Mizahın İzahı
12 Ekim 2026, 19.10 A- A+Mizahın ne olduğunu, neye güldüğümüzü açıklayan pek çok teori var..
"Uyumsuzluk Teorisi" mesela, en kapsayıcı olanıdır. Zihnimiz olayların nasıl gelişeceğine dair bir tahmin yürütür. Beklenmeyen bir sonuç veya iki zıt durum birden bire karşılaştığında zihinsel bir şok yaşanır ve buna güleriz. Çarpıcı ve komik şakaların çoğu bu ani ters köşe yapma halinden doğar. Başını sonunu bildiğimiz bir skeç çok da güldürmez bizi, şayet gülmeye şartlandırılmadıysak. Sitkom, Kahkaha Şelalesi, Güldür güldür gibi gibi. Bunun içindir ki stand-upçılar sade giyinir, daha iyileriyse mimik, aksan yapmaz.
Bazılarının ciddiyetsiz, yüzeysel bulduğu; bazılarının baskılar, yasaklar ve hayatın zorluklarından kaçış olarak yorumladığı mizah tam manasıyla bir sanattır. Bu nedenle de son derece ciddi bir alandır. Sanatın bütün alanları gibi düşündürür, sorgulatır, yeni zihinsel kapılar açar ve bunları yaparken güldürdüğü için sanat türleri içinde en yıkıcı olanıdır(bence). Sinema, Müzik, Resim gibi alanlardaki ürünlere belli bir ciddiyet ve dolayısıyla mesafeyle yaklaşılırken, zihinsel bariyerler, ideolojiler ve ego kuşanılırken mizaha eğlence olarak yaklaşılır. Rahatlamak için bir araçtır. Bu da savunma mekanizmalarını kısmen devre dışı bırakmak anlamına gelir.
En savunmasız anımızda kahkalarla güldüğümüz bir karikatürün yahut esprinin-şakanın yaratacağı değişimi kolay kolay hiçbir şey yaratamaz. Tam o kahkaha anında, zihne çok güçlü bir eleştiri, yüzleşme ya da hakikat bırakılır.
Mizahın psikolojik, sosyal pek çok yönü var. İşin tuhafı sevgi, korku, nefret hepsini ifade eden terimler var fakat mizah ile ortaya çıkan duyguya herkes aşina olmasına rağmen, bu özel duyguyu ifade etmek için ortak bir terim yok. Tek bildiğimiz iyi bir mizahla karşılaşınca güldüğümüz. Her zaman kahkaha ile gülmüyoruz tabi ki bazen buruk bir gülüş bazen peşpeşe farklı duygular içine girebiliyoruz. Özellikle kara mizah insanı epey bir sarsıyor.
Başkalarıyla birlikteyken yalnız olduğumuz zamandakine göre çok daha fazla şaka yapıp güleriz. Araştırmalara göre 30 kat fazla. Gülmek bulaşıcıdır ve yakınlık hissettiğimiz kişilere daha fazla güleriz. Sevilen birinin en vasat esprisi yahut gafı bile güldürebilirken sevmediğimiz insan ağzıyla kuş tutsa "bu ne şimdi" falan denir. Bir de sevdiğimiz insanlar arasında sınırlarımızı zorlayanlar vardır. Adama zibilyon kez hiyerşi bildiren ünvan, akraba hitapları vs sevmiyorum diyorum, o kalkmış "bir abin olarak" diye giriyor konuşmaya. Tepki verince de biliyorum hassasiyetini o yüzden şaka yaptım gül geç, diyor. Pardon ama komik değil bu. Hakaret ederler, laf sokarlar, tepki verdiğinizde mizah yapıyoruz, takılıyoruz derler. He mizah he! Mizahın ne olduğunu bilmesek...
Mesela şurda kahramanımızı delirtmiş biri, 06:10'dan itibaren.
https:https://www.youtube.com/watch?v=NHHZv-oeDwA?si=qZZLy8GfbibzfTxF
İyi bir mizahla karşılaşınca güleriz dedik ama iyi mizah nedir? Kime göre neye göre iyi?
Kimlikten, hayat görüşünden, değerden bağımsız bir mizah düşünüebilir mi?
Düşünülemez!
Modern ama aynı zamanda dindar bir tanıdık, Ali Congun'u severek izlerim diyor ve aynı kişi Deniz Göktaş'ın komik olmadığını iddia ediyor. Ali, kır kökenli bir avukat, benim çizgilerim var, diyor. Ben, diyor din ve devlete dokunmam, diyor. Tıpkı Ata Demirer gibi. Kendini geliştirmiş ama bazı konulardaki cehaletini herkes fark edemiyor. Listedaşım bahsedince gidip baktım. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dair terimleri ne olduklarını bilmeden falan kullanmış, rezalet! Hedefinde de ya taşralı sosyo-kültürel olarak alt kesimler ya beyaz yakalı modenrn kesim var. Yani siyasetin ezdiği kitlelerin gündelik şapşiklikleriyle bir de ben dalga geçeyim, diyor. Bir mizahçının hedef olarak kimi/kimleri seçtiği, onun hayata nereden baktığının ve ideolojisinin beyanıdır bir bakıma. Bu mizah stili, muktedirleri rahatsız etmez; var olan hiyerarşiyi ve yapısal eşitsizlikleri pekiştirir.
Deniz çok genç ama çok zeki, çok donanımlı. Milliyetçilik, devlet, din , siyaset de dahil bütün otoritelere ve kutsallara saldırıyor. Yani ofansif bir tarzı var. Hedefinde otorite, yani ezen sınıf var. Ha bir de dalgıçlar -_-
İşte burda mizahın yukardaki bir hedefe yöneldiğini görüyoruz. Deniz Göktaş ile birlikte "punching up" terimi konuşulmaya başlandı. Şimdiye kadar yok muydu? En son "Olacak O Kadar"da vardı galiba:)
Bazı mizah dergileri siyasal baskıya ve korku iklimine rağmen uzun yıllar çaba sarfettiler onlar da maalesef ekonomik gidişata yenik düştü. Son kitlesel mizahi dergilerden olan Uykusuz 2023'de kapandı. Deniz'in kelle koltukta "Ölü Deniz" gösterisi bu hazin tablo karşısında bu iklime yönelik bir başkaldırıydı. Netekim kendisi de bir Uykusuz yazarıydı. Cimer'e yapılan 189 şikayetle yüce halkımız gününü göstertmiştir yavrucağa ve 88 gün "kuyu tipi" cezaevinde yatmıştır. Bazıları, idamın yasal olduğu ülkelerde yargılanması gerektiğinin önemle altını çizmiştir.
Eskiden baya çoktular. "Marko Paşa" efsanedir. Ferhan Şensoy falan... Son dönemlerde azaldı haliyle. Deniz'in farkı, klasik mizahçıların hemen hepsinde görülen dönemin hakim dili gereği cinsiyetçiliğin ve homofobinin olmaması. Aşağıya vurmuyor.
Aşağıya yumruk atanlar kimler?
Cem Yılmaz, özellikle son gösterilerinde... Transgender ameliyatlarıyla dalga geçer. Estetik ameliyat olanlarla dalga geçer hep de kadınlarla. Brad Pitt'in de zibilyon tane operasyon geçirdiği genellikle ihmal edilir. Yaşlı kadınları zombiye benzetir. "38 yaş kadın" esprisi zaten rezildi. Sen 50 yaşından Cem ve bir Richard Gere değilsin bunu kabullen artık.
https://hizliresim.com/zu4rtsir
Bir de şu kadın sesiyle yaptığı taklitler... Bir erkeğin kadın sesi çıkarmasına çoğu insan güler. "Karı gibi" bir hakarettir çünkü beslendiği yer cinsiyetçilik.Tam tersine bakalım: "adam gibi kadın"
Bknz.Üstünlük teorisi.
Ata Demirer keza böyledir. Ata hayat görüşü bakımından homofobik bir adam değildir, tercihlere saygı duyar ama yaptığı mizah homofobiktir. Çünkü toplumda karşılığı olduğunu biliyor. Görünüde kimseyi düşmanlaştırmaz fakat gaylere ait klişeleri tekrar üretir. Öyle çok kaliteli mizah yapmıyor, eğlendirme amaçlı ele alalım ok. Dezavantajlı grupları aşağılayarak mı eğleneceğiz? Ok engellilerle de dalga geçelim, eğlenelim. Olmaz mı? Niye, hayatları çok zor diye mi? Gücenirler mi? Onu diyorum işte. Adı üstünde, dezavantajlı gruplar. Sanatta ahlakçılığı sevmem fakat sanat mı yapıyorsun eğlence mi bunu bir netleştir. Eğer sorgulatıcı, incelikli, estetik bir "kara mizah" vs yapmıyorsan aç kendi mabadınla eğlen!
Mizahın anası gibi ahkam kestim biraz, pardon. Mizah da bir sanatsa dolayısıyla bir zevk meselesi söz komusudur. Zaten insanların yakınlık kurabildiği insanlarda aradığı en önemli özelliklerden biridir. Şüphesiz benim de öyle. Hayat görüşü tıpatıp benimle aynı olsa bile iyi bir mizah anlayışı yoksa zorunlu bir iletişime dönüyor ki zorunluluk olduğu yerde ben yokum. Desteĝimi veririm o başka bir konu. Sırf feminist diye sırf çevreci diye birileriyle arkadaş olayım, yakınlaşayım demem, aynı anlamda buluşmak birlikte gülebilmek çok önemli benim için. "Öhüm! Biraz ciddiyet!" diyenleri görünce arkama bakmadan kaçarım! Ben seni önemsediğim için alay ediyorum zaten. Bir dakka! Aslında coddiye almadıklarımla da alay edebiliyorum. Taam taam evlat olsam eldivenle bile sevilmem. Şu anda kendimle alay edip gülüyorum mesela.
Şahsen aşağıya vurmamak kaydıyla her şeyle dalga geçebilirim. Herhangi bir hassasiyeti olan varsa, mesela "aile kutsaldır laf ettirmem" diye düşünen varsa bildirsin muhatap olmayayım.
Stand-up skeç falan filandan ziyade ben aslında karikatür, mizahi öykü falan severim. Okuduğum ilk mizahi öykü Aziz Nesin'in "Yeşil Renkli Namus Gazı" öyküsüydü. Çocukken okumuştum. Atilla Atalay'ın "Sıdıka"sı da var tabi. Onu ilk kez şu dizide görmüştüm ama kitap daha güzel. Hatta gençken yaşadığım yer yüzünden İstanbullu snob arkadaşlar Sıdıka'ya benzetirlerdi beni. En sevdiĝin tür ne derseniz, mizahi kurgunun aksine spontane gelişen mizahtır. Gündelik hayatın içinde, bazen bir sohbette denk gelirim bazen yazışmalarda... Burda da denk geliyor çok tatlış tesadüfler, gerçi artık geri bildirim yapmaya çekiniyorum. Neyse, gelin size son 10 yılda beni en çok güldüren mizahi olaylardan şeçmeler sunayım.
İlki 2007 yılında ABD'de Ernie Chambers, Tanrı'yı, sel, deprem, kasırga, kıtlık ve salgın gibi felaketlere yol açarak milyonlarca insana korku salmak ve ölümlere neden olmakla suçlayıp ona dava açıyor. Mahkeme mercilerinin davayı kabul edip dilekçeyi işleme alması yeterince komikken bilin bakalım sonra ne oluyor? Mahkeme davalının tebligat yapılabilecek sabit bir adresinin bulunmaması nedeniyle davanın yürütülemeyeceğine hükmediyor.
Aklıma geldikçe hala gülerim.
Bu arada Ernie'nin icraatlarını bir kurcalayın derim, acaip kafa bir insan.
İkincisi 2016 yılında baş örtülü Zakia Belkhiri'nin İslam ve başörtü karşıtı islamofobik bir gösteride göstericilerle selfie çekilmesi. Yer Belçika, kimse kıza saldırmıyor, hakaret etmiyor. Halbuki zihin buna odaklanıyor ve olmayınca ters köşe oluyor. Ordakiler de böyle bir şey beklemediği için ters köşe oluyor ve gülüyorlar.
Üçüncüsü. Almanya Federal Meclisi'nden. Çok sıkıcı biliriz diğ mi? Bir de bunu izleyin.
https://www.instagram.com/reel/DcIU7Udoo8B/?mdxt=MTc4ejdmdThkNjdmbw%3D%3D
Kathi Gebel, sonradan bir video çekerek özür diliyor. Güncel tıbbi araştırmaları incelediğini ve doğrusunun yaklaşık 10.000 sinir ucu olduğunu belirtiyor.
Sandık siyasetini ve siyasetçilerini sevmem ama Kathi ve Ernie ikisi de arkadaş olmak isteyeceğim ilk on listemde.
Dördüncüsü Hindistandaki "Hamam Böceği Partisi"
Dünyada Z kuşağının dahil olduğu "sandık siyaseti"nin tek örneği. Tabi ki lideri Y kuşağından. Dipke teknolojiye (internet teknolojilerinden bağımsız düşünülemeyecek tek kuşaktır GenZ) ve Z kuşağının diline ve mizaha hakim, müthiş bir mizahi başlangıç yaptı ve 25 milyonu peşinden sürükledi. GenZ geleneksel siyaset masallarıyla söylemleriyle ikna edilemezdi zaten. İşte vizyon işte inovasyon ve tabi mizah.
Son olarak tıpkı benim gibi "yemişim sandığını" diyenlerin, mücadelenin, protestonun, sivil toplum hareketlerinin memleketinden trajikomik bir sahne. İlk bakışta iki Amerikan futbolu takımının kapışması gibi görünüyor. Water cannon ile desteklenmiş, çelik yelekli, joplu, kalkanlı polislere karşı içindeki mücadele ateşinden başka hiçbir şeyi olmayan gençler. Tutmayın küçük enişteyi stayl uçan tekme atan genç adam, seni hiç unutmayacağım XD
https://x.com/talitoschi/status
08338785188507897
Yakarsa dünyayı liselim yakar modunda öğrenci birlikleri ilk ateşi yaktı. Öğretmenler, sendikalar, feminist örgütler, üniversiteliler de katıldı. Hatta eski kuşaklardan pek çok Fransız da gençlere destek için meydanlarda, yağmasa da gürlüyorlar.
https://www.instagram.com/reel/DeRa0ASnXCO/?exln=dnRsdW02ZXlzNmJv
Bizim sözcü okuyan muhalif dayılar da anca "silivri soğuk ehu ehu" şeklinde gevrek gevrek gülsün. Mizahi biçimine bile katlanamıyorum. "Sen mi kurtarcan dünyayı" dese bu kadar irite olamazdım herhalde. Evet Fransa meydanları alev alev yanıyor, öyle ki Şili'ye ve diğer ülkelere de sıçradı... Megafon temin edilirse biz de iştirak edebiliriz diye düşünüyorum. Yahut Deniz'in de işaret ettiği gibi, biz iyisi mi origamiden kendi sandıklarımızı yapalım.
Aynı mizahi anlamda buluşabildiğimiz ve birlikte gülebildiğimiz insanların kıymetini bilelim.
Evet maalesef başlık gene arak...


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir