gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Bana Kalan, Geçen Zaman..

10 Eylül 2026, 23.49
A- A+

İnsan bazen birini kaybettiği için üzülmez.

Onunla birlikte kaybettiğini sandığı ihtimallere üzülür.

Birlikte yaşanacağını düşündüğü günlere, kurulmamış cümlelere, gidilmemiş yerlere, tutulmamış ellere… En çok da bütün bunların gerçekleşeceğine inanarak geçirdiği zamana.

Karşılıksız sevgi biraz da budur zaten.

Sen bir hikâye yazarsın, karşı taraf hikâyenin içinde olduğunu bile bilmez.

Sen küçük ayrıntılara anlam yüklersin; bir bakışa, bir mesaja, bir sessizliğe… Onun için sıradan olan şeyler, senin içinde günlerce yankılanır. Bir kelimeyi defalarca düşünür, söylenmeyen cümleleri tamamlamaya çalışırsın.

Sonra bir gün anlarsın:

Sen aslında onunla değil, onun olmasını istediğin hâliyle yaşamışsındır.

Ve insanın canını en çok bu yakar.

Çünkü sevdiğin kişiden vazgeçmek bir şekilde mümkündür. Ama onun için harcadığın zamanı geri alamazsın.

Bazen kendime soruyorum:

“Değer miydi?”

Saatlerce düşündüğüm, beklediğim, sustuğum, anlayış gösterdiğim, belki de kendimden eksilttiğim onca şey…

Değer miydi?

Cevabı hâlâ bilmiyorum.

Belki sevgi hiçbir zaman boşa harcanmaz. Ama yanlış yerde, yanlış kişide ve karşılıksız kaldığında insanın içinde büyük bir yorgunluk bırakıyor.

Çünkü insan yalnızca sevilmek istemiyor.

Görüldüğünü, anlaşıldığını ve karşılığının olduğunu bilmek istiyor.

Sen birine kalbini açıyorsun, o ise kapının önünden geçip gidiyor.

Sen bekliyorsun.

O bilmiyor.

Sen özlüyorsun.

O fark etmiyor.

Sen kırılıyorsun.

O belki de hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor.

İşte hayal kırıklığı tam olarak burada başlıyor.

Karşındaki insanın sana borçlu olduğunu düşünmekten değil…

Senin verdiğin değerin onda da olduğunu sanmaktan.

Belki de boşa giden zaman diye bir şey yoktur.

Belki bazı insanlar bize kalmak için değil, kendimizi ne kadar kolay tüketebildiğimizi göstermek için gelir.

Birinin peşinden giderken kendimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ederiz.

Onun bir gün değişeceğini düşünürken, aslında değişmesi gereken kişinin biz olduğumuzu anlarız.

Beklemeyi bırakmayı öğreniriz.

Açıklama beklememeyi…

Bir mesajın gelmesini beklememeyi…

Bir gün her şeyin farklı olacağına inanmayı bırakmayı…

Ve en önemlisi, sevgiyi hak etmek için kendimizi kanıtlamak zorunda olmadığımızı öğreniriz.

Çünkü gerçek sevgi, insanı sürekli kendini sorgulamaya itmez.

“Yeterince iyi miyim?”

“Bir şeyleri yanlış mı yaptım?”

“Neden beni seçmedi?”

“Biraz daha sabretsem değişir miydi?”

gibi soruların arasında bırakmaz.

Gerçek sevgi, insanın kendisini eksik hissetmesine neden olmaz.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, keşke hiç sevmeseydim demiyorum.

Çünkü sevmiş olmak utanılacak bir şey değil.

Keşke sadece kendimi bu kadar uzun süre bekletmeseydim.

Çünkü bazen insan bir başkasının gelmesini beklerken, kendi hayatının kapısında yıllarca bekliyor.

Ve zaman…

Zaman kimseyi beklemiyor.

Belki bugün hâlâ içimizde bir kırgınlık var.

Belki bazı şarkılar hâlâ aynı yere götürüyor bizi.

Belki bazı geceler, “Nerede yanlış yaptım?” diye düşünüyoruz.

Ama bir gün fark ediyoruz:

Yanlış olan sevmek değildi.
Yanlış olan, sevgimizin karşılığını vermeyen bir yerde kalmaya devam etmekti.

Ve belki de hayatın bize öğrettiği en ağır derslerden biri şu:

Bazı insanları kaybettiğimiz için değil, kendimizi onların yanında fazla uzun süre kaybettiğimiz için üzülürüz.

Sonra bir sabah uyanırsın.

Artık telefonuna bakmazsın.

Artık bir mesajın gelmesini beklemezsin.

Artık geçmişte yaşanmamış bir geleceği düşünmezsin.

Ve ilk kez şunu söylersin:

“Geçmişte kalan zamanımı geri alamam. Ama bundan sonrasını artık kendime verebilirim.”

Belki iyileşmek tam olarak budur.

Unutmak değil.

Kızmamak değil.

Hiç yaşanmamış gibi davranmak hiç değil.

Sadece bir gün, o hikâyenin içinde kendini de görmeye başlamak.

Ve sonunda, karşılıksız kalmış bir sevginin ardından bile kendine şunu söyleyebilmek:

“Ben kaybetmedim. Sadece sevgimi yanlış yerde fazla uzun süre tuttum.”

YORUMLAR

12 Eylül 2026, 12.00
Değerli !! ꜱʜᴀᴅᴏᴡ,

Blog ortamında yazı paylaşımı yapılmasından oldukça memnunum ve elimden geldiğince her paylaşımı okuyorum. Ancak bu kez kitabın ortasından yorum yapacağım.  Duyguların ve düşüncelerin anlatılmaya çalışıldığı bir emek var elbette ve buna saygı duyuyorum.

Yazı ilk bakışta oldukça duygusal ve akıcı. Ancak dikkatle okunduğunda, kulağa güçlü gelen cümlelerin arka arkaya geldiği, fakat bunların arasında yer yer mantıksal kopukluklar oluştuğu görülüyor. Bu yönüyle yazı, son dönemde yapay zekâ tarafından üretilen bazı yazılarda karşılaştığımız kalıplaşmış anlatım biçimlerini çağrıştırıyor. 

Bu çelişkilere birkaç örnek vermek isterim.

“Karşı taraf hikâyenin içinde olduğunu bile bilmez” denilerek yaşananların tek taraflı olduğu söyleniyor. Ardından “Sen birine kalbini açıyorsun, o ise kapının önünden geçip gidiyor” denilerek karşı tarafa ilgisizlik yükleniyor. Habersiz olduğu söylenen birinin ilgisizliğinden söz edilmesi burada bir çelişki oluşturuyor.

“Gerçek sevgi, insanın kendisini eksik hissetmesine neden olmaz” deniyor. Buna karşılık “Kendimden eksilttiğim onca şey” ve “Yeterince iyi miyim?” sorularıyla kişinin kendisini eksik hissettiği anlatılıyor. Dolayısıyla sevgiye ilişkin tanımlama ve anlatılan duygular birbirini tam olarak karşılamıyor.

Zaman konusunda da benzer bir durum var. Önce “Harcadığın zamanı geri alamazsın” denilerek zaman bir kayıp olarak görülüyor. Sonra “Boşa giden zaman diye bir şey yoktur” denilerek aynı zaman anlamlı bir deneyime dönüştürülüyor. Finalde ise yeniden “Geçmişte kalan zamanımı geri alamam” deniyor. Bu düşünceler ayrı ayrı anlamlı olsa da yazı içinde aralarındaki bağlantı yeterince kurulmamış.

“Onun olmasını istediğin hâliyle yaşamışsındır” cümlesiyle, aslında gerçek kişiden çok zihinde oluşturulan bir hâline bağlanıldığı söyleniyor. Buna rağmen finalde “Yanlış olan sevmek değildi” denilerek yaşananlar yalnızca yanlış yerde yaşanmış bir sevgi olarak açıklanıyor. Burada da öncesinde yapılan tespitle varılan sonuç arasında bir uyumsuzluk oluşuyor.

Başlangıçta “Sen bir hikâye yazarsın” denilerek beklentilerin kişinin kendi zihninde kurulduğu söylenirken, finalde “Sevgimi yanlış yerde fazla uzun süre tuttum” deniliyor. Böylece sorunun kaynağı da yazı boyunca farklı biçimlerde ele alınıyor.

Özetle, bana göre asıl problem yazının duygusal olmasında veya dijital araçlardan destek alınmasında değil. Cümlelerin aynı mantıksal çizgide bir bütün oluşturamamasında yatıyor. Bu nedenle yazı, güçlü bir bütünlükten çok, art arda gelen etkileyici cümlelerden oluşuyormuş hissi veriyor.

Bu elbette yalnızca benim okuma şeklim. Yazının duygusuna veya emeğine değil, kendi içindeki mantıksal bütünlüğüne dair bir değerlendirme olarak kabul edilmesini isterim.

13 Eylül 2026, 04.23
Swdece son söze takılıp kalmak..sevgimi yanlış yerde fazla uzun süre tuttum..az süre tutunca oluyor sanırım bazj duygular..çok uzun süre mi kalınca değişiyor yanılsamalar...anlık olanlar ne o zaman ?  Geçicilik mi..anlık mı bir süreliğine mi  ? O fazla olan sürede içimizde neler değişiyor ..sorgulamak içimize mi yoksa karşı tarafa mı ? Neyi istiyoruz biz ..aradığımız o masumiyet mi bizi peşinden sürükleyen..yoksa herşeyi yok sayıp.. bn seviyorum o da bana uysun demek mi ? Uymuyorsa baksın işine demek mi ? Uyum nedir ?????  Sevgiyi fazla uzun süre tutup ..ha  bu yanlış yer demek mi.. o yanlış yer dediğimiz şeyin nelerle bocaladığını bilmeden yanlış hükümler vermek.. vazgeçmeyi kolaylaştırmaktır..kalp kolayı seçiyorsa sevgi yoktur ..teslimiyet oluşur..özüne..kalbine..benliğine..ve özgürlüğüne.. (  aşk..özgürlük sewmez ) .....not : kısa sürelerde sevgi aramanız dileğiyle.
13 Eylül 2026, 19.32
yorumunuz için teşekkürler Ayça hanım.. Ancak;

Belki de mesele sevgiyi ne kadar süre tuttuğumuz değil, o süre içinde kendimizden ne kadar vazgeçtiğimizdir. Anlık olan da, uzun süren de kendi gerçeğini taşır; her duygu kalmak için gelmez, bazıları bize bir şey göstermek için gelir. “Yanlış yer” demek de kolay bir hüküm aslında… Çünkü insan bir kalbin içinde neler olup bittiğini tam olarak bilemez. Belki de sevginin asıl sınavı, vazgeçmek ya da tutunmak değil; hem karşındakini hem kendini özgür bırakabilecek kadar sevebilmektir...
20 Eylül 2026, 20.29
Değerli ehl-i_kalb,

yazıya yapay zeka vurgusu yaparak aslında tüm duygu ve emeği çöpe atmışsınız.

yazının içindeki sizin deyiminizle oluşan mantık hataları bile aslında bu yazının bir duygu yoğunluğu içinde yazıldığını ortaya koyuyor, zira yazı için herhangi bir AI desteği alınsaydı belkide bu bahsettiğiniz duygu karışıklığı değil, daha tek düze ve çok daha profesyonel bir yazı ortaya çıkabilirdi. insan kalbi ve beyni arasında çelişirken bu duygu yoğunluğunu sık sık yaşar ve o an hissettiklerini bu şekilde kaleme dökebilir..

yine de yazıyı baştan sona okuduğunuzu varsayarak teşekkür ediyorum.
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın