde sessizce büyüdü.
Bir çocuğa, dünyaya gelişinin istenmediğini tekrar tekrar hissettirmek, ona yalnızca geçmişini değil, kendisini de sorgulatır.
Zeynep de yıllarca kendisini sorguladı. Daha güzel olsa sevilir miydi? Daha başarılı olsa annesi onunla gurur duyar mıydı? Daha az konuşsa, daha az istese, daha az yer kaplasa annesinin kalbinde ona bir yer açılır mıydı? Çocukluğu boyunca farkında olmadan sevgiyi hak etmesi gerektiğine inandı.
Yıllar sonra okuduğu o hikâyenin içinde, kendi çocukluğunun izlerini buldu. Ezgi’nin yaşadıklarını okurken bu kez yalnızca kendi annesini düşünmedi. Annesinin de geçmişinde taşıdığı, kimseye anlatamadığı yaralar olup olmadığını merak etti.
Belki bazı insanlar sevgisiz oldukları için değil, kendi yaralarını iyileştiremedikleri için sevgiyi veremiyorlardı.
Bu düşünce yaşananları haklı çıkarmadı. Çocukluğunda eksik kalan sevgiyi geri getirmedi. Ama Zeynep’in annesine baktığı yeri değiştirdi. İlk kez onu yalnızca kendisini inciten bir anne olarak değil, kendi yaralarıyla yaşamayı öğrenememiş bir kadın olarak görebildi.
Sonra Zeynep kendi geçmişinin kapısını açtı.
Terapiyle birlikte yıllardır içinde taşıdığı kırgınlıkların arasından geçti. Küçükken kendisine ait olmayan suçları sırtından indirdi. Kendisini sevilmeye değer bulmadığı anların köküne indi. Ve zamanla, annesinden alamadığı sevgiyi kendi değerinin ölçüsü olmaktan çıkardı.
İyileşmek, geçmişi unutmak değildi. Geçmişin içinde yaşamaktan vazgeçmekti.
Bir gün annesini affetmeye hazır olduğunu fark etti.
Ama bu, annesiyle arasındaki mesafeyi kapatması anlamına gelmiyordu. O mesafe hâlâ vardı. Sadece Zeynep artık o mesafenin içinde daha fazla acı taşımamaya karar vermişti.
Çünkü affetmek, yeniden yakınlaşmak değildi. Geçmişi unutmak hiç değildi. Bazen affetmek, insanın kendi kalbini geçmişin yükünden kurtarmasıydı.
Zeynep annesiyle hiçbir zaman hayal ettiği anne-kız bağını kuramadı. Ama kendi çocuğuyla kurduğu bağ bambaşkaydı.
Kendisinin göremediği sevgiyi çocuğuna verdi. Onu koşulsuz sevilmenin ne demek olduğunu bilerek büyüttü. Kendi çocukluğunda eksik kalan ne varsa, çocuğunun hayatında tamamlamaya çalıştı.
Böylece yıllar önce kendisine bırakılan yarayı, çocuğuna miras bırakmadı.
Sevgiyi miras bıraktı.
Zeynep sonunda şunu anladı: Annesinin onu sevememiş olması, onun sevilmeye değer olmadığı anlamına gelmemişti.
Bazı kadınlar anne olmaya hazır değildir. Bazıları kendi yaralarıyla baş edemez. Ama hiçbir çocuk, bir yetişkinin taşıyamadığı yükün bedelini ödemek zorunda değildir.
Bir çocuğu dünyaya getirmekten önce, ona sevgi verebilecek bir kalbe sahip olmak gerekir.
Zeynep kendi hayatında bu zinciri kırmayı seçti.
Geçmişini değiştiremedi. Ama geçmişin geleceğini belirlemesine izin vermedi.
Bazı kitaplar yalnızca okunmak için değil, insanın kendisini bulması için gelir.
O kitabı aramıştı.
Ama sonunda kendini bulmuştu.


YORUMLAR