Süt Köpüğüne Yenilen Kibir
18 Ekim 2026, 06.17 A- A+
Değişmeyen pazar sabahı, mutfakta kendime sütlü çorba yapıyordum.
Tencerenin başına geçip sanki dünyanın en mühim işini yapıyormuş gibiciddi bir edayla kaşığı sallamaya başladım. İçimden bir ses sürekli kendimi övüyor:
"Ne kadar hamaratsın, annen de çorbacı mıydı?"
diye ıslık eşliğinde kendimi şımartıyordum.
Durdum ve onu izlemeye başladım. Küçücük gövdesiyle kendinden
katbehat büyük bir kırıntıyı sırtlamış, telaşla ilerliyordu.
Yoluna çıkan arkadaşlarıyla kafa kafaya veriyor, yükü birlikte omuzluyorlardı.
Tek bir fire vermeden, muazzam bir nizamla çalışıyorlardı.
Doğanın bu dayanışmasını izlerken içim burkuldu.
İnsanlık olarak başaramadığımız bütünselliği, bu minik canlılar sessizce sergiliyordu.
Mahcubiyetle, Bak hele, dedim, insan aklı nelere kadir diye övünüyordum
ama sizin şu sessiz ortaklığınız karşısında benim yaptığım altı üstü bir çorba.
Tam bu derin hayranlıkla havaya girmişken,
arkamdan gelen ani bir sesle irkildim: Coş!
Süt saniyeler içinde tencereden taşmış, bütün ocağı berbat etmişti.Koca evrenin sırrını çözmüş gibi kasılırken küçücük bir süt köpüğüne yenik düşmüştüm.
Komik ama ne yazık ki hepimiz böyleyiz; büyük davalar peşinde koşarken
mutfaktaki temizlik bezine muhtaç kalıveriyoruz.
İnsanlığın en büyük gizemlerinden biri tam bu sırada karşıma çıktı:
Makineden yine tek çıkan çoraplar. Her seferinde çift giren çorapların teki,
sanki başka bir boyuta geçip sırra kadem basıyor. Çorabın tekine bakıp güldüm;
Biz de kendimizi tam, eksiksiz, mükemmel sanıyoruz, dedim.
Oysa hepimiz şu tek kalmış çorap gibi biraz eksik, biraz şaşkın ve biraz da yalnızız.
Altından saraylarımız olsa, cebimiz mücevherle dolsa ne yazar?
Ayağımızdaki çorabın eşini bile bulamazken evrenin hâkimiymiş gibi
davranmanın kibri de bir başka oluyor.
İnsan bu çelişkiye gülsün mü yoksa kendi adına utansın mı bilemiyor.
içimdeki gurur kırıntılarını düşündüm. Hani bazen birilerine akıl verirken ya da
bir işi herkesten iyi yaptığımızı iddia ederken takındığımız o bilmiş tavır var ya...
Kendime dürüstçe sordum: Beni bu hayatta yan komşudan ya da
pazarda limon satan teyzeden daha üstün kılan tek bir gerçek meziyet var mı?
Yoksa zaman benim için daha mı yavaş ilerliyor?
Yo... Hatta yaş ilerledikçe zaman benimle resmen dalga geçiyor,
adeta koşar adım uzaklaşıyor benden.
Saçlarım, geçip giden ömrümden çok daha hızlı ağarıyor.
hepimizin kapıldığı o dünya telaşına bakıyorum.
Geçenlerde pencereden dışarıyı izlerken, bahçedeki yaşlı zeytin ağacına baktım.
Yüzlerce yıllık gövdesiyle son derece köklü ve sarsılmaz duruyordu;
sanki zamanın ve bahçenin tek sahibi kendisiymiş gibi gururla rüzgara meydan okuyordu.
Hemen altındaki küçük saksıda ise, narin bir fesleğen duruyordu.
Derken aniden bastıran amansız dolu; ne asırlık zeytin ağacının heybetine
ne de fesleğenin çaresizliğine baktı. Aynı acımasızlıkla ikisini de hırpaladı.
Doğa, bizim kendi dünyamızda yarattığımız rütbelere,
büyüklüklere hiç bakmadan hepimizi aynı teraziyle tartıyordu.
Biz ise bu geçici dünyada kalıcıymışız gibi davranıp birbirimize
anlamsız sınırlar çizsek de geriye ne lüks metal yığınları kalıyor
ne de kibirle kasılan bedenlerimiz.
Mutfağa geçelim; batırdığımız ve tebessümle temizlediğimiz ocağın başına...
Hep tezgahta yemek yapacak değiliz ya, biraz da kendimize sorgu masası kuralım.
Alalım karşımıza kalbimize sinmeyen ne varsa, tek tek eleyelim.
ve kibrimize rağmen her zaman kendi bildiğini okuyor.
Biz gururumuz yüzünden kendi zindanlarımızı yaratırken
gökyüzü bizi her şeye rağmen en sade, en yalın
halimizle bağrına basmaya devam ediyor.
hiç gelmeyecek olan mükemmeliyet sevdasından
tamamen vazgeçmektir.
Nihayetinde aynı kış mevsiminde tüm canlarla birlikte üşüyoruz;
ama her birimiz kendi soğuğumuzda...


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir