Cumartesi Kokusu
12 Eylül 2026, 03.32 A- A+Bazı insanlar hayatımıza öyle sessiz girer ki, ilk başta onların bir gün bütün düzenimizi değiştireceğini anlayamayız. Birkaç cümleyle başlar her şey. Sonra bir bakış, bir ses, beklenmedik bir gülümseme… Ve insan, ne zaman olduğunu anlayamadan o kişiyi günlerinin içine yerleştirir.
Kadın da ne zaman beklemeye başladığını bilmiyordu.
Belki ilk mesajdan sonra, belki sesini ilk duyduğunda, belki de onun yanında kendisini anlatmak zorunda kalmadığını fark ettiği gün…
Ama bir zaman sonra, onunla ilgili hiçbir şey sıradan gelmemeye başlamıştı.
Karşısına çıktığında içinde garip bir telaş beliriyordu. Onu gördüğü an, sanki bütün düşünceleri bir anlığına susuyor, geriye yalnızca ona bakmak kalıyordu.
Sonra bir gün yine karşısında buldu kendini.
Uzun uzun baktı.
Özlediği şeyin yalnızca yüzü olmadığını o an anladı. Sesini, sakinliğini, konuşurken kurduğu cümleleri, hatta sustuğunda bile insana iyi gelen o hâlini özlemişti.
Ve sonra gülümsedi.
Kadının gözleri istemsizce yanağının üstünde beliren o küçük çukura takıldı.
İçinden yine aynı cümle geçti:
“Gamzenden öperim.”
Bunu ona söylemeyi seviyordu.
Adam her duyduğunda gülümserdi. Kadın da onun gülüşünü biraz daha izlerdi.
Belki de bu yüzden ona içinden şiir kokulu adam diyordu.
Çünkü onda tarif edemediği bir şey vardı. Sıradan bir insan gibi görünüyordu dışarıdan; ama kadın onunla konuştuğunda kelimeler bile başka türlü geliyordu. Sanki bazı cümlelerin içinde görünmeyen dizeler saklıydı.
Onu en çok da kendisini sakinleştirmesi şaşırtıyordu.
Kadının zihni bazen birbirine girmiş düşüncelerle dolardı. Bir şeyleri fazla düşünür, sustukça daha çok konuşurdu kendi içinde. O ise birkaç kelimeyle bütün o gürültüyü susturmayı başarıyordu.
“Tamam,” derdi adam bazen. “Buradayım.”
İki kelime.
Ama kadının içindeki bütün fırtınaya yetiyordu.
Belki de insanın en çok ihtiyacı olan şey buydu.
Her şeyi çözebilecek birinin değil, yanında durabilecek birinin varlığı.
Kadın ona baktıkça bunu daha iyi anlıyordu.
Fakat aralarında görünmeyen bir mesafe vardı.
Ne kadar yaklaşsalar da tam olarak kapanmayan, ikisinin de bildiği ama adını koymadığı bir mesafe…
Bazen kadın o mesafeyi unutuyor, ona doğru yürümek istiyordu.
Hatta yürümek bile az geliyordu.
İçinden ona doğru koşmak geliyordu.
Belki de bütün mesele buydu.
Bir insanı gördüğünde içinde oluşan o tarifsiz dürtü… Ona yaklaşmak, sesini duymak, yüzüne biraz daha yakından bakmak ve o gülüşün yanağında bıraktığı izi yeniden görmek…
Bir akşam, yalnız kaldığında pencerenin önünde durdu. Dışarıda şehir sessizleşmişti. Elinde telefon, ekrana bakıyordu.
Mesaj yazmak istedi.
“Özledim,” demek istedi.
Sonra sildi.
Tekrar yazdı.
“Bugün aklıma geldin.”
Onu da sildi.
Çünkü bazı duygular yazıya döküldüğünde küçülecekmiş gibi geliyordu.
Oysa içinde öyle büyük bir yer kaplıyordu ki…
Başını cama yasladı.
Ve o anda, daha önce duyduğu o dizeler yeniden döküldü zihnine:
“Boynundaki o cumartesi kokusu
Nerden geldi, nerden sızdı yalnızlığıma
Sana baktıkça içimden koşmak geliyor.”
İşte tam da buydu.
Onu gördüğünde neden yerinde duramadığını, neden bütün mesafeleri unutmak istediğini, neden bazen yalnızca bir bakışının bile içindeki bütün dengeleri değiştirdiğini anlatan şey buydu.
İçinden ona koşmak geliyordu.
Belki de bu yüzden onu unutmak mümkün değildi.
Çünkü bazı insanlar yalnızca akılda kalmazdı.
İnsanın içine yerleşirdi.
Onunki de öyleydi.
Şiir kokulu adam…
Kadının bütün suskunluğunun içinde adı konmamış bir cümle gibi duruyordu.
Ve kadın ne zaman onu düşünse, aynı yere varıyordu:
Bazı insanlara yaklaşmak için yürümek yetmez.
İnsan bazen bütün kalbiyle koşmak ister.
O da koşmak istiyordu.
Hem de hiç durmadan.


YORUMLAR