Kurt Kışı Atlatır Ama...
07 Ekim 2026, 15.15 A- A+
Çorum’un şirin Sungurlu ilçesinin Dertli köyünün hemen dibindeki ormanda bir anne domuz, üç de yavru domuzcuk yaşarmış.
Baba domuz, zaman zaman Ankara’da inşaat, zaman zaman da Antalya’da turizm işine gittiğinden mütevellit, anne çocuklarıyla tek başına ilgileniyormuş. Ama ilgilen ilgilen de tabii bir yere kadar.
Babalarının gönderdiği üç kuruş parayla evi çevirmeye uğraşırken yavru domuzcukların derdi de bitmiyormuş. “Derdini seveyim” butonu da olmadığı için anne artık iyice darlanmış.
En sonunda üç yavru domuzu şefkatle yanına çağırmış:
— Laynnnnnnnnnnnnn, gelin buraya gobeller!
— Of anne yaaaaa… Yine ne oldu? demiş küçük olan.
— Sizin yaşınızdakiler…
— Bak, başladı yine, kanka, demiş ortancası.
— Offf bro yaaaaa, kasıyor artık ya, demiş en büyük olanı.
Anne, çün yi mi su taktiğiyle:
— Akuvvv vaaaat!
diyerek havada uçmak suretiyle ve döner tekme ataraktan üç yavruyu da kibarca uyarmış.
Sonra nefes kontrolünü sağlayınca (malum, yaş var kadında) sakince konuşmaya devam etmiş:
— Sizin yaşınızdakiler…
Durmuş.
Yerde üst üste, manda tezeği gibi yığılıp yatan çocuklarına bakmış.
Ses çıkmadığına emin olunca devam etmiş:
— …evine, ocağına bakarken siz yiyip içip yatıyorsunuz. Babasının lacivert halleri! Hele şunların tipe bak, şunlara!
— Anne, kırıcı oluyorsun ama…
— Sus, yezit! Ekmek yok size ekmek! Gidin kendi evinizi kurun!
— Anne…
— Benden size tek öğüt: Babanız gibi olmayın. Ne yapıyorsanız yalap şap, alelacele değil; özene bezene, sağlamca yapın. Yoksa ortaya çıkan mamul, ahanda sizin gibi oluyor, demiş.
Yavru domuzcuklar, zannımca evden kovulma psikolojisinden mütevellit (ben bu kelimeyi seviyorum sanki, böyle hoş bir tınısı var)“Gidin kendi evinizi kurun!” kısmını bayağı ciddiye almışlar.
“Birlikten kuvvet doğsaydı Altılı Masa iktidar olurdu,” diyerekten tek tabanca, ayrı ayrı inşaat şirketleri kurmaya karar vermişler.
Küçük olan, Çorum Strawbale Houses, yani ÇSH firmasını kurmuş.
Hızlı ve kalitesiz evler üretmek, ucuza üretip daha ucuza satmak suretiyle iyi de isim yapmış.Müşteri portföyü genelde evsizler, tinerciler, kapkaççılar ve torbacılardan oluşuyormuş.
Ortanca kardeş biraz daha milliyetçi olduğu için Türkçe bir isim seçmiş:Odun İnşaat!Sağlamlık, küçük kardeşine göre biraz daha iyi olsa da orta segmentin yukarısına çıkmamış.Memura, mavi yakalıya, KOBİ’ye falan satış yapıyormuş.
En büyük olan ise “Babam gibi olamayacağım” sözünü motto edindiği için BGO firmasını kurmuş.Daha elit kesime hizmet etmekle beraber işler tırtmış bu ara.Her şeyin iyisini, kalitelisini kullan…Armatürler Grohe, doğramalar Kömmerling, ankastre set Franke…Bahçeye de zeytin yerine Lagerstroemia dik…
Eeeee, sonra:
‘’Ulaaaaa, bu ev neden böyle bahalıııı, gobel?’’
ÇSH’de neredeyse bedava. Odun İnşaat’ta yarı parası.Hey yavrumunuuuuu hey!
Büyük olan kardeş darlanmış. Belediye başkanına, Çorum İMO’ya, Çevre ve Şehircilik’e, imama, müftüye, Karaambar Kamyoncular Derneği’ne…Artık kime bulduysa yazmış.“Standart bir kalite ve kaliteye göre fiyat skalası olmalı,” diye uzun uzun döşenmiş.Bu arada satışlar gene tırt tabii.
Gel zaman git zaman, yazdıklarına bir karşılık gelmiş.
Ankara’dan özel bir denetleyicinin geleceğini ve inşaatları kontrol edeceğini anlatıyormuş gelen yazıda. Gelen kişi Kurt Bey işinde uzman bir kontrolmüş.
Bu arada dedikodular almış yürümüş. Kurt Bey’in dedesinin büyük bir hafız olduğu, ona el verdiği, Kurt Bey’in de nefesinin kuvvetli olduğu bütün ahali arasında konuşuluyormuş.
— Kurt Bey’in dedesi ünlü imam…
— Kurt Bey’in dedesi ünlü kadı…
— Kurt Bey’in dedesi şeyhülislam…
Dedikodular hızla büyürken Kurt Bey’in gelme zamanı da iyice yaklaşmış.Ama halkın dilindeki Kurt Bey’in nefesi efsanesi bir türlü bitmiyormuş.“Kurt Bey üflediğinde…”
Nihayet Kurt Bey şehre gelmiş.Gelmiş gelmesine ama efsanesi kendinden önce geldiği için karşılamaya bir heyet gelmiş ki, pivvvvvvvvvvvvvv!Sanırsın Reisicumhur geliyor.Kurt Bey kalabalığı görünce şaşırmış.
“Çorumspor Osimhen’i transfer etti, benim haberim yok. Onu bekliyorlar,” diye düşünmeye başlamış.
Tam o sırada kalabalıktan tok bir ses duyulmuş:
— Hoş geldiniz, Kurt Efendi!
Vay babana rahmet, dedene Fatiha falan derken Kurt Bey olaya yavaştan ayıkmış.(Bu arada “ayıkmış” ne ya? Hiç edebî değil. Cık cık…)
Kurt Bey bıyık altından gülümsemiş. Burnuna sıcak ekmek kokusu geliyormuş. Biraz soluklanmış, ahali ile az hoş beş etmiş, nabız ölçmüş derken…Denetim önce ÇSH firmasının yaptığı şantiyelerden başlamış.
Küçük kardeş Kurt Bey’i kapıda karşılamış.İkramlar, hürmet, saygı ve sair ve sair…Bir ara küçük kardeşin ofisinde yarım saatlik baş başa ufak bir görüşmeleri de olmuş.Derken Kurt Bey gayet memnun bir şekilde şantiyeden ayrılmış.Çıkarken kapıdaki torbacı Kurt Bey’e göz kırpmış:
— İyisin bappa, iyisin…diye gülmüş.
Ama buna nedense ahaliden kimse ayıkamamış. Aaaaaaa ne olmuş ki harbi? bak ben de ayıkamadım :P
Kurt Bey’in ikinci durağı Odun İnşaatmış.Ortanca kardeş de Kurt Bey’i kapıda karşılamış.Küçüğüne göre daha az olsa da yine ikram, hürmet, saygı…Kurt Bey ortanca kardeşe şöyle baştan aşağı bir bakmış. Gülümsemiş.
— mesele bina yapmak değil, memlekete hizmet vermek! Sizin gözünüzün içinde de bu ışığı görmek ne mutlu! diyerekten sohbete devam edince ortanca kardeşin yüzünde güller açmış.
Milliyetçi damarı kabaran ortanca kardeş, karşısındakinin de kendisi gibi vatan sevdalısı biri olduğunu düşünerekten açmış ağzını…Kesenin ağzını yani. :)
Üçüncü durak BGO firması.
Büyük kardeş de Kurt Bey’i kapıda karşılamış.
— Hoş geldiniz, Kurt Bey.
— Hoş buldum.
— Buyurun, şantiyeyi gezelim.
— Acıktım ben. Önce bir şeyler yiyelim.
— Saat daha öğlen olmadı.
— Saatle mi çalışıyoruz canım?
— Siz devletin memuru değil misiniz efendim? Tabii ki saatle çalışacaksınız.
Ortalık buz kesmiş.
Kurt Bey, büyük kardeşin bütün evraklarını, bütün imalatlarını, tek tek bütün ayrıntılarına kadar incelemiş. Suratı bir karış asık şantiyeden ayrılmış.Büyük kardeş, Kurt Bey’in hiçbir hata bulamamasından mütevellit :) gururla kapıdan onu yolcu etmiş.
Kurt Bey ise doğruca en yakındaki kahveye gitmiş Bir masaya oturmuş. E tabii meraklı ahali de peşinde. Ahalide de hürmet ikram ve sair. Kurt beye şöyle okkalı bir Türk kahvesi söylemişler. Kurt bey cebinden işportacıdan aldığı hacı işi teşbihini çıkarmış. Bir süre tesbihe derin derin bakmış Sonra merakla bakan ahaliye dönmüş ve yavaşça konuşmaya başlamış:
— Küçük kardeş, ortanca kardeş iyiler. Dininde, imanında, Hak korkusuyla iş yapıyorlar. Maşallah.
Kahvesinden bir yudum höpürdetmiş. Sonra devam etmiş:
— Onlar iyi de iyi olmasına…
Bir an durmuş.
— Büyük olan deyyüs var ya…
Ahaliden toplu bir:
— Eeeeeeeeeee…sesi yükselmiş.
Kurt Bey gözlerini kısmış:
— Allah korkusu yok o deyyüste!
Ahalinin kulakları dikilmiş.
— Hep gavur malı şeylerle yapmış inşaatını. Dünyanın da parasını istiyor imansız! Derdi günü küffara para kazandırma…
Kahvesinden bir yudum daha almış. Göz ucuyla kalabalığa bakmış.
— Hayır, sağlam sağlam diyor yaptıklarına da…
Biraz susmuş. Sonra başını kaldırmış kuvvetli bir şekilde
— Cenabı Rabbime sığınıp bir üffffffffffffffffffffffffff desem…
Kalabalığın gözleri açılmış.
Kurt Bey devam etmiş:
— Bir nefes üflemeye yıkılır imansızın yaptığı evler!
Kahvehanede çıt yok.
— Önce Allah korkusu olacak efendim…
Tesbihini çekmeye devam ederken söylenir gibi mırıldanmış
— Önce Allah korkusu…
Demeyseki neymiş?
Yanınıza kar kalır sanıyorsunuz ama, kış soğuğu geçirir ama…kurt kışı da atlatır ama! Kışın yediği ayazın kurdun…
Herkes yerini bilsin!!!
öyle işte…


YORUMLAR
subliminal falan mesaj da hak getire. Ben bu ülkedeki liyakatsızlıkları gördükçe artık nasıl diyeyim,hatta demeyeyim ya. Biz Türkler olarak mı kötü insanlarız yoksa artık insanoğlu kötüye mi evrildi yada hep kötüydü biz iyilerine mi denk gelmiştik önceleri vs vs ....Kafamda deli sorular var. ama milliyetçi damarım sus diyor, sosyalist damarım isyan ediyor, kominist damarım bambaşka bi işi diyor, müslüman damarım git iki rekat namaz kıl bu dünya yalan öbür tarafa bak ama senin işin baya bir zor haceli diyor,falan filan işte.
Öyle canım sıkılırken bir masalı daha malamat edeyim diye yazdığım blog:)