Züleyha
09 Ekim 2026, 00.40 A- A+Bazı insanlar hayatımıza girmez.
Bir yerimize dokunur ve orada kalırlar.
Adamın hayatında da böyle bir kadın olmuştu.
Gençliğinin en güzel yerinde karşısına çıkmış, başak tarlalarının güneş altında aldığı renge benzeyen saçlarıyla hayatına sessizce yerleşmişti. Adam onun yanında kendisini başka türlü hissediyordu. Sanki uzun zamandır aradığı bir kapı açılmış, içeride yıllardır kaybettiği bir parçasıyla karşılaşmıştı.
Bir gün ona,
“Ben kendimi sende buldum,” demişti.
Sonra gülmüştü kadın.
Adam o gülüşe uzun uzun bakmıştı.
“İnsan bazen bir yüzü değil, o yüzde açılan ışığı sever,” diye düşünürdü belki.
Onu seyretmeyi severdi.
Konuşurken ellerinin hareketini, bir şeye şaşırdığında gözlerinin büyümesini, gülerken başını hafifçe geriye atmasını…
Onun yanında zamanın biraz yavaşladığına inanırdı.
Belki bu yüzden ona “mucize” demişti.
Çünkü gençken insan, bazı karşılaşmaları başka türlü adlandıramaz.
Birlikte gelecek kurdular.
Henüz ortada olmayan bir evin perdelerini seçtiler, hiç doğmamış bir çocuğun odasını hayal ettiler.
Kızları olursa adını Züleyha koyacaklardı.
İnsan bazen gerçekleşmeyeceğini bilmeden değil, gerçekleşmesini bütün kalbiyle istediği için hayal kurar.
Sonra hayat, ikisinin kurduğu evin kapısını hiç açmadı.
Ayrıldılar.
Kavuşmuşlardı bir zamanlar.
Ama birbirlerine ait olacak kadar değil.
Ve bazı ayrılıklar insanın hayatından birini çıkarır; hatırasından değil.
---
Yıllar geçti.
Adam yaşadı.
Güldü.
Başka sokaklardan geçti.
Başka insanlarla tanıştı.
Sonra bir gün başka bir kadın çıktı karşısına.
Başak sarısı saçları vardı.
Adam belki bunun üzerinde durmadı.
Bazı benzerlikler insanın gözüne değil, kalbine görünür.
Kadının gülüşünde de tuhaf bir sıcaklık vardı.
Adam bu kez ona bakarken yine o eski kelimeyi kullandı:
“Mucize.”
Kadın bunun ne kadar eski bir kelime olduğunu bilmiyordu.
Onun için o sözcük, o güne aitti.
O adamla arasındaki hikâyeye aitti.
Adamın bakışlarında kendisine ayrılmış bir yer olduğunu düşündü.
Ve adam ona bir gün,
“Seni seyretmeyi seviyorum,” dedi.
Kadın gülümsedi.
Çünkü bazı cümleler, söylendiği anda insanın kalbine küçük bir ev kurar.
O da o evde yaşamaya başladı.
Birlikte gelecekten konuştular.
Sonra bir gün adam, hiç düşünmeden,
“Bir kızımız olursa Züleyha olsun,” dedi.
Kadın için o an yalnızca güzel bir isimdi.
Henüz bilmiyordu o ismin kendisinden yıllar önce başka bir kadının hayalinde büyüdüğünü.
---
Gerçekler bazen kapıyı çalmaz.
Bir cümlenin içinden çıkar.
Bir isimden.
Bir eski fotoğraftan.
Bir tesadüfen duyulan hikâyeden…
Kadın öğrendiğinde uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Adamın geçmişindeki kadını düşündü.
Başak sarısı saçlarını.
Gülüşünü.
Adamın onu nasıl sevdiğini.
Sonra kendi saçlarına dokundu.
Aynı renk.
Belki tesadüftü.
Belki hayatın küçük bir oyunu.
Ama artık her benzerlik başka bir anlam taşıyordu.
Bir zamanlar kendisine söylenen cümleleri düşündü.
Onların gerçekten kendisine ait olduğunu sanmıştı.
Oysa bazı kelimelerin ayak izleri vardı.
Adamın geçmişinde dolaşıyorlardı.
Ve kadın ilk kez şunu fark etti:
Bazen bir insanın sana söylediği en güzel söz, sana ait olmayabilir.
Söz güzel olduğu için değil…
Senden önce de bir başkasının kalbinde aynı yeri bulduğu için.
O gece kadın adamın yanında oturdu.
Uzun süre konuşmadı.
Sonra yüzüne baktı.
Ve içinde biriken bütün sorular, tek bir cümlede toplandı:
“Sen beni olduğum kişi olarak mı sevdin, yoksa geçmişindeki bir hikâyenin eksik kalan cümlesini benim üzerimden mi tamamladın?”
Adam sustu.
Kadın da sustu.
Çünkü bazen insanın karşısındaki sessizlik, verilebilecek bütün cevaplardan daha ağırdır.
Belki adam onu gerçekten seviyordu.
Belki onun gülüşü gerçekten adamın içindeki bir yeri aydınlatıyordu.
Belki birlikte kurdukları gelecek de gerçekten onlara aitti.
Ama kadın artık başka bir şeyden korkuyordu.
Ya kendisine duyulan sevginin içinde, kendisinden önce yaşamış bir kadının silueti varsa?
Ya adam onu severken, farkında olmadan geçmişindeki bir eksikliği de seviyorsa?
Ya bazı karşılaşmalar yeni bir hikâye değil, eski bir hikâyenin başka bir bölümüyse?
Kadın o gece anladı:
İnsan bazen başkasının yerini almak istemez.
Ama birinin hayatında kendisine ayrılan yerin gerçekten kendisine ait olduğundan emin olmak ister.
Züleyha ismi uzun süre zihninden çıkmadı.
Bir çocuk adı olmaktan çıkmıştı artık.
Bir geçmişin adıydı.
Bir ihtimalin.
Yarım kalmış bir hayalin.
Ve belki de en çok, kendisine sorduğu sorunun:
“Ben senin hayatına yeni bir mucize olarak mı geldim, yoksa yıllar önce yarım kalan bir mucizenin devamı olarak mı?”
Kadın cevabı bulamadı.
Ama bir şeyi biliyordu.
Sevgi, bir başkasının bıraktığı boşluğa yerleşmek değildi.
Sevgi, geçmişten kalan bir cümleyi tamamlamak da değildi.
Sevgi, karşındaki insanın yüzüne baktığında geçmişteki birini değil, tam olarak o insanı görebilmekti.
Ve belki insanın hayatındaki en büyük mucize de buydu:
Birinin seni, senden önce kimseye benzetmeden sevebilmesi.
Sadece sen olduğun için.
Sadece senin gülüşün olduğu için.
Sadece senin hikâyen olduğu için.
Ve başka hiçbir kadının gölgesini taşımadan…
Sen olduğun için.


YORUMLAR