gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

İğdenin Serçesi

24 Ekim 2022, 23.04
A- A+
Herkesin önünde kendisine bağırmasına, küfretmesine, ortalığı kırıp geçirmesine gurunun izin vermeyeceğini bildiği için kalabalık bir mekan seçmişti. Zarafeti böylesi çok yönlü kullanan belki tek insan o diye düşündü.

Masaya iğdeden binlik istediğinde Sezen elindeki menüden başını kaldırdı, kendisine sigara uzatan adama doğru göz kapaklarını kaşlarına çıkartarak bakakaldı. O günün gündüzünde ilk kez gün içinde aranmaması geldi aklına. 6 yıl demişti. Şu an sıra dışı bir ilkin devam partını mı yaşıyor olacağından emin olmak istedi. Gün içinde programlanmayan ilk akşam yemeğiydi. Eve gelir gelmez gardıropta eline en yakın gelen takımı çıkarıp üzerini değiştirdi, ona da bu akşam bunu giymeni rica ediyorum dediği bir elbise seçmişti. Sezen'e üçüncü bir ilk gerekiyordu. Tam emin olmadan hareket etmek istemedi.

Garson uzaklaştığında:
    
     - Yakışır paşama, hepsini bir güzel içsin baharlaşsın, bahçelerimin toprağını tazelesin. İçsin ki Leyla’sını kazasız belasız bulsun bu akşamın gizemlisi seçtiğim beyefendim.

- Onu devirmeye ciğerim yetmez, bir el atarsın yokuşa geldiğimde.

Ve işte o üçüncü ilk geldi. Sıfatsız güzellemesiz duyduğu bu soğuk cümleden sonra şakağından bixi mermisiyle tehdit edilse bile o şişeye ağzını kesinlikle sürmemesi gerektiğini anladı. Kafasının en zehir haliyle çalışması o an ihtiyacı olan tek şey diye düşündü. Tek başına düştüğü adada on yıllardır kurtarılmayı beklediği o gemiyi nihayet görmüş de yelkenlerinin rengini beğenmezlik yapmasını ve gemiyi geri göndermesini isteyen bu binliğin gramına ağzını sürmesinin kendisi için intihar olacağını düşünerek bir kart istedi geleceğinden.
    
      - Ciğerin yetmezse derdin yeter. Yokuştan düşersen de ben buradayım bana düşersin. Hatta önden ilk üç kadehi şerefimize susuz harca ki çınar ağacım üzerime gölgelensin, kuracağı salıncaklar ayaklarımı yerden kessin.

Sezen'in bu güzel sözlerine karşılık olsun diye yüzünde belirlediği tebessümünün rengini istem dışı olarak yüz kızarıklığı tonlaması ile berbat etti Turan. Utanç ambalajındaki bu tebessümü hem kendi kendisine hem de Sezen tarafından kendisine yakıştırılamayacak iğrençlikte bulduğu için o hırsla doğrudan şişeden 200 gram yuvarladı. Geçmişindeki izlere ya yol olsun diye ya da dağ olsun diyeydi iğdenin açtığı kanal.

İş yerinde düzenlenip gönderilmesi gereken maili unuttuğunu, bunu birisine hatırlatması gerektiğini söyleyip izin aldı. Ceketini çıkardı, boydan iki kat yaptı sandalyenin arkalığına bıraktı, gömleğinin kollarını kıvırdı, restoranın bahçesine çıktı. Telefon görüşmesi bittiğinde yanında beliren garsonun kahve ikramıyla zaten bozuk olan asabı üçe dörde katlandı.

Lavaboya gitti. İçeride bir adam birilerine küfrederek ellerini kuruluyordu. Aynada kendisine baktı. Bunu bir an için gerçekleştirdiğini varsayarak peki sonra ne yapacaksın dedi. Sezen'i tanıyana kadar hayatının hatalarını yapabildiğin kadar zaten yaptın. Doy artık, hayatın düzene girdi, herkes gibi normal görünmeyi başardın, bu kadın sayesinde topluma tutunuyorsun. Daha ne istiyorsun? Tekrar insanlıktan çıkma kendine gel diyerek kendisini kontrol etmeyi başardı. Yol yakınken durumu düzelt. Masaya dön, meslekte olan önemli bir tatsızlık yüzünden moralinin bozulduğunu söyle, başka herhangi bir sorununun bulunmadığını, hayatında olduğu için Sezen'e tapınacağına devam edeceğini söyle ve konuyu kapat.

Masaya geldi. Sandalyeye sırtını yasladığında ceketin yakaları sırtını rahatsız etti.

İyi oluyor sana, rahatsız olmalısın da . Durumu düzeltmek için söz aldı.

- Seviyorsun diye özellikle iğdeden söyledim binliği. Masa kuralımızda bugüne kadar hiçbir ihlal yapmadığımızı bildiğimiz için yani bu ani gelişen içmeme kararın ilgimi çekmeseydi bu tepkisizliği bana yakıştırmazdın. Bu haklılığımla da olsa seni yargılamaya kapı aralayacağına sebep olabilecek en doğru bir soruyu bile sana yöneltme zorunluluğumun olmaması benim için de keyifli hanımefendiciğim.
     
      - Teşekkür ederim çok. Bundan daha az bir saygıyı bana münasip bulmanı senden hiç beklemedim. Kanunlarımızı biz kurarız biz yıkarız. İkimiziz diyarımızın sahipleri.

3 saat geçmişti. Sezen menü istedi, başka hangi mezeleri yemeli diye seçerek birer ikişer masaya getirtti. Şişede taş patlasın 350 gram kalmıştı ama Turan konuyu ne açmıştı ne de öyle bir tavrı vardı. Paketten bir sigara çıkardı ağzına götürdü. Turan’ın demini bulduğunu sadece böyle anlardı. Çakmağı tutuşundan, sigarayı yakarken ateşi ne kadar uzun tuttuğundan.. Kanıtın en büyüğü ise sigara yakılırken evvelden beri ritüelleri olan birbirlerinin gözlerine bakışlarındaki küçük ama önemli değişimlerden. Adamda tık yoktu. Kalan 350 gramın kendisine hayrı yok, bu saatten sonra Turan’a hiç olmaz dedi. Kendisini zaten zor tutuyordu. Elle tutulur bu mazereti hemen kullandı.
 
Kadehine 150 döktü, Turan’ın su teklifini eliyle durdurdu, garsona şişeyi kaldırarak aynısından getir diye işaret etti.

Turan hem kendi yüreğine hem de Sezen'in yüreğine su serpmek için konuşmaya başladı.

-Seninle dördüncü ayımızı yeni bitirmiştik. Biliyorsun işte savruluyordum. On kaplan cesaretinle beni bilmem kaç defa dümdüz etmenin eşiğinden dönüp duruyordun. İkimiz için de dönüm noktası olan sana sarf ettiğim o ifadelerime verdiğin karşılıkla aklımı o günden bugüne hep sende bıraktığına her sabah ve gece şükrediyorum sakin sokaklarıma ismini verdiğim.. Seni sanki binlerce yıldır hatırlıyorum. İnsanları üzmekten beni nefret ettirmene mi yoksa kokunu benden başka hiçbir kimseye duyurmamana mı, senin hangi bir özelliğine sevinme önceliği vereceğimi bilemiyorum çoğu zaman. Odamda beni bazen kendi kendime tebessüm ederken yakalıyorlar.
     
      - Hiç hatırlamaz olur muyum? O günlerde tam bir belaydın. Neredeyse seyretmediğim okumadığım kötü film kitap karakteri kalmadı ama o sıralardaki habisliğine 100 metreden yaklaşacak kadar kötü değildi hiçbirisi. N’oluyor demiştim kendime. İblise insan vücuduna girme şansı mı verildi demiştim. Dünyadaki herhangi bir insan senin o davranışlarının onda birini yapmış olsaydı, kendimle yetinmezdim, kaç tane paralel evrende bir Sezen varsa hepsini çağırırdım öyle tepki verirdim. İfadelerin tam olarak şunlardı: Benim dünyamın toprağı senin köklerini çürütüyor, bunu göremiyor musun? Beni günahkar yapmaktan zevk alıyorsan sen de güme gidiyorsun. Az kaybet-çok kaybettir programında bir düşman olacak kadar mı benden nefret ediyorsun artık. Defolup gitmem gerekiyor, benden tiksinmene ihtiyacım var demiştin.

YORUMLAR

25 Ekim 2022, 23.12
Eksik mi kaldı yazı ben mi eksik kaldım anlatılana?????
27 Ekim 2022, 20.31
Usta  bir  kalemden  çıkmış  güzel  bir yazı. Hikayeye  gelince sıkça  rastlanan kötüye  kapılıp  onu  iyi-leştirmek  için  kendisini  feda  eden  bir  kadının  hikayesi  gibi  görünüyor. Kötü  acaba  düzelir mi,    kurtarıcısı  acaba  başarılı  olur mu, yoksa  acılar  ve  pişmanlık  dolu  bir  hayatın  içine mi  düşer?   Devamını  okumak  isteği  uyandıran  başarılı  bir anlatım.  Yazarının  emeğine  kalemine  sağlık.
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın