Ahmet Abi -Erciyes-
26 Kasım 2014, 08.44 A- A+
Bu anı alkol içermektedir.
28.01.2007 Pazar günüydü Ahmet ağbi aradı : “Erciyes’e gidelim iyi bir rakı içelim” dedi. “Uyar” dedim yanımıza üç arkadaş daha aldık, birini özellikle alkol kullanmayanlardan seçtik. Çünkü dönüşümüz gece yarısını bulacaktı, içkili araba sürmemeye ve içkili arkadaşlara sürdürmemeye gayret ederim. Arabanın bagajı Cuma günü gittiğimiz bağdan kalma silme kayısı odunu doluydu, bizim evler kaloriferli olduğu için kahveci Aslan’a getirmiştik odunları kahvehanesinde yaksın diye. Ahmet abiye onları indirelim diyerek kahveye doğru sürecektim ki engel oldu. “İşine-işine onlar bana lazım” dedi. Sakatatçılara uğradık dünya kadar şişlik karaciğer, böbrek, dalak, uykuluk ve iki kilo da yayın balığı aldık. Bagajda yer olmadığı için mangalı arabanın önüne Ahmet abinin ayaklarının yanına sıkıştırdık oturaklar, masa ve kap kacak odunların altında kalmıştı, arkadaşlar arkada zaten sıkışıktı hepsinin kucağına erzak, ekmek ve aslanlar gibi üç adet selvi boylu litrelik yeni rakıyı yerleştirdik. Ben torpido da o geceki nevalem bir ufak Tekirdağ bulunduruyordum, bu tip akşamlarda böylesi ufaklar ilaç olur insana. Yola çıktık epeydir yağmayan kar bizi bekler gibi sardı mı ortalığı, Erciyes yolu kar kaplı mı yekünüyle, kimimiz dönelim kimimiz gidelim derken ben topukladım dağ yoluna, birkaç taksi çıkamamış geri dönmüş ben arabanın kar lastiklerine güvenip çıktım Erciyes’e.. Kayseri’nin o sıkıcı havası nerde buranın sıcağı nerde!. Sıcak deyince şaşırmayın düzlere kar yağarken Erciyes güneşli ve sıcak olur her zaman, tabi güneş batana dek bu dediğim, keyfi de o saatlerdir zaten Erciyes’in. Yoldan çıkarken aşağıdaki manzarayı kara rağmen seyretmek en doyumsuz heyecanıdır bizlerin böylesi güzel bir tabloyu yapabilecek ressam olduğunu sanmıyorum inanın. En yukarılara çıkamadık elbette benim hedefimde bizim kurumun tesislerinin arka kapalı garajlarında yakmaktı mangalı oraya varmak imkansız, gazinolara yaklaşınca Ahmet abi “dur” dedi yol kenarı bizim gibi ileri gidemeyip kalanlarla doluydu herkes mangalını yol kenarında yakıyor, bu güzel havanın zevkini alıyor Yol kenarındaki kayalıklar kardan bir duvar oluşturmuş yolun genişliği sayesinde arabalar bu duvarın ön tarafına sıralanmış Erciyes’in eteklerinde keyif çatıyorlar. Havanın bu tersliğine rağmen süper bir kalabalık var Kayseri’liler bildiklerinden olsa gerek bu güzelliği kaçırmak istememişler herhalde. Herkes bir işe koyuldu mangalı Ahmet abi yakarken, arkadaşın biri şişlere ciğer ve böbrek diziyor ben ise salata ve meze hazırlıyorum her zaman olduğu gibi. Mangalı yaktıktan sonra Ahmet abi’ye bir baktım arabanın bagaj tarafına geçti ve bütün odunları indirmeye başladı her halde oradaki plastik oturakları çıkaracak dedim. Meğer keser vardı arabada onu ararmış, keseri aldı o usta marangoz vuruşları ile karın oluşturduğu duvara on beş dakika içerisinde öyle güzel delikler açtı ki şaştık kaldık. Öyle ki duvar artık bir büfe, bir vitrin görünümü aldı. Hazırladığı deliklere rakılarımızı ve diğer kullanılmayan nevalenin bir kısmını dizdi, kömürler tutuşmuş mangal kıvamına gelmişti güzelce şişleri ve dalakları (ki o dalakları özel olarak hazırlatmış yüzünün deri kısmını soydurmuştuk) mangala yerleştirdik. Bir küçük yer masamız altı tane de plastik sandalyemiz mevcut, hepimiz yerleştik mezeler, meyveler hazırdı artık. Sakiliği Ahmet abi yapmak istedi hemen elinden aldım rakı şişesini ona sakilik yaptırılır mı hiç? Sırayı şaşırır - şaşırır kendinden başlar ben bilmezmiyim onu! Rakı yolunu alıp gidedursun bizde güneşe karşı muhabbetin kördüğümlerini çözdük ki espriler, hatıralar uçuşuyor havalarda, çoğu belden aşağı olsa da hikayelerin hepsi dinleniyor hepsine ayrı gülüşler atılıyor. Bu arada yanımızda ki ancak bir araba sığacak yere bir lüks araba yanaştı fakat arabayı sığdıramıyor, arabanın bir tarafı dışarıda kalıyor. İçki içmeyen arkadaş hemen kalktı bizim arabayı biraz öne çekerek onlara yol açtı, yerleştiler. Dört kişilerdi iki erkek, iki bayan gençti hepsi de, Ahmet abinin vitrinini gören genç kızlar sanki bir tabloya bakar gibi bakıyor oradaki rakı ve su şişesi koymak için yaptığı deliklere hayran – hayran bakıyorlar gülüşüyorlar. Delikanlılar uğraştı – uğraştı bir türlü yakamadı mangalı oysa ki arkadaş kayısı odununun ince dallarından da vermişti onlara, yakamadılar Ahmet abi dayanamadı kalktı onların yirmi dakikadır uğraştığı mangalı biri iki dakikada alevlendirdi; onlar da arabalarının kaputunu masa gibi kullanıyor oraya et – ekmek gibi şeyler diziyorlar, ama mangalın yanında bira içiyorlar. Gençlerden biri beni tanımış hal hatır sordu, bir esnaf abimizin oğluydu, kız arkadaşları ile kaçamak yapıyorlardı herhalde. Gençlere yayın balığından da ikram ettik, işte o anda olay koptu ve bizden rakı da istediler Ahmet abinin canını al rakısını alma, fakat bir şey demedi kızlar içmiyormuş erkeklere birer duble rakı vermemize ses etmedi. Onlar kendi muhabbetine biz kendi muhabbetimize takıldık. Gençler rakıyı nerden bulacaklarını sorduklarında elbet de yine rakı ikram etmek istedik ama kabul etmediler, bunun üzerine o anda gazinoların haricinde ilerdeki askeri garnizonun kantininde normal fiyattan satıldığını gazinolardan pahalıya almamalarını söyledik. Birisi gidip bir poşet bira ve bir büyük rakı alıp geldi. Herkes kendi alemine daldı biz yayın balığının nefis ızgarası ile rakıya yumulduk ki hiç sormayın. Hayatın zevki böylesi anlar benim için. Yavaş – yavaş hava kararmaya başladı, yanımızdaki arkadaşlardan ikisinin, Lokman ile Şükrü’nün güzel sesleri ve engin sanat müziği bilgileri vardı. Arabada her zaman bulundurduğum darbukayı çıkardım, hafif – hafif şarkılara takılmaya başladık şahane bir sanat müziği korosu olmuştuk bile. Hava tamamen kararmış karın tipiye dönüşmesi ile görüş alanı da azalmaya başlamıştı. O anda anladık Ahmet abinin odunları neden indirmediğini gitti o odunları adam boyu çattı, bir – birine yaslaya – yaslaya ördü onları. Gençler toparlanmış gidiyorlardı giderlerken kalan yetmişliğin dörtte üçü ile iki adet birayı bütün karşı koymama rağmen beni tanıyan o genç zorla, daha fazla içemeyeceklerini araba süreceklerini söyleyerek bize bıraktı. Ahmet abinin odun çattığı yerden arabayı uzaklaştırdık ve Ahmet abi güzel şarkılar eşliğinde ateşi verdi odunlara, sanki Erciyes’in tepesinde meşale yakmıştık bu keyif nerede bulunur dostlar. Yoldan geçen insanlar oluyor, otellerden gezintiye çıkan çiftler geliyor herkes bu güzelliğe (ya da((onlara göre)) çirkinliğe) bakıyor, kimisi oyalanıyor ateşi seyrediyor, kimisi dayanamayıp şarkılara katılıyor bizim solistlerde artık kendilerini assolist kıvamında görmeye başlamışlar en güzel nağmeler ile söylemeye çalışıyorlar şarkıları bu koro her yerde bulunacak bir koro değil inanın. Üç saat boyunca sürdü o ateş kenara bıraktığı yedek odunları takviye etti Ahmet abi ve vakit gece yarısını çoktan salladı, diğer arkadaşlar son selvi boyluyu içmekten kaçınıyor. Gitmek istiyorlar öyle gözüme bakıyorlar, Ahmet abi kıvamını almış kafayı bulmuş, ateşe odun attığı yerde son cümlesini patlattı; “Ne yakacak, ne yiyecek, ne içecek kalacak!” 30
28.01.2007 Pazar günüydü Ahmet ağbi aradı : “Erciyes’e gidelim iyi bir rakı içelim” dedi. “Uyar” dedim yanımıza üç arkadaş daha aldık, birini özellikle alkol kullanmayanlardan seçtik. Çünkü dönüşümüz gece yarısını bulacaktı, içkili araba sürmemeye ve içkili arkadaşlara sürdürmemeye gayret ederim. Arabanın bagajı Cuma günü gittiğimiz bağdan kalma silme kayısı odunu doluydu, bizim evler kaloriferli olduğu için kahveci Aslan’a getirmiştik odunları kahvehanesinde yaksın diye. Ahmet abiye onları indirelim diyerek kahveye doğru sürecektim ki engel oldu. “İşine-işine onlar bana lazım” dedi. Sakatatçılara uğradık dünya kadar şişlik karaciğer, böbrek, dalak, uykuluk ve iki kilo da yayın balığı aldık. Bagajda yer olmadığı için mangalı arabanın önüne Ahmet abinin ayaklarının yanına sıkıştırdık oturaklar, masa ve kap kacak odunların altında kalmıştı, arkadaşlar arkada zaten sıkışıktı hepsinin kucağına erzak, ekmek ve aslanlar gibi üç adet selvi boylu litrelik yeni rakıyı yerleştirdik. Ben torpido da o geceki nevalem bir ufak Tekirdağ bulunduruyordum, bu tip akşamlarda böylesi ufaklar ilaç olur insana. Yola çıktık epeydir yağmayan kar bizi bekler gibi sardı mı ortalığı, Erciyes yolu kar kaplı mı yekünüyle, kimimiz dönelim kimimiz gidelim derken ben topukladım dağ yoluna, birkaç taksi çıkamamış geri dönmüş ben arabanın kar lastiklerine güvenip çıktım Erciyes’e.. Kayseri’nin o sıkıcı havası nerde buranın sıcağı nerde!. Sıcak deyince şaşırmayın düzlere kar yağarken Erciyes güneşli ve sıcak olur her zaman, tabi güneş batana dek bu dediğim, keyfi de o saatlerdir zaten Erciyes’in. Yoldan çıkarken aşağıdaki manzarayı kara rağmen seyretmek en doyumsuz heyecanıdır bizlerin böylesi güzel bir tabloyu yapabilecek ressam olduğunu sanmıyorum inanın. En yukarılara çıkamadık elbette benim hedefimde bizim kurumun tesislerinin arka kapalı garajlarında yakmaktı mangalı oraya varmak imkansız, gazinolara yaklaşınca Ahmet abi “dur” dedi yol kenarı bizim gibi ileri gidemeyip kalanlarla doluydu herkes mangalını yol kenarında yakıyor, bu güzel havanın zevkini alıyor Yol kenarındaki kayalıklar kardan bir duvar oluşturmuş yolun genişliği sayesinde arabalar bu duvarın ön tarafına sıralanmış Erciyes’in eteklerinde keyif çatıyorlar. Havanın bu tersliğine rağmen süper bir kalabalık var Kayseri’liler bildiklerinden olsa gerek bu güzelliği kaçırmak istememişler herhalde. Herkes bir işe koyuldu mangalı Ahmet abi yakarken, arkadaşın biri şişlere ciğer ve böbrek diziyor ben ise salata ve meze hazırlıyorum her zaman olduğu gibi. Mangalı yaktıktan sonra Ahmet abi’ye bir baktım arabanın bagaj tarafına geçti ve bütün odunları indirmeye başladı her halde oradaki plastik oturakları çıkaracak dedim. Meğer keser vardı arabada onu ararmış, keseri aldı o usta marangoz vuruşları ile karın oluşturduğu duvara on beş dakika içerisinde öyle güzel delikler açtı ki şaştık kaldık. Öyle ki duvar artık bir büfe, bir vitrin görünümü aldı. Hazırladığı deliklere rakılarımızı ve diğer kullanılmayan nevalenin bir kısmını dizdi, kömürler tutuşmuş mangal kıvamına gelmişti güzelce şişleri ve dalakları (ki o dalakları özel olarak hazırlatmış yüzünün deri kısmını soydurmuştuk) mangala yerleştirdik. Bir küçük yer masamız altı tane de plastik sandalyemiz mevcut, hepimiz yerleştik mezeler, meyveler hazırdı artık. Sakiliği Ahmet abi yapmak istedi hemen elinden aldım rakı şişesini ona sakilik yaptırılır mı hiç? Sırayı şaşırır - şaşırır kendinden başlar ben bilmezmiyim onu! Rakı yolunu alıp gidedursun bizde güneşe karşı muhabbetin kördüğümlerini çözdük ki espriler, hatıralar uçuşuyor havalarda, çoğu belden aşağı olsa da hikayelerin hepsi dinleniyor hepsine ayrı gülüşler atılıyor. Bu arada yanımızda ki ancak bir araba sığacak yere bir lüks araba yanaştı fakat arabayı sığdıramıyor, arabanın bir tarafı dışarıda kalıyor. İçki içmeyen arkadaş hemen kalktı bizim arabayı biraz öne çekerek onlara yol açtı, yerleştiler. Dört kişilerdi iki erkek, iki bayan gençti hepsi de, Ahmet abinin vitrinini gören genç kızlar sanki bir tabloya bakar gibi bakıyor oradaki rakı ve su şişesi koymak için yaptığı deliklere hayran – hayran bakıyorlar gülüşüyorlar. Delikanlılar uğraştı – uğraştı bir türlü yakamadı mangalı oysa ki arkadaş kayısı odununun ince dallarından da vermişti onlara, yakamadılar Ahmet abi dayanamadı kalktı onların yirmi dakikadır uğraştığı mangalı biri iki dakikada alevlendirdi; onlar da arabalarının kaputunu masa gibi kullanıyor oraya et – ekmek gibi şeyler diziyorlar, ama mangalın yanında bira içiyorlar. Gençlerden biri beni tanımış hal hatır sordu, bir esnaf abimizin oğluydu, kız arkadaşları ile kaçamak yapıyorlardı herhalde. Gençlere yayın balığından da ikram ettik, işte o anda olay koptu ve bizden rakı da istediler Ahmet abinin canını al rakısını alma, fakat bir şey demedi kızlar içmiyormuş erkeklere birer duble rakı vermemize ses etmedi. Onlar kendi muhabbetine biz kendi muhabbetimize takıldık. Gençler rakıyı nerden bulacaklarını sorduklarında elbet de yine rakı ikram etmek istedik ama kabul etmediler, bunun üzerine o anda gazinoların haricinde ilerdeki askeri garnizonun kantininde normal fiyattan satıldığını gazinolardan pahalıya almamalarını söyledik. Birisi gidip bir poşet bira ve bir büyük rakı alıp geldi. Herkes kendi alemine daldı biz yayın balığının nefis ızgarası ile rakıya yumulduk ki hiç sormayın. Hayatın zevki böylesi anlar benim için. Yavaş – yavaş hava kararmaya başladı, yanımızdaki arkadaşlardan ikisinin, Lokman ile Şükrü’nün güzel sesleri ve engin sanat müziği bilgileri vardı. Arabada her zaman bulundurduğum darbukayı çıkardım, hafif – hafif şarkılara takılmaya başladık şahane bir sanat müziği korosu olmuştuk bile. Hava tamamen kararmış karın tipiye dönüşmesi ile görüş alanı da azalmaya başlamıştı. O anda anladık Ahmet abinin odunları neden indirmediğini gitti o odunları adam boyu çattı, bir – birine yaslaya – yaslaya ördü onları. Gençler toparlanmış gidiyorlardı giderlerken kalan yetmişliğin dörtte üçü ile iki adet birayı bütün karşı koymama rağmen beni tanıyan o genç zorla, daha fazla içemeyeceklerini araba süreceklerini söyleyerek bize bıraktı. Ahmet abinin odun çattığı yerden arabayı uzaklaştırdık ve Ahmet abi güzel şarkılar eşliğinde ateşi verdi odunlara, sanki Erciyes’in tepesinde meşale yakmıştık bu keyif nerede bulunur dostlar. Yoldan geçen insanlar oluyor, otellerden gezintiye çıkan çiftler geliyor herkes bu güzelliğe (ya da((onlara göre)) çirkinliğe) bakıyor, kimisi oyalanıyor ateşi seyrediyor, kimisi dayanamayıp şarkılara katılıyor bizim solistlerde artık kendilerini assolist kıvamında görmeye başlamışlar en güzel nağmeler ile söylemeye çalışıyorlar şarkıları bu koro her yerde bulunacak bir koro değil inanın. Üç saat boyunca sürdü o ateş kenara bıraktığı yedek odunları takviye etti Ahmet abi ve vakit gece yarısını çoktan salladı, diğer arkadaşlar son selvi boyluyu içmekten kaçınıyor. Gitmek istiyorlar öyle gözüme bakıyorlar, Ahmet abi kıvamını almış kafayı bulmuş, ateşe odun attığı yerde son cümlesini patlattı; “Ne yakacak, ne yiyecek, ne içecek kalacak!” 30
YORUMLAR
boş ver be arkadaşım vur kadehi dibine dibine....demişler
eline sağlık emek vermiş yazmışsın keşke her emeğin karşılıgı olsaydı
keşke sadece içki siğara konumuz olsaydı
ama okadar cirkinlik varki
senin yazın güllerin arasında karanfil gibi geldi bana..
sevgiyle kal..